Kar gelecek diyorlar. Yağdımı kenti kaplayan beyaz örtünün nostaljik bir tarafı var. Kar dendi mi çocukluğumda sokakta yapılan kartopu savaşları ve kardan adamlar gelir aklıma. Akşamına çıtır çıtır eden odun sobası başında abimle He-Man figürlerimizle oynayışımız, mesaiden dönmüş yorgun babamın divanda uzanmış gazetesini okuyuşu ve annemin pencere önünde elinde kitabını okuduğu bir sahne aklımda canlanır. Kar tanelerinin gökten ağır çekim düşüşü adeta aşağıdaki hayatı da yavaşlatır. Yollar kapanır trafik yavaşlar, sokaklar kaygandır adımlar ihtiyatlı hale gelir, koşuşturma son bulur ve beyaz gelinlik giymiş kentin güzelliğine kapılır insanlar. Kararan hayatların aksine her tarafı örten karın beyazlığıdır belki de insanın kalbine dokunan. Çünkü kar; beyazdır, saftır, kentli insan gibi aceleci değildir. Yavaş yavaş yağar, yavaş yavaş örter ve günü geldimi yavaş yavaş ortadan çekilir. Beyaz rüyanın kendine has bir asaleti vardır. Aktır, paktır ve sanılanın aksine anne koynu gibi sıcaktır. Gökten yere düşen milyonlarca kar tanesinin her biri birbirinden farklıdır lakin toprağı örten aynı beyazlığa hizmet ederler. Tıpkı birbirinden farklı olan insanların aynı Tanrı'ya inanması gibi. Belki de biz yılda bir kaç gün olsada kenti beyaza bürüyüp bize beyazın çağrıştırdığı hiçliği hatırlatmasını seviyoruzdur. Bizleri üşüten; karma karışık kafalarımızın, keşmekeş koşuşturma içinde geçen hayatlarımızın hiçliğe duyduğu özlemi beyaz rüyanın kucaklayıp ısıtmasıdır belkide bu doğa fenomeni. Kim bilir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder