Çocukluğumda içi oyuncakla dolu poşeti getirip misafir odasındaki halının üzerine boca ederdim. Odadaki halının üstü bir kaç saniye içinde rengarenk oyuncak parçalarıyla kaplanırdı. Artık zihnim bir oyuncak poşeti olmuş. Yazı yazacağım vakit zihnimdeki kelimeleri ortaya boca ediveriyorum. Acaba Noel Baba gerçek mi? Okuduğumuz kitaplarda, dostlarla yaptığımız muhabettetlerde bize çaktırmadan poşetimize yeni oyuncaklar katıyor olabilir mi? Çünkü ne zaman yazı yazacak olsam karşımda yeni kelimeler buluyorum. Eskiden oyuncaklarla oynardım, şimdiyse kelimelerle oynuyorum. Dün küçük adamdım, bugünse çocuk adamım. Yazarken geçmişimi kutsuyorum. Gelecek mi? Yok yok. Benim gelecek ile ilgili bir işim yok. Çünkü gelecek suya yazı yazmak gibi bir şey. Şans oyunu hiç oynamam ama galiba hergün oyuncak parçaları gibi ortaya döktüğüm o lego parçalarından kusursuz yazıları keşfetmeye çalışıp lotoyu tutturmayı düşlüyorum. Hoş, kusursuz diye bir şey var mı şu hayatta? Belki de kusursuzluk insanın kusurlu olduğunu kabul ettiği gün başlar. Zenginler, politikacılar, sanatçılar, sporcular yani fenomenler Tanrıcılık oynamayı bıraktıklarında mavi küre daha huzurlu bir yere dönüşecek. Benim yaptığım ise oyuncak kelimelerle oynamak ve dilim döndüğünce bir şeyler anlatabilmek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder