29 Aralık 2025 Pazartesi

IŞİD YALOVA'DA

 29 Aralık 2025 sabaha karşı, Yalova merkezde bulunan İsmet Paşa mahallesinde bulunan eve emniyet güçlerimizin IŞİD terör örgütüne yönelik yaptığı operasyonda 3 polisimiz şehit olurken 7 polisimiz ve 1 bekçimiz yaralandı. Teröristler artık Yalova'ya ne kadar mühimmat sokmuşsa çatışma saatlerce sürdü ve ara sokaklara da yayıldı. Mahalledeki 5 okulda bu yüzden eğitime ara verdi. Konuyla ilgili kişisel görüşüm: bu olaylar hatalı Suriye politikamızın sonucudur. IŞİD Türkiyede bu süreçte örgütlendi ve Türkiye eyaleti programını uygulamaya koydu.Ve size bu konuyu daha da açacak 19 Aralık 2024 tarihli MASUM DEĞİLİZ başlıklı blog yazımı sizlere sunuyorum. 


Masum Değiliz 19.12.2024 


 Olay hafızalarımızda dün gibi taze. Hatırlarsınız 8 yıl önce DAEŞ terör örgütünüe mensup üç terörist Atatürk Havalimanına gelip önce uzun namlulu silahlarla ateş açmış sonra canlı bomba eylemi yapmış ve 45 vatandaşımız katledilmiş 236 vatandaşımız yaralanmıştı. 13.Ağır Ceza Mahkemesi saldırının failleri oldukları için 6 sanığa 46 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası vermişti. Yargıtay aldığı yeni bir kararla 12 Aralık perşembe günü bu 6 sanığı tahliye etti. Olay medyada duyulmaya başlanınca da DMM den yani Dezenformasyonla Mücadele Merkezinden şöyle bir açıklama geldi: 



"...Ancak tahliye edilen söz konusu 6 sanık 8 yıldır tutuklu olup, saldırının faili değillerdir. Bu kişiler, örgüt üyeliği, örgütün finansı gibi suçlardan yargılanmaktadırlar. 6 sanığa isnat edilen suçlar yönünden tutuklu kaldıkları süreler verilecek cezaları karşılama ihtimali bulunduğundan tahliyelerine karar verilmiştir. " 



Tahliye edilen DAEŞ terör örgütüne mensup bu 6 sanık meğerse olayın faili değilmiş sadece finansmanını sağlıyorlarmış. Yani sağlanan o finansmanla Atatürk Hava Limanında 45 vatandaşımızı katleden uzun namlulu silahlar ve kendini patlatan canlı bombanın bombası alınmışsa bile olay sadece finansmanmış ve çokda şey etmemek lazım mış ki bu 6 sanık 8 yıl yattıktan sonra serbest bırakılmış. Arkadaşlar bu olayı anlamak için filmi biraz geriye sarmamız gerekiyor. Bakın Yılmaz Özdil Gaslight kitabında 337 ve 338. Sayfalarda ne anlatıyor: 



" Paris'te G20 zirvesi düzenlendi. Putin orada gazetecilerle konuştu. Birebir şu cümleleri kullandı. ' Türkiye Rus uçağını DAEŞ'le petrol ticaretini korumak için düşürdü, DAEŞ ve diğer terör örgütleri tarafından kontrol edilen ham petrolün Türkiye topraklarına girdiğini kanıtlayan bulgular elde ettik, buradaki meslektaşlarımıza uzaydan ve uçaktan çekilen fotoğrafları gösterdim, yasadışı petrol ticaretinin boyutlarını kanıtlayan fotoğraflar, tanker konvoyları kilometrelerce uzuyor, Suriye ve Türkiye topraklarındaki bu petrol sevkiyatı yollarının güvenliğini sağlamak için Rus uçağını vurduklarını düşünüyoruz, Türkiye'nin Suriye'deki Türkmenleri koruması elbette sadece bir bahane' dedi. 



"... Yetmedi Rusya savunma bakan yardımcısı Antonov daha ağır suçlamalarda bulundu, ' Suriye'de teröristlerin gaspettiği petrol binlerce tankerden oluşan canlı boru hattıyla, üç güzargah üzerinden Türkiye'ye sevk ediliyor. Erdoğan ve ailesi bu petrol sevkiyatıyla ilişkili ' dedi, uydu fotoğraflarını basına dağıttı. Bu vahim açıklamalar, dünyada gümbür gümbür manşet oldu... " 



Yani anlayacağınız Türkiye kafa kesen DAEŞ terör örgütüyle petrol ticareti yapıyordu. Daha da vahimi vardı. Filmi biraz daha geriye sarıyorum. 29 Mayıs 2015 Can Dündar imzalı haberde Cumhuriyet gazetesi MİT tırlarıyla bölgeye ilaç götürüyoruz kamuflajıyla DAEŞ terör örgütüne silah taşındığının haberini fotoğraflarıyla manşetten verdi. Görüntüler 19 Ocak 2014 tarihine aitti. Bu haberi yapan Cumhuriyet yazarı Can Dündar tutuklandı. Sonra serbest kaldı. Bir kez daha tutuklanıp demir parmaklıkların ardına gönderilmeden önce yurt dışına çıktı. Yıllardır Almanya'da sürgün hayatı yaşıyor ve memleket hasreti çekiyor. 



Günümüze gelecek olursak. Suriye'de Esad rejimi devrildi. Bu operasyonu HTŞ  Heyeti Tahrir El Şam adında bir örgüt yaptı. Bu örgüt esasında DAEŞ li eski teröristlerden oluşuyor ve Türkiyenin desteklediği Özgür Suriye Ordusu ÖSO ve Suriye Milli Ordusuyla bölgede iş birliği yapıyorlar. Şimdi Suriye'de Esad rejiminden sonra egemen olan eski DAEŞ'li teröristlerden oluşan HTŞ' ye şu açıdan bakmanızı istiyorum. Türkiye devleti yeni Suriye'de kurulacak rejimde söz sahibi olmak isteyecektir ve bunun için HTŞ'yi oluşturan eski DAEŞ'li teröristlerle diyalog halinde olması muhtemel. Zaten belgeleriyle teröristlerle petrol ticareti ve silah yardımı yaptığımızı yazının önceki bölümlerinde anlattım. Sizden yargıtayın geçen hafta serbest bıraktığı Atatürk Hava Limanı saldırısından tutuklu olan 46 kez müebbet almış 6 DAEŞ'li teröristi neden serbest bıraktığı konusunu; geçmişte DAEŞ'le yaptığımız petrol ticareti, MİT tırlarıyla DAEŞ'e yapılan silah yardımları ve Suriye'de Esad'ı deviren eski DAEŞ'li teröristlerin oluşturduğu HTŞ ile diyaloğumuzu göz önünde bulundurarak bir kez daha değerlendirmenizi rica ediyorum. 


Masum değiliz...

28 Aralık 2025 Pazar

Geyikler

 Gölgelerin boy ölçüştüğü bir devir. Karanlıkta ortadan kaybolan bir şeyin övünülecek tarafı nedir ki? Sahte ışıkların sponsorluğunda sidik yarışına girmiş kodamanlar. Baba dediğin çınar gibidir gölgesi yeter. Ama öksüz kalmış ağaçsız bırakılan çocuklar. Duvar saatim bozuldu, tamir ettirmedim. Çünkü ona gıcıktım. İnce zayıf yelkovan, şişko kısa boylu akrebin sürekli önünde koşuyordu. Zavallı şişko akrep nefes nefese kalıyordu yelkovanın arkasından koşarken. Artık her ikisi de durdu, çünkü saatim bozuk. Keşke bozuk olan sadece saatim olsaydı. Kafam da bozuk. Geçen gece rüyamda Osimhen'in takımdan ayrıldığını ve Galatasaray'ın forvetsiz kaldığını gördüm. Oh my God!! Ne kabus ama... Ekonomi, eğitim, liyakat, adalet, güvenlik konularında dünya bizi kıskandığı için tek derdim: tuttuğum takımın forvetsiz kalması. Bu sabah Noel Baba'yla konuştum. Adamcağız dertli mi dertli. Kızağını çeken geyikler  "Çalışma koşullarımız iyileşsin. Yıllardır karda buzda senin kızağını çekiyoruz yoksa yılbaşında grev yaparız " diye bizim Noel Baba'yı tehdit etmişler. Adamcağız iki gözü iki çeşme bana dert yandı. Bende ona " O geyikleri kes ve etini emeklilere yedir. Yıllardır ülkeyi sırtında çeken emekliler taze geyik etini yiyince senin kızağını da sorgusuz sualsiz çekerler " diye akıl verdim. Nasıl iyi akıl vermiş miyim? Yeni yıl öncesi bende durumlar böyle. Hepinizin yeni yılı kutlu olsun sevgili okurlar.

27 Aralık 2025 Cumartesi

Sokak Çocukları

 Çocukluğum seksenler ve doksanlarda geçti. Duvarlarla çevrili korunaklı sitelerin bu kadar yaygın olmadığı, bahçeli evlerin kat karşılığı müteahhite verilip kurban edilmediği, mahallelerin güvenli olduğu yıllardan bahsediyorum. O zaman bütün çocuklar, sokak çocuğu olma lüksüne sahipti. O zaman oyun konsollarında Fifa'da yada PES'de sanal maçlar yapmak yerine sokakta, bahçede, arsada gerçek maçlar yapardık. Belki tabletlerimiz ve Mine Craft oyunumuz yoktu ama biz mahalleden arkadaşlar bir araya gelir, karton kutulardan, naylon brandalardan, tahtalardan kendi evlerimizi yapardık. Mesela PUBG veya ROBLOX oyunu o zaman yoktu ama biz plastik tabancalarımızla hayalini kurduğumuz düşmanlarla savaşırdık. Bizler sosyal medya çocukları değil, sosyal çocuklardık. Sokak çocuklarıydık. Ülkemizde artık maalesef mahalle kültürü kayboldu. Çocuklarımızla birlikte kendimizi korunaklı sitelerdeki evlerimize hapsettik. Telefonların ve tabletlerin ekranlarından hipnotize edilmiş çocuklar var artık. Makinelerin insanları ele geçirdiği The Matrix distopyası gerçek oldu ama biz farkında değiliz. Bundan bir nebze olsun sıyrılmanın yolu: resim, müzik, sanat, edebiyat, futbol, basketbol, voleybol, spor. Çocuğunuzun muhakkak bu saydıklarımdan biri yada bir kaçıyla ilgili tutkusu olsun. Çocuğunuza sanatı, sporu sevdirin ve düzenli olarak yapması için teşvik edin. Çocuklarımız sosyal medya çocukları değil, sosyal çocuklar olsunlar.


26 Aralık 2025 Cuma

Beyaz Rüya

 Kar gelecek diyorlar. Yağdımı kenti kaplayan beyaz örtünün nostaljik bir tarafı var. Kar dendi mi çocukluğumda sokakta yapılan kartopu savaşları ve kardan adamlar gelir aklıma. Akşamına çıtır çıtır eden odun sobası başında abimle He-Man figürlerimizle oynayışımız, mesaiden dönmüş yorgun babamın divanda uzanmış gazetesini okuyuşu ve annemin pencere önünde elinde kitabını okuduğu bir sahne aklımda canlanır. Kar tanelerinin gökten ağır çekim düşüşü adeta aşağıdaki hayatı da yavaşlatır. Yollar kapanır trafik yavaşlar, sokaklar kaygandır adımlar ihtiyatlı hale gelir, koşuşturma son bulur ve beyaz gelinlik giymiş kentin güzelliğine kapılır insanlar. Kararan hayatların aksine her tarafı örten karın beyazlığıdır belki de insanın kalbine dokunan. Çünkü kar; beyazdır, saftır, kentli insan gibi aceleci değildir. Yavaş yavaş yağar, yavaş yavaş örter ve günü geldimi yavaş yavaş ortadan çekilir. Beyaz rüyanın kendine has bir asaleti vardır. Aktır, paktır ve sanılanın aksine anne koynu gibi sıcaktır. Gökten yere düşen milyonlarca kar tanesinin her biri birbirinden farklıdır lakin toprağı örten aynı beyazlığa hizmet ederler. Tıpkı birbirinden farklı olan insanların aynı Tanrı'ya inanması gibi. Belki de biz yılda bir kaç gün olsada kenti beyaza bürüyüp bize beyazın çağrıştırdığı hiçliği hatırlatmasını seviyoruzdur. Bizleri üşüten; karma karışık kafalarımızın, keşmekeş koşuşturma içinde geçen hayatlarımızın hiçliğe duyduğu özlemi beyaz rüyanın kucaklayıp ısıtmasıdır belkide bu doğa fenomeni. Kim bilir?

24 Aralık 2025 Çarşamba

Eğer Deniz Olsaydım

 Deniz sahile aşık, hiç durmadan dalgalarıyla kumsalı okşuyor. Gece olunca bir fısıltı duyuluyor mavi gövdeli dalgalardan. Marmara gökteki yıldızları ve ayı dalgalarına hapsetmiş aşığına armağan ediyor hiç durmadan. Bunlar yakamozların fısıltısı. Bunlar sevgiliye söylenen aşk mısraları. Ah şimdi denizler gibi olmak vardı... Hep o mavilik gibi özgür, hep o mavilik gibi dingin, hep o mavilik gibi engin. Eğer deniz olsaydım deniz kızlarını bulur onlarla sohbet ederdim. Onların dillere destan güzelliğini şöyle bir durup izlerdim. Masallarının bir parçası olurdum. Belki o zaman çocukluğumdaki gibi mutlu olurdum. Eğer deniz olsaydım Musa'yı görünce imanımdan ikiye yarılırdım. Firavun tayfasını görünce öfkemden üzerlerine akardım. Eğer deniz olsaydım Barbaros Hayrettin'i omuzlarımda taşırdım. O fetihten o fetihe koşardım. Eğer deniz olsaydım Titanik'e acırdım ve onu batırmazdım. Böylece Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio hiç ayrılmazlardı. Evlenir belki bir çocukları olurdu. Belki adını bana teşekkür etmek için Derya koyarlardı. Eğer deniz olsaydım her akşam semadaki yıldızları yüklenir ve senin sahiline getirirdim. Tatlı tatlı tenine dokunur yakamozlanarak seni seviyorum derdim. Eğer deniz olsaydım ben seni çok severdim. Eğer deniz olsaydım...

21 Aralık 2025 Pazar

Özgür Kararlar

 Liseden sonra üniversite tercihi bir karar. Çalışacağın işi seçmek bir karar. Eşini seçmek bir karar. Arkadaşlarını seçmek bir karar. Kazandığın parayı harcamak bir karar. Zamanını neye verdiğin bir karar. Malum yılın son günlerindeyiz ve bende rahmetli babamın bana öğütlediği gibi geçmiş yılın muhasebesini yapıyorum şu günlerde. Sevgili okurlar, hayatınızda bugüne kadar aldığınız kararları hiç gözden geçirdiniz mi? Kararlarımız kaderimizi belirler. Hayatta önümüze yol ayrımları geliyor. Şimdi bana " Kaderden öte köy yok. Sonuçta ne yaparsak yapalım kaderimizi yaşayacağız " diyeceksiniz. Peki kaderimizi tüm olup bitecekleri yaşamakla yükümlü olduğumuz kitabımıza yazan Tanrı, ya bazı sayfalara sadece " Ey kulum burası senin dilediğin gibi olsun " diye yazmışsa... Bunu bi düşünün. Kararlarımızın ne kadarı bize ait? Tabulara ve içinde bulunduğumuz yankı odasına göre mi karar veriyoruz, yoksa kendi iç sesimizi dinleyerek mi karar veriyoruz? Kararlarımız da özgür müyüz? Yirmili yaşlarda da, bugün kırklarında da hep kalbini dinlemiş biri olarak söylüyorum: yirmi beşimdeyken benden yirmi yaş büyük,kırk beş yaşında farklı bir ülkede farklı bir milletten anlaşma dilimizin kendi ana dillerimiz olmadığı, ingilizce olduğu, aradaki iki bin kilometre mesafe ve hayat şartlarından ötürü üç-dört ay süren hasret göz yaşlarını döküp sonrasında beş-altı günlük " balayımızlarda" her şeyin maksimumunu yaşadığımız bir kadınla aşk yaşamış biri olarak söylüyorum. Mühendisliğinin en verimli çağında içindeki yazma tutkusuna kulak verip 32 yaşında mühendislik kariyerini terk edip 11 yıldır kendini edebiyata ve yazdığı yazılara adamış biri olarak söylüyorum. Tüm arkadaşlarımın aile kurup boyumca çocukları olurken yalnızlığı tercih eden biri olarak söylüyorum. Ben hiç bir zaman " Çevrem şöyle yapıyor, bende aynını yapayım " demedim. Aykırı olmaktan asla korkmadım ve bugün " Kadere şükürler olsun " cümlesini rahatlıkla kurabiliyorum. Siz de aykırı olmaktan korkmayın. Aykırı olmak, başkalarının dayattığı sahte hayatları yaşamaktan bin kere daha iyidir. Konfüçyus'un şu sözünü unutmayın:

Çok kişiyle konuş,

Az kişiyle düşün,

Tek başına karar ver.


20 Aralık 2025 Cumartesi

Üç Baykuş

 Sabah oldu, sokaklar uyandı, şehir homurdanmaya başladı. Gün aydı. Güneşsiz gökyüzü bulutlu ve gri. Nerede bahardaki maviliği? Acaba gökyüzü griyken rüya mı görüyor? Doksan dokuzda yıkılan, sonra yeniden yapılan bu şehir, bu insanlar, tüm bu hayatlar bu griliğin uykusundaki düşü olabilir mi? Belkide biz bir rüyayız. O zaman niye canım acıyor? Niye geçmiş yaralar kanıyor? Bahar tekrardan ne zaman gelecek? Gökyüzü tekrardan mavilenmek için yoksa benim uyanmamı mı bekliyor? Karşıya geçmek istiyorum ama köprü yıkılmış. İyiler kötülerden usanmış. Kahvemin falında karşı yakada dizlerini kıvırıp oturmuş dua eden bir çocuk görüyorum. O çocuk nefsimin, karmaşık duygu ve düşüncelerimin gölgesinde kalmış benim aslında...Ardında birbirine sokulmuş üç baykuş. Faldaki saf, temiz, günahsız o çocuğa kavuşmak istiyorum. Kirlerinden ve karanlıklarından arınmış. Sadece Rabbine güvenip dayanmış. O yüzden güneşi bulmalıyım. Kayıp güneşi... Gölgem kalktığında iki taraf arasındaki köprü tekrardan belirecek ve ben karşıya yani kendime geçebileceğim.

19 Aralık 2025 Cuma

Sevdik mi?

 Sevdik. Filmlerde bir yumrukla on kötü adamı yere seren karizmatik aktörü sevdik. Allah vergisi güzelliğini gösterişli kıyafetler içinde taşıyan, hoş sesiyle şarkılar söyleyen kliplerdeki o güzel popçuyu sevdik. Gol atan topçuyu sevdik. Meydanlarda gürleyen o siyasetçiyi sevdik. Biz hep herkesin sevdiğini ve güçlü olanı sevdik. Acaba hiç üstü başı boya-sıva içinde çocuklarının rızkı için bütün gün inşaatta çalışmış işçi Mehmet'i sevdik mi? Çocukları için saçını süpürge etmiş, iki evlat büyütmüş, şimdide torunlarına bakan Fatma teyzeyi sevdik mi? Doğuda kışın eksi yirmi derecesinde kelle koltukta vatanı koruyan asker Ali'yi sevdik mi? Emekli maaşı yetmediği için yetmişinden sonra sokakta simit satan Rafet amcayı sevdik mi? Biz gerçekten sevmeyi bile beceremedik. Kendimizi bile doğru dürüst sevemedik. Noksanlıkları ayıp sandık. Parasızlığı, şöhretsizliği, yalnızlığı kayıp sandık. Kuyruklu bir yalana inandık. Pop-kültürün yarattığı sahte ilahlara taptık. Biz " Yaradılanı severim yaratandan ötürü" sözünü unuttuğumuz gün ilk yanlışı yaptık.

18 Aralık 2025 Perşembe

Kara Koyun

 Dünyada kopan gürültünün içinde kaybolmaktansa, sessizliği seçtim. Fani kalabalıkların hep bir ağızdan bağıra bağıra " para, makam, güç, aşk " şarkısını söylerken kendinden geçip benliklerini yitirişlerini oldum olası hüzünlü buldum. Onlar bağırdı ben sustum. Sonuçta kendini yitirip kendini hatırlamayan insan görünür olsa ne olur olmasa ne olur. Ben sessizliğimde ruhumun sesini dinledim. Yoksunluğun ve kederin kara damlalarında ıslandım. Kara koyun oldum. Nefsimin arsızlığını doyurmak için kurt olmaktansa, RABBİME kurban olacak bir koyun olmayı seçtim. Me, mee, meee... Lütfen sözümü kes-meee. Hani bir köprü var. Öte dünyada geçeceğimiz. Anladım ki biz o köprüyü aslında yaşarken geçiyoruz. Para, makam, güç, aşka dalıp yoldan çıkanlar olacak. Birde nefsini karartıp yolda olanlar olacak. Selam olsun nefsini karanlıkta, huzurda saf tutanlara...

16 Aralık 2025 Salı

Yeni Yıl

 Dükkanların, kafelerin vitrinlerinde yeni yıl ışıkları yanıyor. İnsanlar kendilerine hiçbir zaman çıkmayacak ikramiye için piyango bileti alıyor. Karanlık odada titreyen bir mumun alevi misali yüreklerde tatlı bir kıpırtı tatlı bir heyecan. 2025 bastonuna dayanmış ihtiyar adımlarla kapının eşiğine gelmiş nefes nefese sahneyi terk etmeye hazırlanıyor. Yeni yıl geliyor. Ben olsam hiç gelmem yerli yerinde dururdum. Çünkü bu insanlara yaranılmaz. Bugüne kadar kaç tane yeni yıl gelirse gelsin, insanlar eskittiklerinin arkasından hep kötü konuştular. " Eski yıl git bi daha gelme! Bu uğursuz bir yıldı... Bu seneyi unutmak istiyorum " gibi şeyler. Yıllar bu insanlardan hep vefasızlık gördü. Buna rağmen her seferinde yenisini yolladı. 2026 bizim olgunluk, vefa gibi konularda yıllardan ders aldığı bir sene olsun. Yeni yılınız şimdiden kutlu olsun.

14 Aralık 2025 Pazar

Dil

 Dil diyip geçmemek lazım. Bir insanın dünyası dilinin ufku kadardır. Hayat akan bir suysa, kelime dediğimiz şey o suya daldırılan bir bardaktır. Dil ile hayatı tanımlarız. Tanımsız kalan bir hayat noksandır. Kelimelerin gücü buradan gelir. Kelimelerle o sudan içebiliriz. Okumak bu yüzden önemli. Kitap okuyan bir toplumlumun iletişim kanalları açıktır. Sağlıklı iletişim bireylere huzur getirir. Çok kelime bilen insanların empatisi gelişmiştir. Bu tartışmaları ve kavgaları engeller. Ben de ülkemizde kitap okunmasına kafayı taktım. 2013 yılından beri yaşama sanatına ilişkin yazılarımla huzurlarınızdayım. Neden " Yaşama sanatı? " Yarası olmayan şifacı olamazmış. Yazdım iyileştim, yaşama sanatına ilişkin yazılarımla yolumun kesiştiği insanlara da iyi gelmeyi amaçlıyorum. Geçtiğimiz 12 yılda blogumda yazdığım yaşama sanatına ilişkin yazılarımı derleyip toplu hale getirdiğim bir kitabım var. Adı: Bir Lanu'nun Güncesi. Geçen ay piyasaya çıktı. Elektronik kitap ( PDF ) formatında. Tabletinizden, telefonunuzdan yada bilgisayırınızdan okuyabilirsiniz. Korkmayın fiyatını uygun tuttum. Bir çay parası kadar. Maksat bilgimizi, fikrimizi, hayal gücümüzü paylaşmak değil mi? Kitabıma instagram profilimdeki linke tıklayarak bir kaç dakikada ulaşabilirsiniz. Şimdiden iyi okumalar. Sevgiler...

13 Aralık 2025 Cumartesi

Kestaneler

 Soğuk bir Aralık akşamı. Sokaklar yazın coşkusunu ve insanları arıyor. Ağaçlar çıplak, yerler ıslak kalmış. Kentin ortasından akan ve Marmara'ya kavuşan derenin üzerindeki köprüde " Sıcak, sıcak kestane kebap " diyen amcanın çatallı sesi yankılanıyor. Ondan kestane alıyorum. Ondan son kestane aldığımda bir şiir yazmıştım. Belki bu sefer yazı yazarım, diyorum. Ellerim kestanelerin sıcaklığıyla bir an soğuk bir Aralık akşamında olduğunu unutuveriyor. Keşke kalbimi de ısıtmak bu kadar kolay olsa, diyorum. Gözüme köprünün köşesindeki postane ilişiyor. O an aklıma o geliyor. O kadına söyleyeceğim: Yalova'ya gelince postaneye gel, evim çok yakın ben seni oradan alırım, cümlesinin provasını kim bilir aklımda kaç kez yaptım. Ama aramadı. Hiç aramadı... Bazen o kadını yoksa ben mi yarattım, diyorum. Yada o beni yarattı. Belki de ikimiz birbirimizi biraz yarattık... Dere kenarındaki kafelerden birine giriyorum. İçeride bir masada tavla partisi yapan Araplar. Pulların ve zarların çarpma sesleri yankılanıyor. Bir masaya oturuyorum ve büyük kupada çayım geliyor. Kestanelerin kabuklarını soyup ağzıma atıyorum ve çayımı yudumluyorum. Kafenin dört duvarı, çay ve kestanelerle ısınıyorum. Keşke kalbimi de ısıtmak bu kadar kolay olsa, diyorum...


11 Aralık 2025 Perşembe

Gemiler

 Aşk gençken mi yaşanır? Yol gençken mi koşulur? Mutluluk gençken mi yaşanır? Peki insan ne zaman gençtir? Kalbi hiç kırılmamış, zaman içinden hiç geçmemişken, deneyimlerini ilk kez yaşarken mi? Yoksa yaşı ne olursa olsun, hayatın önüne getirdiği her yaşa okunacak, tadına varılacak, "Yazarın" onun için yazdığı her cümleyi kutlayıp yaşayacak kendisine hediye edilen yeni bir kitap gözüyle bakanlar mı gerçekten gençtir? Aslında soruyu yanlış sorduk. Gençlik nedir, demeliydik. Gençlik sevmektir. Gençlik yolu koşmaktır. Gençlik mutlu olmaktır. Gençlik insanın yaşıyla ilgili bir kavram değil, insanın içinde bulunduğu " hal " ile ilgili bir kavramdır. Uzak yol gemileri gibiyiz. Uğradığımız limanlar oluyor, boğuştuğumuz dalgalar oluyor. O limanlarda içimizde hangi yolcuları taşıyacağımıza iyi karar vermeliyiz. O yolcular bizim duygularımız. Umudu, hayalleri, sevgiyi, neşeyi, mutluluğu, şükrü taşırsak hayat gemimizin atmosferi de hoş olur. Gittiğimiz yol da hoş olur. Gençlere ve her daim genç kalanlara selam olsun. 


10 Aralık 2025 Çarşamba

Zihin Obezliği

 Fazla kilolar ve şişmanlık sağlığa zararlıdır. Formumuzu korumak için beslenmemize ve egzersizlere dikkat ediyoruz. Peki kafadaki şişmanlık için birşeyler yapıyor muyuz? Aklımızda da tıpkı bedenimizde olduğu gibi fazla kilolardan obezleşebiliyor. Aşırı düşünmekten bahsediyorum. Düşünmek güzeldir karar almadan önce. Bu düşünce arabanın farları gibidir gideceğimiz yolun karanlıkta kalan virajlarını aydınlatır. Lakin geçmiş pişmanlıkların ve gelecek kaygısınının oluşturdukları düşünceler akla ağırlık yapar. Aklı yorar. Tıpkı fazla kiloların bedene yük olması gibi, pişmanlık ve kaygılar aklın fazla kilolarıdır. Bu fazlalıkları aklımızda boş yere taşıyıp zihnimizi yormamalıyız. Geçmişi ve geleceği değiştiremeyeceğimizi kabul edip "şimdiye" odaklanmalıyız. Aklımızı geçmişten gelen pişmanlık ordusunun attığı bombalar ve gelecekten gelen kaygı ordularının sıktığı mermiler neticesinde harap olmuş bir savaş meydanına çevirmekten vaz geçelim. Aklımız hayattaki en önemli varlığımız. Ben bi dönem kaybettim oradan biliyorum. Aklımızın savaşa değil barışa ihtiyacı var. Bu yüzden geçmişle barışmalı, geleceği ise kadere emanet etmeliyiz. Sadece ana odaklanacağımız aktivitelerimiz olmalı şu hayatta. Antrenman ve sanatsal etkinlikler gibi. Mesela koşarken veya roman yazarken zihniniz sadece o aktiviteyle meşgul oluyor ve geçmiş-gelecek gökselinden gelen düşünce yağmurlarına bir şemsiye açmış oluyorsunuz. Herkese tavsiye ederim.

9 Aralık 2025 Salı

Günaydınlar

 Sabahın ıssızlığında kahvemden ıssız yudumlar alıyorum. Kahvemin koyuluğu karanlık sabahın koyuluğuna eşlik ediyor. Sessizliği dallarda ötüşen kuşlar bozuyor. Benimde sessizliğimin son bulması yakın. Çocuk parkındaki öksüz salıncaklara, hüzünlü kaydıraklara bakıyorum. Kahvemden bir yudum alıyorum ağzımda buruk bir tat. Tıpkı hayatın buruk tadı gibi. Tıpkı yarım kalan hikayenin adı gibi. Tıpkı kör ozanın sazı gibi. İçimde buruk buruk çalan nameler. Dilimin ucuna kadar gelip de o güzele bir türlü söyleyemediğim sözler. Arsızca bozduğum yeminler. Üzerimdeki gözler. Sabah ayazı soğuk soğuk bakıyor. Yeni bir gün başlıyor. Günaydın dostlar günaydın. Metroda, otobüste, vapurda işine, okuluna giden dostlar. Hepinize yeni günde kolaylıklar...

8 Aralık 2025 Pazartesi

İsyankar Ağaç

 Rüyamda yine bir sınav ve sınavı unutup çalışmadığımı görüyorum. Hayatımdaki sınavlar beni çok mu korkutmuş sık sık bunu görüyorum. Yoksa Tanrı'nın bendeki bazı şeylerden memnun olmadığının bir işareti mi? Yada geçmişteki hatalarımın telafi edilmesini mi anlatıyor bilemiyorum. Ya telafisi mümkün olmayan bir hatam varsa? Evimin orada, dere kenarında bir ağaç var. Çıplak kalmış dallarında düştü düşecek bir kaç kurumuş sarı yaprak, diğer yarısında ise kışa isyan eden yeşilliğini korumuş sararmayı ve dallardan düşmeyi reddeden asi yeşil yapraklar. Bu tuhaf ağacın yarısı doğaya karşı isyanda. Acaba farkında olmadan ben de mi isyan ediyorum? Çalışmadığım sınavlar korkutucu ama eğer varsa farkında olmadığım isyanlar daha korkutucu... Sabah gece yağmurlarının ıslattığı yollarda sulara bata çıka koşmuşum. Ardından kahvaltımı ediyorum. Zeytin, peynir, bir kaç dilim taze ekmek. Hepsi de lezzetli geliyor. Şükredip kafeden ayrılıyorum. Köprüden karşıya geçip dere boyunca yürüyorum. Bir banka oturup iki sigara tüttürüyorum. Derede yüzen martıları izliyorum. Bugün öğleyi camide kılayım, diyorum. Cami kalabalık. Ezan öncesi vaaz veren hoca: insanların cehenneme götürülürkenki feryadını duysanız dehşete düşüp bayılırdınız, diyor. Cemaatle beraber namazımı kılıyorum. İçim huzurla doluyor. 2022 nin Aralık ayında başladığım beş vakit namazı tam üç yıldır kesintisiz kılıyorum çok şükür. Halbuki kılmaya 2005 de 22 yaşındayken başlamış, defalarca yeniden başlayıp bırakmıştım. Demek ki hammışım... Anlıyorum ki iman da insanın içinde olgunlaşması gereken bir şeymiş... Eve gelip kendime bir kahve koyuyorum ve sizlere bu yazıyı yazıyorum.

Aşk din,

Mutluluk ibadet,

Sevgi ise Tanrı'dır.

Tanrı'yı unutmayın. Çünkü o sizi hiç unutmuyor...


7 Aralık 2025 Pazar

Delilik

 Delilik gerçeklikten kopmaktır diye tanımlanır. Peki biz dünyalılar gerçeğin ne olduğunu unutmuş olabilir miyiz? Vicdan gerçeği konuşmaz mı? Ya yaşadığımız onca savaşa, acılara artık kayıtsız kalışımız vicdanımızın error verdiği anlamına gelmiyor mu? Savaş derken sadece askerler arasında toprak ve petrol için yapılan savaşı kastetmiyorum. Birde para için yapılan esnafından, holdingine yapılan ticari savaşlar var. Ha birde güce tapıp koltuk için her yol mübah diyen siyasilerin savaşı var. Cephede kan dökmek ne kadar kötüyse, para ve koltuk için insanları aldatmak ve hile yapmak o kadar kötü. Sonuçta ikisinde de vicdan susturuluyor. Vicdanı artık çalışmayan insanlar da bence delidir. Çünkü hakikat: iyi, cömert, adaletli, doğru olmaktır. Vicdansızlık da gerçeklikten kopuştur. Vicdanını yitirmiş bir dünyada kitlesel halde bir delilik yaşıyoruz ama farkında değiliz. Derin bir uykudayız. Acaba ne zaman uyanacağız?

6 Aralık 2025 Cumartesi

Kervan

 Hayat bazen bilgisayar oyunu gibi. Oyna, yenil, tekrar et modunda gidiyor. Oynadıkça karşımızdaki yapay zekayı çözüyoruz ve onu yenmek için stratejiler geliştiriyoruz. Hayatta da böyle oluyor. Bilgisayar oyunundaki gibi ölümsüzlük hilesi olsa ve hayatta her oyunu ilk seferinde kazansak olayın zevki kaçardı. Bazı oyunlar kaybedilmeli. Bu kayıplarımız oyunda bize belki ekstra can vermiyor ama  "deneyim" katıyor. Bazen bir kayıptan kazanılan deneyim gelecekteki onlarca meydan okumanın kazanılmasını sağlıyor. Şunu iyi bilmeliyiz: harekete geçmek için tam anlamıyla hazır olmayı beklememeliyiz. Atalarımız: kervan yolda düzülür diye, boşuna dememiş. Varılacak bazı şehirler vardır ki oraya zenginler değil, oraya varmak için oranın yolunda ter döküp "zenginleşenler" gidebilir. Oynamaktan, yenilmekten, tekrar etmekten ve yola çıkmaktan hiç bir zaman korkmayalım.

5 Aralık 2025 Cuma

Ayın Işığı

 Sabah bir türlü olmak bilmiyor. Kışın soğukluğuna güneş isyan ediyor ve ufuktan bir türlü doğmak bilmiyor. Sabahlar karanlık, okula ve işe giden insanların yolculukları karanlık. Dünyadaki onca savaşa, dökülen kana, kendini Tanrı sanan ahlaksız " lider" lerin adaletsiz yönetimleri altında ezilen mazlum insanların güneşi doğuyor mu, asıl bunu merak ediyorum. Yoksa bizim güneşimizin isyanı kışın soğukluğuna değil de vicdanını yitirmiş mazlumların çığlıklarını duymayan nasırlaşmış kalplerin soğukluğuna mı? Bu nasır çok tehlikeli bir şey özellikle kalpte olanları. Nasırlı kalbe sahip olan kişi vicdanım sızlıyor der, lakin sızlayan kibrinin karabulutlarından ötürü ışıksız kalan ve içinde artık empati, sevgi, cömertlik, adalet duygularının yaşamadığı buz gibi soğuk kalplerini kaplamış nasırlarının acısıdır. Bu kişiler nasır acısını vicdanımın sızısı diyerek kendilerini kandırırlar. İşte böyle karanlık bir sabahta Yalova sahiline çıktım. Her yer karanlık ve sessiz. Biraz yürüdükten sonra kumsalı selamlayan ağaç silüetlerinin arasında tepsi gibi parlayan muhteşem bir ay gördüm. Ayın karanlıktan ötürü lacivert marmara denizine vuran beyaz ışığı denizin kıpırtısında dağılıp dağılıp yeniden toparlanıyordu. Bu büyülü manzarayı görünce bizimde " toparlanmaya " ihtiyacımız var dedim. Hayatlarımızda ki kıpırtı yada sarsıntı ne kadar çok olursa olsun tepemizde bize çok uzaklardan ayın gönderdiği ışığı hayata yansıtabilmemiz için. O ışık erdemleri temsil ediyor. İyiyi temsil ediyor. Tıpkı şafak vaktinde lacivert denizin üzerinde ayın ışığının dağılıp dağılıp yeniden toplanması gibi bizde pes etmeden ezelde ruhumuza Tanrı tarafından kodlanmış iyiliği, şeytan ve onun insan yoldaşlarına karşı verdiğimiz savaşta yansıtmalıyız. Çünkü karanlığın en çok korktuğu şey saf kalplerin yansıttığı ışıktır.

3 Aralık 2025 Çarşamba

Döndüm

 İçimde sevinç çığlıkları, vapurun yanında uçan ve bir kaç yolcunun attığı ekmekleri kapan martıların attığı sevinç çığlıkları gibi. Geri dönüyorum bu sefer daha güçlü. Dönmek için gitmek gerekirdi. Gittiğim yerin tecrübesiyle bu sefer... Keşke hiç gitmeseydin hep bizimle kalsaydın diyorsun. Kelebek olmak için o kozanın karanlığına girmem gerekiyordu. O karanlıkta aklımdaki en çılgın fikirlerle yüzleştim. Deliliğin sınırlarını defalarca ihlal ettim. Beynim bekaretini kaybedince başka bir dünyanın da olduğunu idrak ettim. Dilini, kültürünü, örfünü adetini bilmediğim bir masal ülkesininde Sting Abinin şarkısında söylediği gibi " I am an alien, i am legal alien i am an English man in New York " oldum. Her gün kendimle kavga ettim. İkiye bölünmüş aklımın karanlık tarafı Sauron'un orkları gibi  Gondor kalesini ölümüne müdafa eden küçülüp azıcık kalmış aklımın iyi tarafına acımasızca saldırıyordu. Bu savaş esnasında başta sağlığım olmak üzere pek çok şey kaybettim. Ama sonunda kazandım. Karanlık tarafı yenince kozanın karanlığını nasıl aşacağımı da öğrendim. Artık özgürüm. Kendimle  ve hayatla barış içindeyim. Bazen bu savaşa gerek var mıydı, Onur diye kendi kendime soruyorum. Masalsı hayatı anlaman için vardı, cevabını veriyorum. Masalı anlamak bize gerçeğin değerini öğretiyor. Sonuçta tekamül, barış ve özgürlük savaş olmadan kazanılmıyor. Savaş barışın antrenmanı değil mi? Geri döndüm. Yeni gelmedik, geri geldik dostlar.

2 Aralık 2025 Salı

Yol ve Yer

 Yerimizi korumayı çok istiyoruz. Yerden kastım bu sosyal statü de olabilir, işimizde ki kariyer de olabilir, paranın hayatta bizi konumlandırdığı yer olabilir veya ilişkimizde partnerimizin gözündeki yerimiz olabilir. Hayattaki yerimizi yaşamak yerine onu korumak için sürekli diken üstünde hayatlar yaşıyoruz. Geldiğimiz o yeri çin seddi gibi yüksek duvarlarla çevrelemişiz ve giriş-çıkış yollarını kesmişiz. Yeniliğe kapalı hayatlar yaşıyoruz ve bir süre sonra bu bizde ruh tembelliği yapıyor. Şunu anlamamız gerekiyor. Yer dediğimiz şey korunucak bir şey değil, yaşanacak bir şeydir. Taş yerinde ağırdır diye bir söz var. Ama sen taş değilsin.  Önünde keşfedilecek bir hayat var. Biz yerde olmak için değil yolda olmak için doğduk. Bulunduğumuz yere taparcasına yaşarken yolun güzelliğini unuttuk. Yol harekettir, yer ise durağandır. Yol yerden daha güzeldir. Yol iki yer arasındaki şey değildir. Yer iki yol arasındaki şeydir. Yerimize istediğimiz zaman geliş ve gidiş yolları bıraktığımız gün gerçekten özgür olacağız.

1 Aralık 2025 Pazartesi

Sihirli Meyva

 Bu sabah uyandığımda sağnak yağmur yağıyordu. Hava karanlıktı. Zaten ben hep karanlıkta uyanırım. Kahve ve müzik eşliğinde afyonum patladıktan sonra eşofmanımı, spor ayakkabılarımı giyip üzerime bir yağmurluk geçirdim. Attım kendimi sahile. Şakır şakır yağmurun altında koşmaya başladım. Yoldaki su birikintilerine bata çıka sırıl sıklam ola ola koştum. Yanından geçtiğim kafede oturan bir adam bana " Bu manyak bu havada ne yapıyor? " dercesine baktı. Bazen bir şeye başlamak için içinizdeki arzunun dalındaki meyva gibi olgunlaşması gerekiyor. O meyva yiyince sizi bir kahramana dönüştüren masallardaki sihirli bir meyva gibi. Dal yüksek olduğu için öyle kolayca uzanıp alamıyorsunuz. O sihirli meyvanın bulunduğu büyülü ağaç sizin kalbinize bakıyor ve onu hak edip etmediğinizi değerlendiriyor. İçinizde azim, kararlılık, tutku varsa sihirli meyva dalından kucağınıza düşüyor. Sihirli meyvayı yedikten sonra gerisi kolay. İşte geçtiğimiz eylül ayında pek çok defa vaz geçiş, başarısız teşebbüsler ve içindeki " Ne gerek varcılarla" kavgalarımdan sonra o sihirli meyvayı yedim. Ve bu sabah ki sağnak yağmur, ıslanmak ve kötü hava koşulları beni durduramadı. Hatta koşu mesafemi bugün 500 metre daha arttırdım. Koşuyu ne kadar da özlemişim. Eskiden dünyanın çeşitli ülkelerinde 42 kilometre maraton koşan ben şimdi sıfırdan başladım. Ama bence bu dönemim en güzel zamanlar. Çünkü performansımın üzerine koyduğum küçük artışlar bile bana mutluluk sebebi oluyor. Emek vermenin, sınırlarımı zorlamanın ve küçük başarıların büyük mutluluğunu yaşıyorum. Bekle beni 2026! Allahın izniyle yeni yılda tekrardan yarışlara dönüyorum!!

30 Kasım 2025 Pazar

Sabır

 Karanlıkta yolunu kaybettiysen güneşin doğuşunu bekle. Kar yolları kapadıysa baharın gelişini bekle. Dalgalar boyunu aşıyorsa denizin durulmasını bekle. Beklemek kötü bir şey değildir, durmak da öyle. İnsanın nasıl uyuyup dinlenmeye ihtiyacı varsa, ruhunun da sabra ihtiyacı var. Sabır aklın istirahatidir. Hayat sana kırmızı ışık yaktığında durmasını bil. Yoksa kaza yaparsın. Senden büyük hayat var. Hayat inatlaşılacak bir rakip değil, birlikte yürünecek bir dost. Eski düşüncelerle yeni problemleri çözemezsin. Düşünceler ve alışkanlıklar varoluşunun sebebi değil. Onlar seni var etmedi sen onları var ettin. Telefonunu değiştiriyorsun, elbiselerini değiştiriyorsun, diş fırçanı değiştiriyorsun, dinlediğin müziği değiştiriyorsun, mobilyalarını değiştiriyorsun, evini arabanı değiştiriyorsun, düşüncelerini niye değiştir miyorsun? O yüzden düşüncelerini değiştirmekten korkma. Derisini değiştirmeyen yılan nasıl ölüme mahkumsa, fikirlerini değiştirmeyen insan da ölüme mahkumdur. İşini kaybedebilirsin, paranı kaybedebilirsin, sevdiğini kaybedebilirsin ama sakın ha karakterini kaybetme. Belki yeniden başlayacaksın ama sıfırdan değil. Bu sefer yanında tecrüben de olacak. Şu dört şeye sahipsen dünyanın en zengin insanısın: çatı, aş, sağlık, iman. Hergün şöyle dua et: çatıma, aşıma, sağlığıma, imanıma şükürler olsun. Çatımı, aşımı, sağlığımı, imanımı daim eyle. İmanımı kabul eyle. Müslüman olarak canımı al... Herkese iyi pazarlar.

28 Kasım 2025 Cuma

Gel

 Işıksız kaldığım bir günde karanlıkta kitap okumaya kalktım. Ama ben kitabı değil kitap beni okumaya başladı. Şaşırdım. Sen bir kitapsın beni nasıl okuyabilirsin, dedim. Ben senin hafıza enkazının altında kalan anılarınım, dedi. Ortaya çıkmak için neden karanlık olmasını bekledin, dedim. Çünkü ışıkta gözlerin önyargılı bakıyor, dedi. Alındım. Ben kendimi hep hakkaniyetli sanırdım. Kitap hemen düşüncemi okudu. Kimse kusursuz değildir, dedi. Kusursuzluk varılacak bir köşk. Kusurlu olduğunu kabul edenler kusursuzluğa adım atarlar, dedi. Ve beni okumaya başladı. Hepsi tam ve sağlıklı iken ailemle geçirdiğim eski bayramlar, aşıkken gün batımını birlikte izlediğim eski sevgilim, maraton koşarken finişi geçtiğim hatıraları önüme serdi. Neden bunlar, diye sordum. Eski bayramlar çünkü en büyük zenginliğin aile olduğunu hatırlamalısın, dedi. Aşıkken sevgilinle izlediğin gün batımı çünkü hayattaki en büyük duygunun sevgi olduğunu anlamalısın. Ancak bu şekilde Leyla'dan Mevlayı bulabilirsin, dedi. Koşarken geçtiğin finiş çünkü bu hayattaki en kutsal şeyin emek olduğunu anlamalısın, dedi. Dediklerini düşündüm ve mantıklı geldi. Okumak için karşıma aldığım ama sonunda beni okuyan kitap gitmeye hazırlandı. Birdaha ne zaman karşıma çıkarsın, dedim. Hesap gününde önüne getireleceğim ama bu sefer sadece anılarından ibaret olmayacağım günahlarını da ortaya koyacağım, dedi ve gitti. Bunu duyunca önce korktum. Sonra düşününce aklıma şu sözler geldi.

gel, gel, ne olursan ol, yine gel,

ister kafir, ister mecusi,

ister puta tapan ol, yine gel,

bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,

yüz kere tövbeni bozmuş olsan da, yine gel...

Nefes aldığıma göre halen bir şamsım var, dedim. O anda karanlık sona erdi ve ortam tekrardan ışıklandı. Ve ben okumak için raftan bir kitap seçtim.

24 Kasım 2025 Pazartesi

Kitap

 İnsan için önemli olanı öz için önemli olanın önüne koyunca hata yaptık. İnsan diye bir şey icat ettik ve bu insan iç sesini duymaktan korktuğu için hayatını şehir adını verdiğimiz modern zindanların kalabalıklarında, karmaşasında ve gürültüsünde doldurdu. Şeytanın tarihte kullandığı en büyük hile insanın kendini unutturması oldu.Kendini unutan insan içindeki Tanrı'yı unuttu. İçindeki ışığı unutan insan gökdelenleri bin bir ışıkla aydınlatmasına rağmen karanlıkta kaldı. İnsan körleşti. Hayattaki ilahi ahengi görmez oldu. Sevgiyi, adaleti, merhameti, cömertliği kaybetti. Bu körlükle adına savaş dedikleri kanlı oyunlar sahnelendi. Masum kanı döküldü.Dinden çoktan çıktık ama farkında değiliz. Nasıl ki Kuran-ı Kerim'in tüm ayetlerine iman etmek zorundaysak Allah'ın yarattığı her canlıyı da sevmek zorundayız yaratılanı yaratandan ötürü. Etrafımızda dedikodusunu yaptığımız, kıskandığımız, kaba davrandığımız ve " Ben filancayı sevmiyorum " dediğimiz canlar da aslında birer " ayet "... Kitabın ete kemiğe bürünmüş hali. Senin Allah'ın yarattığı bir canı sevmeme gibi bir lüksün yok. Kitap " Oku " diye başlıyor. Dünya hayat kitabının sayfalarıysa karşına çıkan insanlar ise kitabın satırları. O yüzden; hayat kitabını oku, dünyayı oku, satırları yani insanları oku.Bu kitabı karanlıkta oyuyamayız. Kendimizi hatırlayıp içimizdeki O'nun ışığını açığa çıkarmalıyız. Özümüze değer vermeli tekrardan kendimizi keşfetmeliyiz. Kendini keşfeden  (içindeki ışığı bulan ) dünyayı keşfeder  (Hayat kitabını okur )

21 Kasım 2025 Cuma

Kum Saati

 Bir şarkı çaldı radyoda. Bir an eski aşklarım geldi aklıma. Bir an durdum gülümsedim onca kadına aşık olmuş geçmiş benlere... Aşk acılarının geçmesini anladım da, gençliğimin tutkusunun yitişine bir türlü alışamadım. Alışamadım soğuk bir ocak akşamı babamın gidişine. Sahi ne zaman büyüdüm ben? Sokaklarda kaybolan gençliğimi fellik fellik ararken karşıma çıkan çocukların ve gençlerin üzerime çevirdikleri " Amca" bakışları umudumu kırıyor. Kum saatinin alt haznesindeki kumların yukarıdan akanlara göre artık daha çok olduğunu bana hatırlatıyor. O kumlar bir ton olmuş tane tane üzerime yağıyor. Belimi büküyor. Çukurumu dolduruyor.Hayır bu çukur mezarım olamaz. Ben bu çukurda bir tohum olacağım kök saldığım cehennemden yukarıdaki cennete uzayacağım. Dallarımdan meyva vereceğim bilgimin zekatını isteyen gençlere. Tecrübemin gölgesinde nefeslenecek kelimelerimi okurken yolunu kaybedenler. Dallarıma tırmanacak ve mutlu olacak afacan çocuklar. Dibimde arsızca sevişecek sevgililer.Bizi gömdüler ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı. Dallarımızdan kalkan kuşlar cihanın dört bir yanına barış şarkıları götürecek. Tarih güce put gibi tapan, ömrü boyunca güç peşinde koşan ve güce sahip olunca onun esiri olup masumlara zulüm edenleri değil, adaletsizliğe karşı dik duranları yazacak. Ve iyiler bir gün kazanacak.

18 Kasım 2025 Salı

Keşfetmek

 Varolmayanı hayal gücüyle bilebiliriz. Düşünmek karanlığa tutulan ışık gibidir. Aslında her şey vardır ama bazı şeyler henüz aydınlığa ulaşmamıştır. Soru sormak çok önemlidir. Çünkü doğru sorulan sorular düşünme reaksiyonunu başlatır. Tarihte keşifler mucitlerinin mantık dışı şeyleri kafaya takmalarıyla oluşmuştur. Dün eski bir dostum geçen hafta satışa çıkan START isimli kitabımı aldığını söyledi. Koşuyla ilgili bir kitap. Ama sadece yollarda koşmakla sınırlı değil, hayatta bir hedef koyup disiplinle, istikrarlı çabalarla nasıl hayallerimize ulaşacağımızı anlatıyorum. Yani kitabın bir felsefesi var. Arkadaşım 1 yıldır koştuğundan bahsetti. Yani içindeki koşuya olan tutkuyu kırkından sonra keşfetmiş. Bu çok önemli. Çünkü kaç yaşında olursak olalım nefes aldığımız sürece keşfedilmeyi bekleyen bir tutkumuz var. Buraya keşfetmekten geldik. Aslında keşfetmek hatırlamak anlamına da geliyor. Unuttuğumuz bir şeyi hatırladığımızda nasıl zihnimizde bir ışık yanıyor ve o an mutlu oluyorsak tutkumuzu keşfedince de aynı oluyor. Biraz Platon vari konuşucam ama aslında kaşifler " Geleceği hatırlayarak" bir şeyler buluyorlar. İnsan saflaştıkça evrende ki kollektif bilinç ve kendi aklı arasında Mevlanaya atıf yapacak olursak;yani külli ve cüzi akıl arasında bağ kuruluyor ve zihne ilhamlar geliyor. Ama ilham tek başına yeterli değil. O konu da adanmışlık, disiplin, istikrar ve tutkulu olmak da gerekiyor. İşte o zaman yazının başında belirttiğim ışık yakılarak karanlıklar aydınlanıyor ve kendimizi keşif süreci başlıyor. Yazıyı bana ait olan klasikleşen sözlerimle bitireyim:

AŞK DİN,

MUTLULUK İBADET,

SEVGİ İSE TANRIDIR...

Tanrıyı unutmayın. Çünkü o sizi hep hatırlıyor...

17 Kasım 2025 Pazartesi

Bir Rüzgâr gibi Esen Zaman

 Gündüz dünyayı aydınlatır ama yıldızlara perde çeker. Adalet düzeni sağlar, adaletsizlik kaos yapar. Bir şeyin zıddı aslının varlığında ortaya çıkar. O halde iyinin ve kötünün ötesine geçmek gerek. Sevinçte ve hüzünde aşırılık olmamalı. Fazla acıdan delirebilir insan. Ama fazla haz da insanı delirtir. Zaman üzerine estiği insanları yaşlandıran bir rüzgâr. Belki de Tanrı'nın nefesidir. Ama niye bazı insanlar erken gidiyor? Belki de Tanrı'nın nefesi herkes için farklı esiyordur. O yüzden zaman herkes için farklı işliyordur. Bu öyle bir nefes ki; günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüştükçe biz fanilerin tecrübesini besliyor.Sırrı çözenler bu rüzgârla havalanıp yukarılarda bir tepeye konuyor ve hayatın manzarasına vakıf oluyor, keşfediyor, keşfettikçe düzene sadakati artıyor. Asiler ise düzene kafa tutmaya çalışıp esen rüzgâr karşısında sürüklenip perişan bir halde uçurumun dibini boyluyor.Düzen dediğimiz şey bir akış. Ona direnmemek lazım. İnanç akışa saygı duymaktır.O yüzden akış kendisine saygı duyanları ödüllendirir. Akışta olan fani yükseldikçe dünyayı daha iyi görür, gördükçe dünyada kendini görür. Ve en büyük ödül insanın kendisini keşfetmesidir. 




14 Kasım 2025 Cuma

Anne Evladın Miracıdır

 Evlat bir annenin canının canıdır. Anne evladın ilk yuvasıdır çünkü dokuz ay karnında taşır. Anne evladın noktasıdır. Çünkü söz konusu anneyse söz biter konu neyse ona noktalanır. Evlat annenin ömrüdür. Aldığı her nefeste annenin şükrüdür. Anne evladın toprağıdır. Kabul olacak duasıdır. Kök salar toprağa, bağırındaki sevgi ile büyür.Annenin şifasıdır. Annenin bitmeyen tasasıdır.Evlat kapanmayan yaradır. Büyürken kader kirletir masum ruhu. Ruh anne duasıyla tuzaklardan sakınır. Koşulsuz sevgi ile arınır. Evlat anne kalbinde barınır. Annesine saygı gösterenin amel defterine sevap yazılır.Annenin tebessümü cennet, hüznü cehennemdir.  Gözünden süzülen yaş kalbe akar, sevinçten ise kalpte firdevs ormanı yapar, kederdense kalpteki ormanı yakar. O yüzden; Anne evladın sıratıdır. Evladın miracında ki kır atıdır. Kalp evlat sevgisi için dardır, o yüzden onu emanet ettiği yer duadır, YARADANDIR.İnternette gördüğüm bir paylaşım beni çok duygulandırdı. Bir baba 4 yaşındaki oğlunun doğum gününü kutlarken balon patlatarak eğleniyorlarmış. Çocuk " Baba kırmızı balonları patlatma çünkü onları annem şişirdi, onların içinde annemin nefesi var " demiş. Bir çocuğun annesine duyduğu sevgi bundan daha güzel ifade edilemez herhalde. Annelerimizi sevelim, sayalım. Çünkü dünya üzerinde bizi ondan daha çok sevebilecek başka bir kadın yok.


9 Kasım 2025 Pazar

Abla simitler sıcak mı?

 Bizim Yalova sahilde hafta sonları önünde ki kuyruk yola kadar taşan meşhur bir simit fırını var. Simidini kapan hemen karşısındaki çay bahçesine koşuyor ve çay-simit keyfi yapıyor. Dün benim de canım çekti simit fırınına gittim. Önümde yaşları birbirinden farklı ilk okuldan aşağı olmayan üç küçük kız çocuğu vardı. İçlerinden abla olduğunu tahmin ettiğim büyük olan fırındaki kadına siparişini verirken içlerinden en küçüğü fırıncı kadına " Abla simitler sıcak mı? " diye seslendi. Küçük kızın sesinde coşku ve sevinç vardı. O an bu basit, abla simitler sıcak mı, cümlesi üzerine " Mutluluk bu olsa gerek " diye düşündüm. Bir aydınlanma yaşadım. Bu cümle beni fena çarptı. Mutluluk küçük bir çocuk olmak, zil çalan karnını birazdan bir simitle doyuracağı için sevinç duymak ve bir kaç saniye içinde eline geçecek simidi merak edip sıcak olup olmadığını fırıncı ablaya sormak. O çocuk bir simitle mutlu olurken biz büyükler; paranın, yatın, katın, arabanın, gerdanlığın, saatin, son model cep telefonunun, başkalarına nispet yapıp içimizde ki Tanrı olma egosunu tatmin etmek için sahte popülerliklerin, dedikodunun, boş işlerin, toprak olunca hiç bir kıymeti kalmayacak estetik güzelliklerin, marka kıyafetlerin, sosyal medyaya koyup daha çok like almak için gidilen pahalı tatillerin peşinden koşuyoruz ama gene de mutlu olamıyoruz. Bana mutluluk nedir, diye soracak olursanız ben: Mutluluk o küçük kızın birazdan simit yiyeceği için duyduğu sabırsızlık, abla simitler sıcak mı, diye sorarkenki sesindeki sevinç ve coşku derim. Mutluluk bir çocuk olmak, mutluluk sıcak bir simitle mutlu olmaktır. Ne zaman karamsar olsam şu cümleyi kendime hatırlatacağım:

Abla simitler sıcak mı?


8 Kasım 2025 Cumartesi

Aşk ile çık Her Yola

 Alevin karanlığı sevmesi gibi sev hayatını.Sımsıkı tutun ona.  Öyle bir yaşa ki " Helal olsun " desinler senden sonra. Eylemlerin bir şairin sevdiği kadına döktüğü kelimeler gibi sahici olsun. Öyle bir sahici olsun ki; Hislerin vicdanının sularına düştüğünde sırt üstü yüze dursun. Başta seni güldüren şey sonunda hüznün olmasın. O yüzden; sevincin, neşen kahkahan alın teri gibi helalinden olsun.  Sözlerin ekmek kadar temiz, fikirlerin su gibi aydın olsun. Pes etmek yumuşak G ile başlayan kelime gibi olsun. Umudun fırından yeni çıkmış ramazan pidesi gibi sıcak olsun. Kendini çok sev. Kendinle iftihar et. Her akşam bir parça kopar ve umudunla iftar et. Kötümserliği kendine yasakla. İyiliği koy kenara sakla. Tanrıyı sakın ha unutma! Kalbindeki sevgiyi kutsa. Aşk ile çık her yola. Böylelikle varacaksın mutlu sona.

5 Kasım 2025 Çarşamba

Kalbini DİN'lemek

 Bir gölge gördüm. Gölgeye " Sen nesin? " diye sordum. " Ben umudun gölgesiyim " diye cevap verdi. " Niçin sadece gece ortaya çıkıyorsun? " dedim. " Ben zor zamanda doğarım " dedi. " Cismin nerdedir? " dedim. " İçine bak " dedi. Bir an şaşırdım ve duraksadım. Gözlerim kendi dışımdaki dünyayı gösteren pencereler. Peki içimi ne gösterir, diye düşündüm. Muhabbet ettiğim gölge galiba zihnimi okudu ve şöyle dedi: " Kalbini dinle " dedi. " Umut işte orada yüreğinin tam içinde" dedi. " İyi de, kalbimi nasıl dinlerim " dedim. " Sana kalbini dinle demiyorum, kalbini DİN'le diyorum " dedi. Gölge devam etti." Her insanın Kabe'si kalbidir. Kalbini Kabe eylediğin vakit beni de bulacaksın sevgili dostum. Tanrı'nın sözü  her yerde bu dünyada. Ancak sadece dinleyenler işitemez o kelamı. Onu önce kalbini DİN'leyenler ardından kalbini kullanarak sözlerini, eylemlerini, algılarını, düşüncelerini, duygularını kısaca hayatı DİN'leyenler Tanrı'nın kelamını işitir "


3 Kasım 2025 Pazartesi

Frankenstein

 Birbirine zıt kutuplardaki düşüncelerimizin ve alışkanlıklarımızın savaşı yaşanıyor cenk meydanı haline gelen zavallı kafamızın içinde. Geleceğe ilişkin kaygılar ve geçmişten gelen pişmanlıklar şimdimizi taciz ediyor. Bağımlılıklarımızla hayatımıza getirmeye çalıştığımız yeni düzen birbirleriyle gerilla savaşı yapıyor. Kaosdan sonra düzenin geleceğini umut eden yorgun beynimiz ise barışın hasretinde. Mary Shelley'in Frankenstein romanındaki bilim adamı Dr.Frankenstein  ve onun yarattığı canavarın hikayesi bu duruma ne kadar da uyuyor. Frankenstein'ın canavarı aslında aklın kendi canavarıdır ve sadece o canavardan değil o canavarı yaratan aklın kendisinden de korkulması gerekir. Suçlu arayan insan şu durumun farkında değil. İnsan aslında kendi canavarlarıyla savaşıyor. Kültür haline gelmiş iyiyi hiç bir dış etken bozamaz. Bizler erdemlerimizi, eylemlerimizi kültür haline getiremediğimiz için zihnimizde ve dolayısıyla hayatımızda istikrarsızlıklar yaşıyoruz veya bir hedefe doğru giderken yarı yolda kalıyoruz. Linkedin platformunda yazılarını ilgiyle takip ettiğim Dönüşüm Mühendisi Sevgi Top bakın ne diyor: " Performansın sıçramasından kültür doğar. Kültür performansın kalıcı izidir. O izi fark edenler yol açar. "

30 Ekim 2025 Perşembe

Bir yudum insan

 Birgün hepimiz çerçevede bir resim olacağız. Misafir odasının birinde, duvarda yada vitrinde. O çerçevenin içinden geriye kalanlara bakacağız ama konuşamayacağız. Nefes alırken ettiğimiz kelamlar evrende yankılanacak. Geridekiler çerçevemizin yerini kanıksayacaklar ve arada bir fotoğrafımızla göz göze gelecekler. O bir kaç saniyede bir tat hissedecekler. Buruk, acı yada lezzetli bir tat. Sanki bir kahveden yudum almışlar gibi. İşte geriye kalanlara hissettirebileceğimiz duygu böyle olacak. Bir kaç saniye, bir kahveden sonra hissedilen kısa süreli bir tat gibi... Sonra onlarda birgün çerçeve olacak. Ondan sonrakiler ve ondan da sonrakiler ve diğerleri... O yüzden bu hırs niye? Bu doyumsuzluk niye? Kendimize dert ettiğimiz şeyler niye? İyi yaşamak lazım hayatı. Tebessüm etmek, tatlı söz söylemek lazım çevremize. İnsanı ayakta tutan bacakları değildir. İnsanı ayakta tutan sabrı, şükrü, hayalleri ve umududur. İnancı insanın hudududur. Hududunuzu iyi koruyun. Hiç bir şeyin inancınıza zulmetmesine izin vermeyin. Çünkü kişinin inancı onun vatanıdır. Hayat bir savaş, sanma ki zaman geçiyor yavaş yavaş, kendini dinle içindeki iyiliğe ulaş, böylelikle kendini aş. Çünkü bu savaşı kendini aşanlar kazanacak.

28 Ekim 2025 Salı

Noel Baba

 Çocukluğumda içi oyuncakla dolu poşeti getirip misafir odasındaki halının üzerine boca ederdim. Odadaki halının üstü bir kaç saniye içinde rengarenk oyuncak parçalarıyla kaplanırdı. Artık zihnim bir oyuncak poşeti olmuş. Yazı yazacağım vakit zihnimdeki kelimeleri ortaya boca ediveriyorum. Acaba Noel Baba gerçek mi? Okuduğumuz kitaplarda, dostlarla yaptığımız muhabettetlerde bize çaktırmadan poşetimize yeni oyuncaklar katıyor olabilir mi? Çünkü ne zaman yazı yazacak olsam karşımda yeni kelimeler buluyorum. Eskiden oyuncaklarla oynardım, şimdiyse kelimelerle oynuyorum. Dün küçük adamdım, bugünse çocuk adamım. Yazarken geçmişimi kutsuyorum. Gelecek mi? Yok yok. Benim gelecek ile ilgili bir işim yok. Çünkü gelecek suya yazı yazmak gibi bir şey. Şans oyunu hiç oynamam ama galiba hergün oyuncak parçaları gibi ortaya döktüğüm o lego parçalarından kusursuz yazıları keşfetmeye çalışıp lotoyu tutturmayı düşlüyorum. Hoş, kusursuz diye bir şey var mı şu hayatta? Belki de kusursuzluk insanın kusurlu olduğunu kabul ettiği gün başlar. Zenginler, politikacılar, sanatçılar, sporcular yani fenomenler Tanrıcılık oynamayı bıraktıklarında mavi küre daha huzurlu bir yere dönüşecek. Benim yaptığım ise oyuncak kelimelerle oynamak ve dilim döndüğünce bir şeyler anlatabilmek.

25 Ekim 2025 Cumartesi

Bilmek ve Anlamak

 Herkes biliyor. Ama ne kadarımız anlıyor? Hiç çalışmak zorunda olmayan babadan zengin olan bir mirasyedi her ay hesabına ne kadar para yattığını bilir ama alın teri akıtan bir emekçinin kazandığı yevmiyesinin değerini anlayabilir mi? Tensel haz peşinde koşan ve o çiçekten öbürüne konan bir çapkın flört etmeyi bilir ama bir ömür evli olan bir kişi gibi aşkın ve sevginin ne demek olduğunu anlayabilir mi? Çocuğunu büyütmüş adam etmiş anne ve baba yavrusunun büyüme sürecinde emeğin, sabrın, şevkatin değerini anlayabilir ama hiç çocuğu olmamış birisi o çocuğun sadece büyüdüğünü bilebilir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bilmek ile anlamanın ayrı şeyler olduğunu söylüyorum. Bir esnaf yakalanırsa ceza yiyeceğini bildiği için terazide hile yapmıyorsa ona ahlaklı diyemeyiz. O ahlakı anlamamıştır. Cezalar işe yarasaydı hapisaneler suçlularla dolup taşmazdı. Toplum olarak bir dönüşüme girmemiz gerekiyor. Bununda yolu çocuklarımıza iyi eğitim vermemizden geçiyor. Cezalarla suçun önüne geçemeyiz. İnsanların ahlakı, etik değerleri ve prensipleri " anlaması " ve içselleştirmesi gerekiyor.

22 Ekim 2025 Çarşamba

Boş ve Dolu Olmak

 Boşsak alırız. Doluysak veririz. Verdikçe ruhumuz yükselir. Eksilmekten korkmayanlar anlamı keşfeder. Ama dolu olmanın da bir bedeli vardır. O da ağırlıktır. Hayatın yükünü taşımaktan yorulmayanlar ancak dolu olabilir. Hafif olmak da bir tercihtir. İçilmiş sudan geriye kalan plastik bir şişe hafiftir mesela. Rüzgarda oradan oraya amaçsızca yuvarlanır. Her gürültü çıkarana aldanma. İçilmiş sudan geriye kalan boş plastik şişeyi iki elinle sıkıştırınca GIIRC!! diye ses çıkarır. O ses onun son eylemi olur. Sonra çöp tenekesini boylar. Deneyim insanı dolduran şeydir. Yola çıkmadan deneyim kazanamazsın. Ama her şeyin deneyimine de sahip olamayız. Deneyiminin yetmediği yerde bazı sorunları da aklınla çözeceksin. Yaşın kaç olursa olsun yola çıkmaktan yeni bir maceraya başlamaktan korkma. Kendini zorla. Garantici olma. Çünkü hiç bir şeyin garantisi yok. Gün gelir konuşmayı, yemek yemeyi, kendi adını, hatta hayatta ki en kıymetli varlığın çocuklarının bile kim olduğunu unutabilirsin. Annem alzheimerın son aşamasında oradan biliyorum. Elinden gelenin en iyisini yap gerisini Allah'tan bekle. O yüzden bilinmezlikten korkma. Sen kaktüs için bütün çölü geçmek isterken kader seni şırıl şırıl akan nehrin yanındaki gül bahçesine götürebilir. O yüzden kaderi hafife alma. Amacı ilahlaştırıp yolculuğu yabana atma. Çünkü ancak yola saygı duyanlar gidecekleri yere varır. Amaca tapanlar ise yaşamdan noksan kalır. 


19 Ekim 2025 Pazar

Av ve Avcı

Belgesel kanallarında izlediğimiz vahşi doğada cereyan eden av-avcı hikayesi insan medeniyetinin modern yaşamlarında da devam ediyor. Mesela: Ürün satan şirketler avcı, potansiyel müşterileri olan sizler av oluyorsunuz. Seçimlerde oyunuza talip olan siyasetçiler avcı, siz seçmenler av oluyorsunuz. Hayatta sırrınızı öğrenen eline koz verdikleriniz avcı, siz av oluyorsunuz. Duygusal ilişkilerde de av-avcı durumu çoğu zaman görülebiliyor.Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz.Bazen av oluyoruz bazen avcı. Siz hangisi olmak isterdiniz? Avın bir değeri vardır. Avcıyı peşinden koşturur. Ama değerinin bedelini canıyla ödeme ihtimali vardır. Avcı ise hiç bir zaman takip ettiği avın değerine ulaşamaz. O kovalayandır. Ancak silahından çıkacak mermi ile son sözü hep o söyler. Siz hayatta son sözü söyleyenlerden mi olmak istersiniz, yoksa birgün av olma ihtimaline karşın değerli ve özgür mü olmak mı istersiniz? Bu yazı şurdan çıktı: Geçenlerde ABD başkanı Trump'ı ziyaretinde Trump cumhurbaşkanımıza ve beraberindeki heyete çok nazik davrandı, hoş cümleler kurdu ve hatta cumhurbaşkanımızın sandalyesini çekti falan...İktidar yanlısı basın hemen cumhurbaşkanına kahramanlık methiyeleri sıraladı ve zafer naraları attı. Aklıma instagramda akilsanati sayfasında gördüğüm şu söz geldi. Bence tam da bu duruma uyuyor: kuşları rahatsız etmemeye en çok özen gösteren kişi, aslında avcıdır. Bu yüzden bazı sahte ilgilere aldanma.

16 Ekim 2025 Perşembe

Kendine Geç Kalanlar

 İş görüşmesine, okula, toplantıya yada flört randevumuza geç kalmak istemeyiz. Modern hayat hepimizi her yere yetiştirmeye çalışıyor. Her yerde olmaya ve her şeye yetişmeye çalışıyoruz. Tüm bunlar olup biterken farkına varmadığımız çok önemli bir şey var:Biz kendimize geç kalıyoruz. Diğer şeylerin telafisi var ama kendimizi ihmal etmenin telafisi yok. Ruhumuz sabırlıdır. Onu tekrar hatırlamamız için yıllarca sabırla bekler. Ama onun da sabrı bir yere kadardır. Sonunda kaçıp gider. Ruhunu kaybetmiş insan gerçekten mutlu olamaz. Gerçekten huzurlu olamaz. Çok uzaklara yapılan şatafatlı seyahatler, AVM'lerde paraların ezildiği çılgın alışverişler, her gece sarhoş olunup tensel hazların peşinde koşmalar içimizdeki o boşluğu dolduramaz. Hayatımızda önemli kararları alırken önce ruhumuza danışmalıyız. Bu benim ruhuma uygun mu, demeliyiz. Yoksa para da yerine konur, kariyer de telafi edilir, çevre de yeniden kurulur. Ama şu hayatta bir tek küsüp giden bir ruhun yeri dolmaz. Hayat bir dans. Biz tango yaparken ortamda oyun havası çalıyorsa o ortamdan çıkıp dansımıza uygun bir salona geçmeliyiz. Ruhumuzu dinlemeliyiz ki o da bizi dinlesin. Çamaşır makinesine bile kısa yıkama, uzun yıkama diye program veriyorken ruhumuzla da diyalog halinde olmalıyız. Kendimize geç kalmamalıyız.

13 Ekim 2025 Pazartesi

Otomatik Portakal

 Yazar Anthony Burgess edebiyat tarihine malolmuş ve klasikler arasına girmiş bu romanında suçun anatomisini ve suçlunun psikolojisini ortaya koyuyor. Suçun normalleştiği distopik bir dünyada lise çağındaki dört kafadarın şiddete ve suça olan bağımlılıkları ve uygulamaları anlatılıyor. Ülkemizde çocuk yaşlarda kişilerin Mattia Ahmet Minguzzi cinayetinde ve daha bir çok olayda dehşet verici suçlar işlediği bu dönemde bu kitap gündeme getirilmeli ve sosyal bilimciler ve karar mercileri tarafından incelenmelidir. Kitabı klasikler arasına sokan en önemli faktörlerden biri yazar Burges'in kitabın her cümlesinde kendini hissettiren ve hikayenin anti kahramanı Alex'in ağzından dinlediğimiz racon kesen, alaycı, bitirim jargonu ve argo karışımı kendine has bir lisanı. Bu jargon gerçekten edebiyat tarihinde eşsiz. Roman dünya çapında öyle bir etki yapmış ki, Otomatik Portakal 1971 yılında ünlü yönetmen Stanley Kubrick imzasıyla beyaz perdeye uyarlanmış. Yazar adına ilginç bir notla yazımı bitiriyorum. Yazara orta yaşlarında beyin tümörü teşhisi konmuş ve bir yıl ömür biçilmiş. Yazar da ben öldükten sonra karım aç kalır diyerek öfkeyle yazı masasına oturmuş ve o bir yıllık sürede tam beş buçuk roman yazmış. Bir yıl sonra kendisine hatalı teşhis konulduğu söylenmiş ama Anthony Burgess ölümün nefesini ensesinde hissederken yazdığı kitaplarla artık tanınır bir yazar olmuş ve 30-40 yıl daha yaşamış.

11 Ekim 2025 Cumartesi

Tanımak ve Tanışmak

 Sevgili Haşmet Babaoğlu'nun instagram hikayesinde paylaştığı bir videoya denk geldim. " Tanıştığımıza memnun oldum deriz. Tanışmak bizi mutlu eder. Ama tanışmak ayrı, tanımak ayrı şeydir. Tanışmak bir an sürer. Ama tanımak uzun bir süreçtir. Bazı insanları tanıdıktan sonra pişmanlık yaşamışızdır." Haşmet Abi kısaca bunları söylüyor. Hedefi 12 den vuran kısa ve öz bir tesbit. İnsan yaş aldıkça insanları tanıma süresi kazandığı tecrübeyle ters orantılı olarak kısalıyor. Bir iş olmayacaksa daha başında kestirip atıyoruz. Ama kırkı aşan yaşım bana hiç bir konuda kesin bir yargıya varmamayı öğretti. O yüzden konuya farklı bir açıdan da bakmak istiyorum. İnsan ergenlikten çıkıp genç bir birey olduğu yirmili yaşlarda kendisiyle tanışıyor. Okul hayatı bitmiş, bir meslek erbabı olmuş ailesinden bağımsızlığını ilan etmiş kendisiyle tanışıyor ve hayata atılıyor. Toyken hayattan yediği kazıklarla kendini gerçek anlamda tanımaktan önce hayatı tanıyor kırkını geçtiğinde. Orta yaşı bitirip yaşlılığa adım attığında ise gerçek anlamda kendini tanıyor. Korkudan ve arzularından bağımsızlaşıyor. Artık korkuları ve arzuları ona hakim olamıyor. Birey gerçek anlamda özgürleşiyor. Bir insan özgür olduğu gün gerçekten kendini tanıyor. Kendini tanıdığında diğerlerini de tanımış oluyor. Çünkü o kişiler bizi bize yansıtan bir ayna aslında.


8 Ekim 2025 Çarşamba

Terazi

 İnsanoğlu tarih boyu her şeyi ölçmüş. Teraziyi icat etmiş ticaretini yaptığı şeyi ölçmüş. Kanunlar yazmış adalet karşısında insanların masumiyetini ölçmüş. Parayı bulup piyasayı yaratmış insanların alın terini ölçmüş. Bazen düşünüyorumda; ölçmek insanın işi mi diye. Bu biraz bana Tanrıcılık oynamak gibi geliyor. Ölçme triplerine giren şu insanoğlunun hali evcilik oynayan anaokulu çocuklarına benziyor. İlişkilerde partnerimizin tavırlarından aşkı ölçmeye çalışıyoruz. Mal, mülk, ünvan, parayı terazinin bir kefesine koyup diğer kefeye koyduğumuz mutluluğu ölçmek gibi bir hata yapıyoruz bazen. Kadınların giyim stili ve özgür yaşam tarzlarına bakarak " namusu " ölçmeye çalışıyoruz. Siyasetçileri alnı secdeye değip değmemesinden yola çıkarak dindarlıklarını ölçüyoruz. Şurada hata yapıyoruz. Aşkın, mutluluğun, namusun, dindarlığın kasap kantarındaki kıyma gibi 500 gramı 1 kilosu olmaz. Bunlar ölçülebilir kavramlar değildir. Misal aşk dediğin şey ölçülemez, aşk dediğin " ölçer " Yani terazinin kendisidir. Aşk sadakati ölçer. Aşk fedarkarlığı ölçer. Aşk partnerler arasındaki işbirliğini ölçer. Ama en önemlisi aşk sevgiyi ölçer. Bir kefesinde kadının sevgisi, diğer kefesinde erkeğin sevgisi vardır. Eğer ikisi birbirine denk değilse aşkın terazisi bozulur haliyle o ilişkide bozulur. O yüzden bu hayatta ölçen değil, ölçülen olduğumuzu anlamalı dengede olmalıyız.

5 Ekim 2025 Pazar

Jim Carrey

 İnsanları güldürmek bir sanat. İnsanlar yerlisi yabancısı genelde zor bir hayat yaşıyorlar. İş hayatında kapitalist düzenin yarattığı çarklar, aile hayatının babalara ve annelere yüklediği sorumluluklar, demokrasi ve insan haklarının askıya alındığı ülkeler, global ölçekte güçlü devletlerin yarattığı savaşlar ve tabiki ekonomik krizler bizlere gülmeyi unutturuyor. Sürekli negatiflikler tarafından uyarılıyoruz ve genelde öfke, üzüntü duygularını yaşıyoruz. Çağımızda gülmek büyük bir lüks. Amerikalı aktör-komedyen Jim Carrey'e o yüzden bayılıyorum. Filmlerini kaçıncı kez izlersem izleyeyim her defasında kahkahalara boğuluyorum. Her filmini seyrettiğimi sanıyordum ama geçen akşam izlemediğim bir filmine denk geldim. Dick ve Jane İş Başında adlı 2005 yapımı bir film. Dolgun maaşlı işlerini kaybeden karı kocanın hayatlarını sürdürebilmek için hırsızlıķ yapmaya başlamalarını anlatıyor. Jim Carey yine komik mimikler ve jestler, esprilerle izleyici kahkaya boğuyor. Film aynı zamanda işsiz kalan insanların hayatlarındaki dramları çarpıcı şekilde altını çizerken, çalışanlarına değer vermeyip mağdur eden üç kağıtçı bir patronun portresini de yansıtıyor. Film aslında üstü kapalı bir drama fonuna sahip komedi filmi. Güçlü senaryosuyla izlediğim en iyi Jim Carey filmlerinden biri. Bugün pazar. Gülmek istiyorsanız Dick ve  Jane İş Başında filmini tatil gününüz için iyi bir alternatif olabilir. İzleyin derim.

29 Eylül 2025 Pazartesi

Şahit Olmak

 İletişim çağına geçtiğimizden beri insanlarda bir " Sahip olma " takıntısı musallat oldu. Gazete, radyo, televizyon, internet ve en sonunda sosyal medya aracılığıyla insanlar sürekli reklam bombardımanına tutuluyor. İletişim araçlarının vatandaşların bilgiye ulaşması için var olması yani insanlığa hizmet etmesi gerekirken, insanları ürünün satıldığı bir pazara bir müşteriye dönüştürdü. Çağın yeni hastalığı sahip olma takıntısı. En iyi cep telefonuna, en iyi akıllı saate, en iyi arabaya, en iyi eve, en iyi kıyafete sahip olmak için yaşıyor insanlar. Son çeyrek asırda gelişen bu sahip olma dürtüsü öyle ileri gitti ki sadece ürünlerle sınırlı kalmıyor. İnsanlar artık hayatlarındaki özel anlara da yaşanacak güzel bir deneyim olarak değil de sahip olunacak bir materyal gözüyle bakıyorlar. Arkadaşlarla bir kafede içilen kahvelerle yapılan bir dost toplantısı veya bir çiftin çıktığı akşam yemeği yaşanacak ve keyif alınacak bir deneyim değil de sahip olunacak bir şey olarak görülüyor. Sahip olmaya o kadar kafayı takmışızki anın güzelliğine " şahit" olamıyoruz. Sahip olma bir yanılgıdır. Biz gençliğimize geçip giden yıllar karşısında sahip olabiliyor muyuz? Biz hayat gemimizin rotasına kader karşısında sahip olabiliyor muyuz? Nefis denen bir şey var. Biz bazen vicdanımızı dinlemek yerine arzularımızın tutkularımızın peşinden sürüklenirken kendimizin kontrol etmeye sahip olabiliyor muyuz? Biz bırakın evi, arabayı, saati, kıyafeti, pahalı restoranda çekip instagrama koyduğumuz yemeğin selfisini. Biz kendi kendimize bile sahip olamıyoruz... Bu hayatta sahip olan sadece Tanrı'dır. Biz bu dünyaya sahip olmaya değil, " şahit " olmaya geldik. Yaradana şahit olmaya... Herkese iyi haftalar diliyorum.


23 Eylül 2025 Salı

Huzur

 Huzuru kontrolle karıştırıyoruz. İnsan dünyaya hükmetmiş medeniyet kurmuş bir canlı. Bunu aklıyla yapmış. İnsanın tabiatı ve yaşamı tam kontrol altında tutmak istemesi gibi bir takıntısı var. Bilim insanları tarih boyu her şeyi formüle etme, denklemler yazıp geleceği tahmin etme gibi şeylerle uğraşmışlar. Şurada yanılıyoruz: Gelecek tahmin edilebilecek bir şey değil, olgunlukla deneyimlenmesi gereken bir şey. Hayatın kontrolünün bizde olmadığını anladığımız zaman gerçek huzura kavuşuruz. Kader karşımıza bazen güzellikler, bazen sıkıntılar çıkaracak ki şükrümüz ve sabrımız artsın. İnsanın bir şükür ve sabır kotası var. Bu kotayı dolduran tıpkı bir bilgisayar oyunundaki avatar gibi seviye atlıyor. Sürprizin olmadığı ve rutin bir düzende giden hayat bize bir şey katmaz. Sonuçta hayat bize verdiklerine karşı sürekli tepkimizi ölçüyor. Yanlış anlaşılmasın düzen kötü bir şeydir demiyorum. Hergün kırk dakika spor düzenimiz, otuz sayfa kitap okuma düzenimiz, bir saat dostlarımızla yüz yüze ( Ekrandan değil! ) görüşüp muhabbet etme düzenimiz, kendimizi her şeyden soyutlayıp, Tanrıyla diyalog kurduğumuz ibadet veya meditasyon düzenimiz yani hayatımıza kalite katan kendimizi daha iyi hissettiren şeylerin düzenini yirmi dört saatimize katsak daha mutlu oluruz. Çünkü yaşam kontrolümüz altında değil ama ona karşı vereceğimiz tepkiler bizim kontrolümüzde. Yaşamı düzene sokmak yerine kendimizi düzene sokarsak gerçek huzuru buluruz. Şöyle bir söz var: " Eğer huzurunuz her şeyin iyi gitmesine bağlıysa o huzur değildir, kontroldür. Belirsizliğe karşı istikrarlı olmak gerçek büyümedir. "


20 Eylül 2025 Cumartesi

Aradık

 Aradık: Özgüveni birikimde, tecrübede, karakterde değil, mal, mülk, parada, mevkide aradık. Aradık: Sevgiyi tensel hazlarda, tek gecelik ilişkilerde, sosyal medyadaki like larda aradık. Aradık: Başarıyı karşımızdaki kişiyi aldatmada, patronumuza yalakalıkta, hile yapmakta, rüşvette, üç kağıtta aradık. Aradık: Huzuru Gazze'de çocukların dramına, ülkedeki insanların yoksulluğuna, askıya alınmış demokraside muktedirin muhalifi sindirme aygıtı gibi kullandığı adalet(sizliğe) karşı üç maymunu oynayarak, unutarak, sessiz kalarak, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek aradık. Aradık: Rol modelimizi ülkeye demokrasi getiren, herkese eğitim şansı veren, köylümüze üniversite ayarında eğitim veren köy enstitülerinin temelini atan, kadına seçme seçilme hakkı veren Atatürk'de değil, Atatürk'e ayyaş, milletine çapulcu, kadınına sürtük diyenlerde aradık. Aradık: Yaşayacağımız hayatı, amcasının karısıyla ilişkiye giren Behlül'lü, Bihter'li, belinde silahıyla racon ve kafa kesen Polat Alemdar'lı, Memati'li mafya dizilerin de aradık. Aradık: Kendimizi şükürde, infakta, ibadette, zekatta, namazda, kitapta Allah yolunda değil, yalanda, dolanda, zinada, şeytanda, güce put gibi tapıp Allah'a şirk koşmakta aradık. Aradık biz aradık. Belamızı aradık...

14 Eylül 2025 Pazar

Duvar

 Geri çekilmeyi gururuna yediremiyor insan. Daha öncede bahsettim insan içinde Tanrı olma kompleksiyle doğuyor. Ben yanlış yapmam, ben geri adım atmam, ben özür dilemem, diyor. Hatalarını kabul etmeyerek kendinden kusursuzluk abidesi yaratmaya çalışıyor. Tuğlaları kabul edilmemiş hatalardan olan Çin seddi gibi sahte bir kusursuzluk duvarı örüyor vicdanıyla arasına. Vicdanının ona mesaj gönderdiği ulakları yarattığı ve taptığı puttan duvarın ötesine geçip doğruyu artık ona konuşamıyor. Bu insana secde etmeyip Allah'a karşı gelen ve tövbe etmeyi gururuna yediremeyen şeytana has bir davranış. Bu duvarı örenler özür dileme, tövbe etme özelliklerini yitirirken empati kurma yeteneklerini kaybedip kalpleri de katılaşıyor. O duvar güneşle aralarına giriyor ve ilahi ışıkları kesiliyor. Halbuki insan; kibir, ego duvarlarını ördüğü zaman değil o duvarı yıktığı gün gerçekten " olur " Bu acılı bir süreçtir. Çünkü insan kendi kendini yıkmak zorundadır. Ama gerçekten mutlu olmak buna bağlıdır.


13 Eylül 2025 Cumartesi

Bulut

 Hayat hava durumu gibi. Şehirden şehire değişiyor. Bazen bulutlu bazen güneşli. Güneşi görmediğimiz günler de oluyor. Kendimizi umutsuz, mutsuz hissettiğimiz günler. O kasvetli bulutlar hiç dağılmayacak, bir daha güneşi göremiyecekmişiz gibi hissediyoruz. Hayat duvardaki bir tablo gibi durağan değil. Akan, kendini yenileyen bir şey. Ancak bazen biz kötü deneyimlerimizi ve hatıralarımızı da gittiğimiz yere götürüyoruz. Sanki o kasvetli kara bulutlara bir iple bağlanmışız ve onları peşimizde sürüklüyoruz. Ancak şunu unutuyoruz. Geldiğin yerin bulutunu yanında taşırsan gittiğin yerin güneşini göremezsin. Geçmişi geçmişte bırakmak gerekiyor. Başımıza gelen kötü birşeyse deneyim, iyi birşeyse hatıra oluyor. Bunun farkında olmalıyız. Hayata karşı ürkek olmayalım. Çünkü attığınız zar bir sefer kötü geldiyse ikinci, üçüncü sefer aynı kötü zarın gelmesi ihtimali azalıyor. Kadere güvenin ve hayatla barışık olun. İncinmekten korkmayın zaten çoktan incinmişseniz aynı silahla ikinci kez öldürülemezsiniz ne ala! 

12 Eylül 2025 Cuma

Tanrı'nın Hüznü

 Allah'ın Esmaül Hüsna denilen sıfatları var. Mesela Er-Rahman: Dünya'da bütün mahlukata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden. El-Halim: Cezada acele etmeyen yumuşak davranan. El-Vedud: Kullarını en fazla seven, sevilmeye layık olan. El-Veliyy: İnsanların dostu, onları sevip yardım eden. Er-Rauf: Çok merhametli pek şevkatli. Yarattığı kullarda olduğu gibi Tanrı'da da duygular mevcut. Sevgi gibi, merhamet gibi, şevkat gibi. Geçenler de aklıma şu soru geldi. Tanrı'nın hüznü olur mu? Kutsal metinlerde Tanrı'nın kulunu bir annenin bebeğine gösterdiği şevkatten çok daha fazla bir merhamet ve şevkatle sevdiğinden bahsedilir. Tanrı kalbimizin içindekileri bilir. Hangi duyguyu yaşıyorsak O bilir. Aklıma şu soru geliyor. Hesap gününde insanlar dünyadaki yaşayışlarına göre cennete ve cehenneme tasnif edildikten sonra kötüler ateşin içinde acı çekerlerken Tanrı'da o acıyı bilecek ve hatta hissedecek. Bir anne suç işleyen oğlu hapisteyken nasıl üzülüyorsa, yarattığı insanları bir annenin çocuğunu sevmesinden çok daha fazla seven Tanrı'da cehenneme düşmüş milyarlarca kulu için hüzün duyacak. Bir anne kabahatli çocuğunun ceza görüp acı çekmemesi için adalet duygusunu yitirip onun kabahatini örtebilir. Ama Tanrı ADİLdir. Ateşte azap gören kullarının her biri için hüzün duymasına karşın adaleti sağlar ve hissedip bildiği milyarlarca kulun acısına göğüs gerebilir.Belkide Tanrı'yı insandan ayıran şey burada saklıdır.


11 Eylül 2025 Perşembe

Manifest

 Bülent Arınç'a suikast yapılacaktı bahanesiyle AKP ve o zaman ki cankuşu FETÖ tarafından kozmik odaya girilip olası bir işgal halinde devletin seferberlik planlarının yabancı devletlerin eline geçmesi milli güvenlik ve kamu düzeninin korunmasına tehdit değil ama Manifest grubunun sahnede yaptığı danslar milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit oluyor. İktidarın ilk yıllarında seçim kazanmak için Fetullah Gülen'in cemaatiyle iş birliği yapmak, FETÖ'cü hakim-savcı-polis ve bürokratı devletin kritik kademelerine atamak milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun kızlarının sahnede şarkı söylemesi milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit oluyor. Sınırlarımızın kevgire dönüp milyonlarca ne idüğü belirsiz Suriyeli, Afganın ülkemize gelmesi ve demografik yapıyı değiştirecek olması milli güvenliğe ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun sahne şovu milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit oluyor. İmar Barışı altında vatandaştan bir kaç binlira toplamak için insanları çürük binalara terk edip ilk Maraş depreminde elli bin insanımızın ölmesi milli güvenliğe ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun sahne performansı tehdit. Yeterli sayıda yangın söndürme uçakları alınmadığı için ormanlarımızın yanması milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun sahnesi tehdit. Yakalanıp barınaklarda ölüme terk edilecek sokak hayvanları milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubu tehdit. Mattia Ahmet Minguzzi'yi öldüren, İzmir'de iki polisimizi şehit eden 18 yaş altı katiller tehdit değil ama Manifest grubunun kızları tehdit. Manifest konserine ait gönderilerin paylaşıldığı X gönderileri, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle, Ankara 6. Sulh Ceza hakimliğinin 7 Eylül 2025 tarihli ve 2025/10053 sayılı kararıyla erişime engellendi. Fıkra bu kadar!

9 Eylül 2025 Salı

Sonbahar

 Son bahar sadece bir mevsim midir? İnsanın da son baharları vardır. İnsan da dökülür bir çınar misali. İşler yolunda giderken göremediği taraflarını bir yaprak gibi dökülünce yakından bakıp anlar. Sararmış anılarına bakar. Dökülünce çıplak kalan kendisiyle yüzleşir. Evet son bahar bir yüzleşmedir. Her şeyin geçici olduğunu hatırlatır. Dalına konup şakıyan misafirlerinin, güzelliğinin bir gün geçip gideceğini anlatır. Ama içinde umudu da barındırır. Hiç bir ağaç " Ya bahar gelmezse " diye korkmaz. Sen de korkma sevgili okur. Elbette bugün ağlıyorsan yarın güleceksin. Baharda tekrardan yeşilleneceksin. Kuşlar uzaklardan tekrar senin için gelecek ve tatlı yaz akşamlarında şarkılarını söyleyecek. Sen yeter ki seçimlerini iyi yap. Çevreni, komşunu, dostunu, idarecini iyi seç. Sapı tahtadan diye baltaya oy veren ağaçlar gibi olma. Vicdanın ağacın gövdesi gibi sağlam olsun. Duyguların dökülüp baharda yeniden çıkan yapraklar gibi olsun. Hayat karşısında yenilenmeyi bil. Umutsuzluğu aklından sil. Küçük bir fidanken nasıl heybetli bir çınara dönüştüğünü hatırla. Minnettar ol yaşama yani sana yağmur taşıyan bulutlara. Seni ne kadar taşlarlarsa taşlasınlar onlara sakın ha aldırma. Meyveni ve gölgeni vermeye devam et. İnadına yaşa. Hamd et. Öyle bir hamd et ki duan ulaşsın arşa. Sabret ve inan kalbindeki aşka...

8 Eylül 2025 Pazartesi

Rüya

 Doğduğum günden beri bir rüyadayım.Yabancısı olduğum bir diyardayım. Acılar büyüttü beni. Acıları yuttum tıpkı bir ilaç gibi. Bölük pörçük hatırladım uykudan önceki beni. Sonra aramaya başladım " seni " Suda, toprakta, gece göz kırpan yıldızlarda.Hayatta, kitapta ve dualarda...Anladımki aşk yola çıkmak, bir yolculuktur. İnsanın kendine olan yolculuğu, rüyada olduğunun farkına varmasıdır.Aşk din'dir.Bu dinin birde ibadeti olması gerekir. İçinde hem şükür barındıran, insanı kötülükten arındıran, şeytanın vesvesesini bastıran bir ibadet. Mutluluk ibadettir o yüzden.Hayat bize karşılıksız sunulan bir hediye. Seven hediye verir.  O bizi seviyor.Aldığımız nefes, yaşama duyduğumuz heves, sevgi ise pek mukaddes.O yüzden sevgi Tanrıdır.Ey sevgili okur. Şu hayat sadece bir rüyadır. Ruhuna ihanet etme yoksa bekler seni öte hayatta kahır. Bir an önce kendini bu rüyadan uyandır. İşte o zaman ahiretin bahardır.

7 Eylül 2025 Pazar

Düşünmek

 Ayaklar nasıl yürümek içinse, elller nasıl tutmak içinse, akıl da problemleri çözmek içindir. Problemsiz bir hayat paslanmış bir akıl demektir. Allah'dan fırtınasız bir hayat istemek yerine o fırtınaya dayanacak kadar " güçlü " bir birey olmayı dileyin. Problemi çözmek için problemi anlamamız gerekiyor. Harekete geçiyoruz ama yanlış otobüse binersek cevaptan uzaklaşmamız muhtemel. O yüzden tezcanlı hareket etme yerine sakin kalıp problemi anlamalı ve doğru otobüste yerimizi almalıyız. Sokrates: Problemi anlamak cevabın yarısıdır, diyor. Rutine yönelik sorunları refleks haline gelmiş aksiyonlarımızla çözümleriz. Ama hayat bazen bilmediğimiz yerden sorar. İşte o zamanlarda insan en önemli süper silahını kullanmalı. Düşünmek. Gerekirse farklı bakış açısını kullanmak ve hatta konfor alanından çıkmak. Sistem sizi zorluyorsa gerekirse o sistemi sarsmalısınız. İnsan rutini düşünmek olarak değiştirdiği zaman yani problemler karşısında refleksi akıl yürütme haline geldikten sonra hiçbir problem o kişiyi korkutamaz. " Düşünüyorum öyleyse varım " Descartes 

5 Eylül 2025 Cuma

Tepki

 Başımıza ne geleceğini seçemiyoruz ama vereceğimiz tepkiyi seçebiliyoruz. Evren kocaman bir yankı odası. İlk yaratımın olduğu andan beri olaylar ve onlara verilen tepkiler yankılanarak sonsuz döngüler oluşturmuş. Kötülük ehlileşmemiş vahşi bir hayvan. Kötülüğe kötülükle cevap verirsek herkesin kaybedeceği bir savaş başlatırız. Olumlu duruşumuzla, karakterimizle o vahşi hayvanı ehlileştirmeliyiz. Dünyada sadece ordular arasında topla, tüfekle savaşlar olmuyor. Hergün uyandığımızda sokaktaki, işyerindeki insanlarla bireysel savaşımızı veriyoruz. Şu devirde " doğruda kalmak " çok zor. Bizler aynı zamanda aklımızı çelen, kulağımıza fısıldayan " bay yanlışa " karşı da doğruda kalma savaşı veriyoruz. Karşılaştığımız olaylara karşı şükür mü yoksa isyan mı ediyoruz? Mutlu muyuz yoksa mutsuz mu? Başımıza gelen her olayın içinde mutlaka şükredecek bir şey vardır. O kaybolduğunuz karanlık labirentte sizi çıkışa götürecek bir ışık gibidir. En umutsuz anda o ışığı arayın bulun ve elinize alıp çıkışı bulun. Marc Brackett şöyle diyor: " Her an bir seçenektir. Deneyiminizin ne kadar hayalkırıklığı veya sıkıcı veya kısıtlayıcı veya acılı veya baskıcı olmasının bir önemi yok. Daima nasıl cevap verebileceğimizi seçebiliriz "


4 Eylül 2025 Perşembe

Ciddiyet

 Hızlı tren yaparız kaza yapar. Bina yaparız depremde yıkılır. Otel yaparız yanar. Maden açarız ormanı yutar. Siyasetçiyi oylarımızla göreve atarız kürsüden nefret öfke kusar, kimisi yolsuzluk yapar. Üniversiteye akademisyen atarız sahte diplomalı çıkar.Olgun olmayan yarım insanların yaptığı işler de yarım oluyor. Ülkemizde genç, idealist, işi kitabına göre yapmaya çalışan insanlara sürüdeki diğer " kurt " lar tarafından sen daha olmamışsın hamsın payesi veriliyor. O kurtlara göre olgunluk: kuralların etrafından dönme, avanta alıp iş bitirme gibi şeyler. Yıllar önce bir cumhurbaşkanının " Benim memurum işini bilir " dediği bir mentaliteden ne beklenebilir ki? Başta dedim ya ne geliyorsa başımıza karakteri olmamış yarım insanlardan geliyor. Bir insanda karakter yarımsa onda ve yaptığı işte ciddiyet yoktur. Ciddiyetin olmadığı yerde hata olur. Hatalarda kazaları, yaralanmaları ve hatta ölümleri doğurur.Nietzche şöyle diyor: Bir adamın olgunluğu, çocukluğunda oyun oynarkenki ciddiyetini tekrardan bulmasına bağlıdır.

3 Eylül 2025 Çarşamba

Şahin

 DJ Gevezeden bir hikaye: vakti zamanında kralın birine iki şahin hediye edilmiş. Şahinlerden biri gök yüzünde süzülüp müthiş uçuşlar yaparken diğeri günlerdir tünediği daldan kıpırdamıyormuş. Kral emir vermiş ve saraya peşi sıra şahin eğitmenleri gelmiş. Aylar geçmiş ve gelen bir sürü eğitmen dala tünemiş şahini uçurmayı başaramamış. Geriye son bir eğitmen kalmış. Onu getirmişler. Ertesi sabah kral pencereden dışarı baktığında ikinci şahinin de göklerde uçmaya başladığını görmüş. Kral çok sevinmiş ve merakla eğitmene sormuş: " Aylardır onca eğitmenin yapamadığını sen nasıl bir günde yaptın? " " Kralım çok basit. Şahinin tünediği dalı kestim " Yağmur olmadan hiç bir şey büyümez. O yüzden hayatınızdaki fırtınaları kucaklamayı öğrenin. Bazen potansiyelimize kavuşmak, o müthiş uçuşu yapabilmek için konfor alanımızdan uzaklaşmak gerekiyor. 

1 Eylül 2025 Pazartesi

Nil'in kıyısındaki hüzün

 On iki yıl önce Mısır'da Luksor'dayım. Gündüz çöl sıcağında hayatımın ilk 42 kilometre maratonunu koşmayı başarmışım. Nil nehrinin yanında otelin açıkhava restoranındayım. Güneş Nil nehrininin ardına tatlı tatlı batarken havayı muhteşem bir kızıllığa boyuyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen diğer maratoncularla birlikteyiz. Akşam yemeği yiyoruz. Adımız anons edildiğinde masadan kalkıp kürsüden hatıra madalyamızı alıyoruz. Benimde adım anons ediliyor ve madalyamı alıp masaya oturuyorum. Bir madalyaya bakıyorum bir Nil nehrine bakıyorum. Hayatımın en büyük sportif başarısını kazanmışım, dünyanın en güzel ülkelerinden birindeyim, harika bir ortam, harika bir manzaradayım ama mutlu değilim. Bir kaç ay önce otuzuma girmişim ama kendimi öyle kötü hissediyorum ki gözlerimde biriken yaşların akmaması için kendimi zor tutuyorum. Bu durum masada oturan yabancı bir turistin dikkatini çekiyor. Bana " Mutlu olman gerekmiyor mu? Bugün bir maraton koştun, harika bir ortamda bunu kutluyoruz. Neden üzgün görünüyorsun? " diyor. Hemen yüzüme bir gülen adam maskesi takıp " Evet haklısınız " diyip geçiştiriyorum ama acım devam ediyor. Mutsuzluğumun sebebi bir kaç ay önce 4 yıl aşk yaşadığım sevgilimden ayrılmış olmam. Onu unutmak, bu ayrılığı atlatmak kolay olmamıştı. O akşam Luksor'da Nil nehrinin yanında "onu" özlemiş zaferi onunla paylaşmak istemiştim. En büyük zaferler bile paylaşacak bir sevgiliniz olmayınca noksan kalıyor. Sonra yıllar geçti, durumu atlattım. Kırkımdan sonra şimdi öyle bir noktaya geldim ki artık kendi kendime bi başıma yetebiliyorum. Ama olması gereken bu mu emin değilim. Herşeye rağmen hayatı; neşeyi, hüznü paylaştığım bir sevgilinin olması güzel. Bunu herkese tavsiye ederim. Ama bir ayrılık olacaksa da bir şekilde atlatıyorsunuz. Adapte oluyorsunuz. Gençken aşırı duygusal olup olaylara aşırı tepki veriyorsunuz. Ama sonunda su akıp yolunu buluyor. Bugünkü yazıda hayatımdan bir hatıra olsun.

29 Ağustos 2025 Cuma

Sessizlik

 Bazen susmak en iyisidir. Size karşı saygısız olanların seviyesine inmemiş olursunuz. Cevap vermeyerek hamlelerini boşa çıkarmış olursunuz. Çünkü cevap verdiğinizde dilleriyle size akıttıkları zehri otomatikman bünyeye kabul ediyorsunuz. Bazen en iyisi muhatap olmamak. Ama insanın bunu öğrenmesi için çoğu zaman bir ömrün yaşanması gerekiyor. Devletleri veya rakip siyasi partileri karıştırmak için karşıt gurup tarafından yapılan enformasyon savaşlarında bile bazen sessiz kalarak ortaya atılan enformasyonu değersizleştirip zamanın içinde eritme stratejisi uygulanıyor. Ümit Özdağ Algı Operasyonu ve Psikolojik Savaş kitabında bu konuya değiniyor. Bazen susmak lazım. İyi düşünmeden fikir olgunlaşmadan konuşmamak lazım. Çünkü birine bir söz verince sözümüzün esiri oluyoruz. Biri hakkında kötü bir lakırdı edince o kişiye borçlanıyoruz. İnsanlar ömürleri boyunca hakim olamadıkları dillerinden ötürü üçüncü şahıslara karşı girdikleri manevi borçlarının toplamını hesap etseler, hemen o anda iğne iplik alıp ağızlarını dikerler yada dillerini koparırlardı. Çok ciddiyim. Çünkü laf ağızdan çıkana kadar senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen lafının esiri oluyorsun. Nobel ödüllü yazar Ernest Hemingway : Konuşmayı öğrenmek sadece iki yıl sürerken, sessiz kalabilmeyi öğrenmek atmış yıl alır demiş.

28 Ağustos 2025 Perşembe

Özgüven

 Kendine güvenmelisin. Sen kendine inanmadıktan sonra başkaları sana nasıl inansın? Kendine güvenmen için gideceğin yolun tamamını, her köşesini bilmene gerek yok. Tanrı sana problemleri çözmen için akıl vermiş. Deneyiminin yetmediği yerde aklını devreye sok. Hiç unutmam. Yıl 2005, mühendislik fakültesinde Isı Transferi dersini görüyorduk. Hoca vizelerde ve finallerde kitabınızı açabilirsiniz demişti. Yani problemleri çözmek için gerekli formüller önümüzdeydi. Lakin sınavdaki sorular ezberimizi değil, yorumumuzu ölçüyordu. Daha önce karşılaşmadığımız problemleri aklımızı kullanarak çözüyorduk. Deneyim de önemli bir şey. Deniz suyunun tuzlu olduğunu anlaman için denizin tamamını içmene gerek yok. Bu insan içinde geçerli. Bazı insanlar ne mal olduklarını bir kaç hareketleriyle belli ederler. Sonuna kadar onlara katlanmana gerek yok. Bir kişi çok okumuş olabilir, çok gezmiş görmüş olabilir ve egosu tavandır. Ego özgüvenin sahtesidir. Özgüven yıllar içinde deneyimle kazanılırken, ego ise cahillikle oluşur. Egolu kişiler ne kadar kültürlü olurlarsa olsunlar esasında kendilerine ve hayata karşı cahillerdir. Noksan kaldıkları özsaygının, sevgi eksikliklerinin ve diğerlerine saygı duymanın farkında değillerdir. Eksikliklerini bir darbede yıkılacak egolarının ardına gizlemişlerdir. Egoyu bir darbede yıkarken bireyde yıllara yayılmış bir süreçte deneyimle kazanılmış özgüveni kolay kolay yıkamazsınız. Marka çantalar, pahalı saatler ve kıyafetler, son model telofonlar ile üstünlük kuramazsınız. Hayatta hiç kimseye karşı üstünlük kurmanın gerekmediğini anladığınız zaman bir üstünlük kurarsınız. Bu kendinize nefsinize karşı kurduğunuz bir üstünlüktür. Vincit Qui Se Vincit. Yani kendini yenen yenilmezdir. 

27 Ağustos 2025 Çarşamba

İnsanın Değeri

 İnsanlar zengin olmak için çok uğraşıyorlar. Aileleriyle, dostlarıyla geçirebilecek ve tekrarı olmayan çok kıymetli anlarını para kazanma uğruna çalıştıkları işlerinde harcıyorlar. Fakirse ortadirek, orta direkse zengin, zenginse çok zengin olmak için çabalıyorlar. Daha kötüsü sadece zamanlarını değil, çıkarları için vicdanlarını, onurlarını, karakterlerini de kaybediyor bazıları. Sorum şu: zengin olmak mı yoksa " değerli " olmak mı? Zengin olabilirsiniz fakat zenginleşirken kalp kırdıysanız, ah aldıysanız, paranızın gücüne dayanan sahte bir saygınlığınız varsa kusura bakmayın ama aslında siz koca bir hiçsiniz. Bu alemde iki hayat var. Biri şuandaki diğeri ise öte hayat. Siz öte hayata para, pul, altın, yat, kat götüremiyorsunuz. Zenginlik orada geçmiyor. Mühim olan ne kadar değerli olduğunuz. Bir insanı değerli yapan şey: dürüstlüğü, kibarlığı, yardımseverliği, güvenilirliği ve vicdanıdır. Yani aslında zenginlik değerli bir insan olmakla ilgilidir. İnsanların gönlünde yer etmekle ilgilidir. Marcus Aurelius şöyle demiş: " Bir insanın değerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü unutma " süper bir söz. Aklımız Google arama motoru gibi çalışıyor. Hayatta neyi arıyorsak onu karşımıza çıkarıyor. Üç kağıt, kahpelik, kötülük aklımızdaysa bizi öyle bir hayata yönlendiriyor ve değerimiz öyle oluyor. Niyetimiz iyi, güzel, temizse oralara yönleniyoruz. Şunu unutmayalım: insanın değeri aradığı şeydedir.


26 Ağustos 2025 Salı

Günaydın

 Gün ayarken şehrin uyanışını seyrediyorum. Tıpkı bir sevgilinin uyanması gibi. Gecenin koyu perdesinden soyunan tepelerinden, şehrin içinden akıp Marmaraya kavuşan deresinden, sahil boyunca karşılıklı ağaçların oluşturduğu yemyeşil tünelinden, dallarda cikirdemeye başlayan kuşların ötüşünden mutluluk duyuyorum. Bu şehir. Benim şehrim. Yatakta yalnız uyanmıyorum, ben nazlı bir güzel gibi uykudan mahmur bir şekilde uyanan şehrimle birlikte uyanıyorum. Mutluluğumu hatıralara, kendimi Yalova'ya emanet ettim. Hayallerimi geleceğe, kalbimi "sana" emanet ettim. Tövbelerimi Allah'a, akıbetimi kadere emanet ettim. Sokakta top oynayan küçük bir çocuktum demin, ey yıllar sen bana ne ettin? Saçımda bir kaç tel ak, durma Onur gidenlere bir ağıt yak. Geçip giden gençliğinin ardından bak... Sahi biz neyi bölüşemiyoruz? Kuşlar gökyüzünü ve dalları bölüşmüşken. Sahi biz niye kavga ediyoruz? Çocukken birbirimizi sevip ayırmazken. Kalemden asam. Güzel peygamber Musam. Dere kanarında masam. Türk kahvemi yudumluyorum. Cümleler denizini yarıyorum. Hergün yazıyorum. Talihi değiştirecek, ölümsüz bir cümle arıyorum.



25 Ağustos 2025 Pazartesi

Terazi

 Duygular ile mantık arasında bir sınır vardır. Duygularımız uyarıldığında aradaki bu sınır geçirgen hale gelir ve duygular mantık havuzunun içine akmaya başlar ve mantığımız araya karışan duygular ile saflığını kaybeder. Buda mantıklı kararlar almamızı engeller. Duyguyu yaratan algılardır. Gördüğümüz, işittiğimiz, tattığımız, kokladığımız, dokunduğumuz şeyler bizde pozitif ve negatif duygular açığa çıkarır. İnsanın iki karakteri vardır. Genlerle atadan gelen yaratılış karakteri( Y-Karakter) ve sonradan yaşanarak edinilen deneyim karakteri( D-Karakter). Duygular Y-Karakter ve D-Karaktere göre açığa çıkar. Duygulara göre hareket etmek bize daima doğru işler yaptırmaz. Son model bir spor arabayı çok istiyor olabiliriz, duygumuz bize " Ona sahip ol " diyebilir ama onu çalamayız. Bu ahlak dışına çıkmak olur. Ahlak bir kas gibidir. Ne kadar güçlüyse bizi o kadar ahlaki sınırda tutar. Ahlak güçlü olunca duygular ile mantığı ayıran aradaki duvar o kadar güçlü ve geçirgenliği az olur. Böylece duyguların mantık havuzuna nüfuz etmesine engel olarak bizi hatalı kararlardan korur. D-Karakterin baskın hale gelmesi de sağlıklı değildir. Bu sefer mantık havuzundan duygu havuzuna akış olur ve kişi hayal etmek, umut, coşku, sevinç gibi duyguları üretemez olur ve depresyona sürüklenir. Kötü deneyimlerin yapıştığı mantıklar duygu havuzuna nüfuz edip duyguların saflığını yok etmiştir. Bir kefede duran duygular ve diğer kefede duran mantık teraziyi dengede tutar. Güçlü bir ahlaka sahip olup aradaki sınıra hükmedip bu ikisini birbirine karıştırmamamız gerekir. Yoksa terazi devrilir ve tepetaklak oluruz.

24 Ağustos 2025 Pazar

Karar

 İnsanın doğumundan ölümüne kadar mecbur bırakıldığı bir şey var. Karardan bahsediyorum. Hayat boyu kararlar almak zorundayken önümüzde birden çok gidilecek yol varken aslında kaderimizin bize tek yol sunduğunu düşünmek bizleri bazen hataya düşürebiliyor. " Kaderim böyleymiş nasılsa değişmez " söylemiyle çabayı, umudu, hayal etmeyi bir kenara bırakıyoruz. Doğduğumuz coğrafya, ailemiz, sosyal çevremiz hayatımızın başında bize kader paketiyle geliyor ama hayatta yapacağımız tercihler özgür irademize bırakılıyor. Kararlarımızı bizi mutlu eden şeyler yönünde alıyoruz. Ancak bu kararların gelecekte bizi mutlu edeceğine dair bir garantisi yok. Yaz sıcağında karınca harıl harıl çalışıp kış için yiyecek biriktirirken ağustos böceği kendisini o an mutlu edecek bir karar alıp tembellik yapıp partilemeyi tercih ediyor ve kış gelip çatınca aç kalıyor ve ilk etapta onu mutlu eden kararı şimdi onu mutsuz ediyor. Bize iyi gelen her şeyin bizi sürekli mutlu edeceğine dair bir garantisi yok. Kararlarımızı alırken bunu göz önünde bulundurmalı, satranç oynuyormuşcasına sonraki adımları hesaplamalıyız. Bu son cümle yazıyı bir paradoksa getirdi. Siz sormadan ben hemen yazayım: Peki kalbimizle mi yoksa beynimizle mi karar alacağız? Duyguları mı dinleyeceğiz yoksa mantığı mı? Ha ha ha. Zor soru. Ben kırk yaş üstü bir insanım ve bugüne kadar duyguların insanı yarı yolda bıraktığına şahit olmadım. Bu birazda tutku gibi bir şey. Tutkunuzu yola çıkarın ama yoldaki kavşaklarda mantığınıza göre hareket edin. Böylece hem kalbinizin hem beyninizin gönlünü yapmış olursunuz. Biraz politik bir cevap oldu. Eh ne yapalım bu yazıda böyle olsun.

23 Ağustos 2025 Cumartesi

Matematik

 Biraz kafa yorunca anlıyorsunuz ki hayat bir matematik. Doğru yerde doğru işlemi yapınca mutlu oluyorsunuz. Tabi pek çok soruya yanlış cevap verdikten sonra hayatın ve matematiğin uzmanı oluyorsunuz. Misal toplama: insanlara yardım edip onların dualarını toplamalı insan, temiz kalpli iyi insanları etrafına toplamalı insan, ona huzur veren küçük keyif anlarını toplamalı insan, hayatın içindeki mizahı görüp neşe anlarını toplamalı insan, mutluluk anlarını toplamalı insan, geçmişindeki deneyimleri toplamalı insan. Çıkartma: negatif insanları hayatından çıkarmalı insan, geçmişin pişmanlıklarını, geleceğin kaygılarını hayatından çıkarmalı insan, umutsuzluğu hayatından çıkarmalı insan, derdi tasayı hayatından çıkarmalı insan, kötü sözleri, dedikoduyu, öfkeyi, kıskançlığı hayatından çıkarmalı insan, kendini kendinden çıkartıp yok olup Tanrı'yı bulmalı insan. Çarpmaya gelecek olursak: kendini sevgiyle ( Aşkla ) çarpmalı insan, sevincini başka insanlarla paylaşmalı, çarpmalı insan, hayallerini inançla çarpmalı insan, karanlık da olacak. Karanlığı içindeki ışıkla çarpmalı insan. Peki ya bölme? Kazancını bölmeli ( diğerleriyle paylaşmalı ) insan. Tebessümünü, neşesini bölüp diğerleriyle paylaşmalı insan, dertlerini bölüp dostlarıyla paylaşmalı insan. İşte bu hayatın matematiği. Mutlu olma formülü. 

Yaşamdaki İkinci Yön

 Sadece sanatçılar, sporcular, siyasiler mi toplum üzerinde etkili olmalı yoksa sıradan insanlar da mı kendi çevrelerine örnek olmalı? Adına ister değişim diyin ister devrim; tabandan yapıldığında  "gerçek" olur. Modayı topluma mal olmuş kişiler belirler doğru. İnsanlar medya gücüyle yönlendirilir. Ama hiç bir medya gücü mahalle kültürünü yenemez. Çünkü o kültür kuşaktan kuşağa süregelen örf ve adetlerle örülmüştür. Ya çıkarı için içine sinmeyen fikrin savunucusu olan sahtekarlara ne demeli? Medya ikonlarına her zaman inanmalı mıyız? Tarihini, sosyal hayatı ve kültürü dizilerden öğrenen toplum yozlaşmaya açıktır. Okumalıyız. Bizi okumak kurtaracak. Günde 35 sayfa kitap okusak ayda 3 yılda 36 kitap eder. Edebiyat tarihinde iz bırakmış klasikleri okumalıyız. Çünkü o yazarlar yapıtlarında iyiyi, kötüyü, ahlakı, erdemi sorgularken o dönemin sosyo kültürel fotoğrafını da çekip okura aktarıyor. Okuyalım ve okuduktan sonra mahalledeki komşularımızla bunları konuşup, tartışalım. Başkalarına entellektüel anlamda bir katkımız olsun. Yani muhabbet sadece hafta sonu oynanan lig maçında hakem niye kırmızı kart verdi, pozizyon ofsayt mıydı yada masterchef de yapılan yemek yada survivor da son elenen yarışmacı olmasın. Çocukları olan ailelere soruyorum. Çocuğunuzun geleceğiyle ilgili hayaliniz ne? Büyüyünce iyi bir işi olsun, iyi bir maaşı olsundan ibaret mi? Peki ya insanlara, diğer insanlara katkısı olsuna ne oldu? Çocuğunuza büyüdüğünde diğer insanlara katkı verebilecek tarzda yetiştirin. Hayat sadece işten ibaret olmamalı. Hayatın birde sosyal yönü olmalı. Bir STK'ya, derneğe üye olabilir. Tiyatro yapabilir, müzik, resim, edebiyatla uğraşabilir. Çocuğunuzun muhakkak ikinci bir yönü olsun. Bakın filozof Seneca ne diyor: Hiç kimse için yaşamayan, kendisi için de yaşıyor sayılmaz.

21 Ağustos 2025 Perşembe

Özgürlük ve Mecburiyet

 Özgür ve mecbur olduğumuz şeyler var. Bir toplumdaki özgürlüklere ve mecburiyetlere uyulması oradaki refah seviyesini belirler. Mesela bir vatandaş özgür olarak düşünebilmeli. Ülkenin yönetimini beğenmediğinde demokratik protesto hakkını özgür olarak kullanabilmeli. Bir kadın istediği kıyafeti özgür olarak giyebilmeli. Bir ülkedeki medya özgür olabilmeli. Kiralık yada kalemini satmış gazeteciler medyada barınamamalı.Mecburiyetlere gelecek olursak: Eğitim sistemi bir ülkedeki tüm çocuklara aynı standartta eğitim vermeye mecbur olmalı. Torpil, dayı, partili tanıdık gibi şeylerin işe girişlerde gerekliliği ortadan kalkmalı. Memur alınmasında, işe girilmesinde liyakat mecbur tutulmalı. Avanta-lavanta peşinde olan müteahhitler ve bunlarla iş tutan yozlaşmış siyasiler ve yöneteciler ortadan kalkmalı, ihalelerde şeffaflık mecburiyeti olmalı. Yargı sistemi ülkeyi yöneten muhteremlerin muhalif gazeteciyi, teweet atan vatandaşı korkutup, sindirme aracı olmaktan çıkmalı, adalet mecburi şekilde herkes için tarafsız olmalı. Başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığımız sürece özgürüz. İnsanlar kendisi dışındaki herkesin hakkına saygı duymaya mecbur olmalı. Herkesi sevmek zorunda değiliz ama saygı duymaya mecburuz.

19 Ağustos 2025 Salı

Unuttuk

 Unuttuk. Asıl mutluluğun bir pazar günü divanda uzanmış babamızın gazete okuduğu ev, annemizin özenle hazırladığı kahvaltı sofrasında ailecek bulunmak olduğunu unuttuk. Unuttuk. Çocukluğumuzu unuttuk. Asıl mutluluğun çocukluğumuzda kurduğumuz hayaller olduğunu, saflığımızı, temiz kalpli olmayı unuttuk. Öğretmenimizin verdiği ödevi yapmayınca boğazımızda oluşan yumruyu, halen işleyen vicdanımızı unuttuk. Komşuluğu unuttuk. Komşuya yardım etmeyi, iki gün sesi soluğu çıkmayınca kapısını çalmayı unuttuk. Komşu açken tok yatmamayı unuttuk. Unuttuk. Millet olarak yas tutmayı unuttuk. O kadar çok bölünüp ayrıştık ki ( sağ olsun muhteremler ) birlik olmayı unuttuk. Unuttuk. Alın teriyle kazanılan diplomayı, bileğinin hakkıyla bir işe girip rızkını kazanmayı unuttuk. Liyakati unuttuk. Rüşvet, kıyak, "bizden" olmayana kayyum-dayak... Dürüstlüğü unuttuk. Daire parasına zengin Araba vatandaşlık, bebek katili pkk liderine oy için yanaşmalık millet olmayı unuttuk. Rant, kırmızı noktalı bant, Aydın'daki topuklu efenin kocasına jant derken onurlu olmayı unuttuk. Adnan Bey, Behlül-Bihter derken aile olmayı unuttuk. Ormanlar yanarken masum hayvanları unuttuk. Gemi var gemicik var derken, gemicikler denizde yürürken, müteahhitler rantlanırken, geçmediğimiz köprünün, oto yolun garanti ücreti vatandaşın cebinden çıkarken ettiğimiz yemini unuttuk. 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi bıçaklanıp öldürülürken insanlığımızı unuttuk. Unuttuk kardeşim unuttuk. Birgün ahiret gününde mizanın kurulacağını unuttuk.Unuttuk. Allah'ı, kitabı, peygamberi unuttuk...

18 Ağustos 2025 Pazartesi

Eskimek

 Toplumda eskilere karşı bir ön yargı var. Eski kelimesine negatif bir anlam yüklenmiş zihinlerde. Oysa ki eskimekde bir maharettir. Çünkü kimisi eskidiği için yaşar. Problemlerin birden çok çözümü olabilir. Gücün yada deneyimin kullanıldığı çözümler. Gücün çaresiz kaldığı sorunlarda deneyim yani " Eskilik " devreye girer. Eskilik aynı zamanda sabır da kazandırır. Bazı sorunların çözümünde gücün ve deneyiminde yetersiz kaldığı durumlar söz konusu olabilir. Tek çözüm vardır o da sabırdır. Geçen hafta Gülse Birsel'in yazdığı Aile Arasında filmini izledim. Harika bir komedi. Engin Günaydın, Demet Evgar başrolde döktürüyorlar. Filmde Orta yaşlara gelmiş ikili arasında " Maçın ikinci yarısını iyi oynayalım " diye bir diyalog geçiyor. Bu cümle çok hoşuma gitti. Hayatın ilk evresi arayış içinde geçiyor. Ve genelde arayan kaybediyor. Kayıplar ham olan genç ruhlara acı veriyor. Ama insanda acı ile büyüyor. Tecrübesi, soğuk kanlılığı ve aklı büyüyor. İkinci evresinde ise arayanı aranan buluyor. Belki bedenlerimiz zamanda henüz yolculuk edemiyor ama radyoda çalan eski bir şarkı, hatırası olan eski bir eşya yada eski bir fotoğraf aklımızı geçmişe götürebiliyor. İnsan eskimeden geçmişe yolculuk edemez. Geriye gidebilmek için eskimek gerekir. O yüzden eskimek güzeldir.


16 Ağustos 2025 Cumartesi

Yarım

 Kilo vermek için diyete başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, gazetede bulmacaya başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, kitap okumaya başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, bir işe başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, ibadete başlayıp yarım bırakıyoruz, bir aşka başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz... Yarım bıraktığımız ne çok şey var. Yarımken tam olsa hayatımızı olumlu yönde değiştirecek ne çok şey var. Ömrümüzün sonuna geldiğimizde ardımızda boşa harcanmış potansiyeller hurdalığı bırakıyoruz. Hani israf kötü bir şeydi? Paramızı israf etmek istemeyiz çünkü kazanmak için emek veririz. Günümüzde zaman en değerli şey onu da israftan kaçınırız. Yemek desen: Afrika kıtası açken israfı doğru olmaz. Ama hayallerimizi bozuk para gibi harcıyoruz. Farkında değiliz ama biz bir hayal kurup hedef koyunca onun gerçekleşeceği gelecekteki ana duygumuzu, enerjimizi koyuyoruz. Geçmişte niyet ettiğimiz bir hayalin gerçekleştiği anda yaşadığımız coşkunun nedeni geçmişten geleceğe gönderdiğimiz enerji paketinin vakti gelince açılmasıdır. Biz bir işe başlayıp yarım bırakınca enerji kaybına uğruyoruz ve o pozitif enerjiler yarım kalan hayaller hurdalığında kaderine terk ediliyor. Başımıza ne geliyorsa yarım kalan hikayelerden geliyor. Yarım kalan sözler, yarım kalan adımlar, yarım kalan aşklar. Ben bundan sonra TAM olmaya gayret edeceğim. Size de tavsiye ederim.


15 Ağustos 2025 Cuma

Yalan

 Bağımlılık yapan maddeler tehlikelidir. Doz aşımı insanı ölüme bile götürür. Ama dünyadaki en tehlikeli bağımlılık yapan uyuşturucu madde yalandır. Yerinde ve profesyonel bir inandırıcılıkla kullanıldığında ileride Yahudi Soykırımı yapacak Adolf Hitler gibi bir diktatörü bile uyutulmuş halkın oylarıyla ülkenin başına getirebilir. ABD tarafından söylenen  "Saddam Hüseyin'in elinde kimyasal silah" var yalanıyla Irak'ın işgaline tüm dünyayı ikna edip " Demokrasi getiriyoruz " laflarıyla Irak'da bir milyon sivilin ölümüne neden olabilir. Halkın bir kesminin manevi duyguları istismar edilerek Amerikan istihbaratının maşası olan ilk okul mezunu bir vaizin kurduğu, müridleri yargı, emniyet, ordu içine yerleşmiş bir cemaat, iktidar tarafından yıllarca el üstünde tutulup, ne istedilerse verdik, gel artık bitsin bu hasret, muhterem Hoca Efendi söylemleriyle "işler iyi giderken" el üstünde tutulabilir. El üstünde tutulanlar ülkenin Atatürkçü askerlerini düzmece davalarla ordudan tasfiye edip medyada estirdiği " Darbe yapacaklardı " sözüyle halkın bir kısmını ve daha vahimi ülkeyi yöneten muktedirleri kandırabilir. Darbeci Sisi derken kardeşim Sisi olabilir. Kardeşim Esad derken Katil Esed olabilir. Çok değil iki yıl önceki genel seçimde meydanlarda oynattıkları montaj görüntülerin üstüne " Cehape'ye oy verirseniz PKK kazanır. Çünkü Cehape HDP ile ittifak yapıyor " diyen muhteremler iki yıl sonra bebek katili teröristbaşına kurucu önder diyip, mecliste konuşturma yaptırmaya çalışıp kendileri HDP ile işbirliği yapabilir. İsrail'in Gazze'de yaptıklarına kürsülerden atar yapabilir ama kapalı kapılar ardında İsrail ile ekonomik ve ticari " muhabbetini " devam ettirebilir. Yalan çok tehlikeli bir uyuşturucudur. Bir toplumu uyuşturup bir devleti uçuruma getirebilir. Yalanı söyleyen muktedirler mi? Onlar zaten kendilerini uyuşturmuşlardır kendi kendilerine söyledikleri yalanlarla... Peki ne yapmalıyız? İmam Gazali'nin dediğine uyacağız: " insan iki küçük et parçasıyla ölçülür. Kalbi ve dili "


Yabancı

 Yabancılaşıyoruz. Hayata karşı yabancılaşıyoruz, eşimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza karşı yabancılaşıyoruz. İçinde yaşadığımız topluma ve en kötüsü kendimize karşı yabancılaşıyoruz. Konuştuğumuz aynı dil ama ruhumuz sağırlaşmış bi türlü anlamıyor, anlasa da başka anlamlar çıkarıyor, geçmiş yaşların üzerine eklediği hayal kırıklıkları, yarım kalan hikayelerinin yarattığı çarklarının arasından geçirip terbiye ettiği hayatı. Diyaloğun başındaki aşk, sevgi, coşku, neşe, umut, hayaller artık yaşanamıyor. Toprak aynı toprak ama onu besleyecek yağmurlar bir türlü yağamıyor. Artık ağlamadığı için övünen ve işi hep şaklabanlığa vuran yeni yetme çömez bir palyaçolara döndürmüş hayat insanları. Halbuki bazen ağlamak da lazım bakışımızı ve kalbimizi yıkamak için. Hayatı suçlu ilan etmek doğru mu bilemiyorum. Sorun hayatta değil ona karşı aldığımız tavırda. Eşimize duyduğumuz sevgiyi, dostluklarımızı, hayata ve onun getirdiği sürprizlere olan inancımızı ve umudumuzu hep diri tutmalıyız. Tıpkı balkonumuzda ki saksıda bulunan çiçeğe bakar gibi bunlara bakmalıyız. Bu kendine ve hayata karşı yabancılaşma bir nevi duygusal alzheimer. İnsanlar duygulara yabancılaşıp, duyguları unutuyorlar. Siz öyle olmayın. Geçen yılların kendinize ve hayata karşı yabancı olmanıza izin vermeyin.