29 Eylül 2025 Pazartesi

Şahit Olmak

 İletişim çağına geçtiğimizden beri insanlarda bir " Sahip olma " takıntısı musallat oldu. Gazete, radyo, televizyon, internet ve en sonunda sosyal medya aracılığıyla insanlar sürekli reklam bombardımanına tutuluyor. İletişim araçlarının vatandaşların bilgiye ulaşması için var olması yani insanlığa hizmet etmesi gerekirken, insanları ürünün satıldığı bir pazara bir müşteriye dönüştürdü. Çağın yeni hastalığı sahip olma takıntısı. En iyi cep telefonuna, en iyi akıllı saate, en iyi arabaya, en iyi eve, en iyi kıyafete sahip olmak için yaşıyor insanlar. Son çeyrek asırda gelişen bu sahip olma dürtüsü öyle ileri gitti ki sadece ürünlerle sınırlı kalmıyor. İnsanlar artık hayatlarındaki özel anlara da yaşanacak güzel bir deneyim olarak değil de sahip olunacak bir materyal gözüyle bakıyorlar. Arkadaşlarla bir kafede içilen kahvelerle yapılan bir dost toplantısı veya bir çiftin çıktığı akşam yemeği yaşanacak ve keyif alınacak bir deneyim değil de sahip olunacak bir şey olarak görülüyor. Sahip olmaya o kadar kafayı takmışızki anın güzelliğine " şahit" olamıyoruz. Sahip olma bir yanılgıdır. Biz gençliğimize geçip giden yıllar karşısında sahip olabiliyor muyuz? Biz hayat gemimizin rotasına kader karşısında sahip olabiliyor muyuz? Nefis denen bir şey var. Biz bazen vicdanımızı dinlemek yerine arzularımızın tutkularımızın peşinden sürüklenirken kendimizin kontrol etmeye sahip olabiliyor muyuz? Biz bırakın evi, arabayı, saati, kıyafeti, pahalı restoranda çekip instagrama koyduğumuz yemeğin selfisini. Biz kendi kendimize bile sahip olamıyoruz... Bu hayatta sahip olan sadece Tanrı'dır. Biz bu dünyaya sahip olmaya değil, " şahit " olmaya geldik. Yaradana şahit olmaya... Herkese iyi haftalar diliyorum.


23 Eylül 2025 Salı

Huzur

 Huzuru kontrolle karıştırıyoruz. İnsan dünyaya hükmetmiş medeniyet kurmuş bir canlı. Bunu aklıyla yapmış. İnsanın tabiatı ve yaşamı tam kontrol altında tutmak istemesi gibi bir takıntısı var. Bilim insanları tarih boyu her şeyi formüle etme, denklemler yazıp geleceği tahmin etme gibi şeylerle uğraşmışlar. Şurada yanılıyoruz: Gelecek tahmin edilebilecek bir şey değil, olgunlukla deneyimlenmesi gereken bir şey. Hayatın kontrolünün bizde olmadığını anladığımız zaman gerçek huzura kavuşuruz. Kader karşımıza bazen güzellikler, bazen sıkıntılar çıkaracak ki şükrümüz ve sabrımız artsın. İnsanın bir şükür ve sabır kotası var. Bu kotayı dolduran tıpkı bir bilgisayar oyunundaki avatar gibi seviye atlıyor. Sürprizin olmadığı ve rutin bir düzende giden hayat bize bir şey katmaz. Sonuçta hayat bize verdiklerine karşı sürekli tepkimizi ölçüyor. Yanlış anlaşılmasın düzen kötü bir şeydir demiyorum. Hergün kırk dakika spor düzenimiz, otuz sayfa kitap okuma düzenimiz, bir saat dostlarımızla yüz yüze ( Ekrandan değil! ) görüşüp muhabbet etme düzenimiz, kendimizi her şeyden soyutlayıp, Tanrıyla diyalog kurduğumuz ibadet veya meditasyon düzenimiz yani hayatımıza kalite katan kendimizi daha iyi hissettiren şeylerin düzenini yirmi dört saatimize katsak daha mutlu oluruz. Çünkü yaşam kontrolümüz altında değil ama ona karşı vereceğimiz tepkiler bizim kontrolümüzde. Yaşamı düzene sokmak yerine kendimizi düzene sokarsak gerçek huzuru buluruz. Şöyle bir söz var: " Eğer huzurunuz her şeyin iyi gitmesine bağlıysa o huzur değildir, kontroldür. Belirsizliğe karşı istikrarlı olmak gerçek büyümedir. "


20 Eylül 2025 Cumartesi

Aradık

 Aradık: Özgüveni birikimde, tecrübede, karakterde değil, mal, mülk, parada, mevkide aradık. Aradık: Sevgiyi tensel hazlarda, tek gecelik ilişkilerde, sosyal medyadaki like larda aradık. Aradık: Başarıyı karşımızdaki kişiyi aldatmada, patronumuza yalakalıkta, hile yapmakta, rüşvette, üç kağıtta aradık. Aradık: Huzuru Gazze'de çocukların dramına, ülkedeki insanların yoksulluğuna, askıya alınmış demokraside muktedirin muhalifi sindirme aygıtı gibi kullandığı adalet(sizliğe) karşı üç maymunu oynayarak, unutarak, sessiz kalarak, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek aradık. Aradık: Rol modelimizi ülkeye demokrasi getiren, herkese eğitim şansı veren, köylümüze üniversite ayarında eğitim veren köy enstitülerinin temelini atan, kadına seçme seçilme hakkı veren Atatürk'de değil, Atatürk'e ayyaş, milletine çapulcu, kadınına sürtük diyenlerde aradık. Aradık: Yaşayacağımız hayatı, amcasının karısıyla ilişkiye giren Behlül'lü, Bihter'li, belinde silahıyla racon ve kafa kesen Polat Alemdar'lı, Memati'li mafya dizilerin de aradık. Aradık: Kendimizi şükürde, infakta, ibadette, zekatta, namazda, kitapta Allah yolunda değil, yalanda, dolanda, zinada, şeytanda, güce put gibi tapıp Allah'a şirk koşmakta aradık. Aradık biz aradık. Belamızı aradık...

14 Eylül 2025 Pazar

Duvar

 Geri çekilmeyi gururuna yediremiyor insan. Daha öncede bahsettim insan içinde Tanrı olma kompleksiyle doğuyor. Ben yanlış yapmam, ben geri adım atmam, ben özür dilemem, diyor. Hatalarını kabul etmeyerek kendinden kusursuzluk abidesi yaratmaya çalışıyor. Tuğlaları kabul edilmemiş hatalardan olan Çin seddi gibi sahte bir kusursuzluk duvarı örüyor vicdanıyla arasına. Vicdanının ona mesaj gönderdiği ulakları yarattığı ve taptığı puttan duvarın ötesine geçip doğruyu artık ona konuşamıyor. Bu insana secde etmeyip Allah'a karşı gelen ve tövbe etmeyi gururuna yediremeyen şeytana has bir davranış. Bu duvarı örenler özür dileme, tövbe etme özelliklerini yitirirken empati kurma yeteneklerini kaybedip kalpleri de katılaşıyor. O duvar güneşle aralarına giriyor ve ilahi ışıkları kesiliyor. Halbuki insan; kibir, ego duvarlarını ördüğü zaman değil o duvarı yıktığı gün gerçekten " olur " Bu acılı bir süreçtir. Çünkü insan kendi kendini yıkmak zorundadır. Ama gerçekten mutlu olmak buna bağlıdır.


13 Eylül 2025 Cumartesi

Bulut

 Hayat hava durumu gibi. Şehirden şehire değişiyor. Bazen bulutlu bazen güneşli. Güneşi görmediğimiz günler de oluyor. Kendimizi umutsuz, mutsuz hissettiğimiz günler. O kasvetli bulutlar hiç dağılmayacak, bir daha güneşi göremiyecekmişiz gibi hissediyoruz. Hayat duvardaki bir tablo gibi durağan değil. Akan, kendini yenileyen bir şey. Ancak bazen biz kötü deneyimlerimizi ve hatıralarımızı da gittiğimiz yere götürüyoruz. Sanki o kasvetli kara bulutlara bir iple bağlanmışız ve onları peşimizde sürüklüyoruz. Ancak şunu unutuyoruz. Geldiğin yerin bulutunu yanında taşırsan gittiğin yerin güneşini göremezsin. Geçmişi geçmişte bırakmak gerekiyor. Başımıza gelen kötü birşeyse deneyim, iyi birşeyse hatıra oluyor. Bunun farkında olmalıyız. Hayata karşı ürkek olmayalım. Çünkü attığınız zar bir sefer kötü geldiyse ikinci, üçüncü sefer aynı kötü zarın gelmesi ihtimali azalıyor. Kadere güvenin ve hayatla barışık olun. İncinmekten korkmayın zaten çoktan incinmişseniz aynı silahla ikinci kez öldürülemezsiniz ne ala! 

12 Eylül 2025 Cuma

Tanrı'nın Hüznü

 Allah'ın Esmaül Hüsna denilen sıfatları var. Mesela Er-Rahman: Dünya'da bütün mahlukata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden. El-Halim: Cezada acele etmeyen yumuşak davranan. El-Vedud: Kullarını en fazla seven, sevilmeye layık olan. El-Veliyy: İnsanların dostu, onları sevip yardım eden. Er-Rauf: Çok merhametli pek şevkatli. Yarattığı kullarda olduğu gibi Tanrı'da da duygular mevcut. Sevgi gibi, merhamet gibi, şevkat gibi. Geçenler de aklıma şu soru geldi. Tanrı'nın hüznü olur mu? Kutsal metinlerde Tanrı'nın kulunu bir annenin bebeğine gösterdiği şevkatten çok daha fazla bir merhamet ve şevkatle sevdiğinden bahsedilir. Tanrı kalbimizin içindekileri bilir. Hangi duyguyu yaşıyorsak O bilir. Aklıma şu soru geliyor. Hesap gününde insanlar dünyadaki yaşayışlarına göre cennete ve cehenneme tasnif edildikten sonra kötüler ateşin içinde acı çekerlerken Tanrı'da o acıyı bilecek ve hatta hissedecek. Bir anne suç işleyen oğlu hapisteyken nasıl üzülüyorsa, yarattığı insanları bir annenin çocuğunu sevmesinden çok daha fazla seven Tanrı'da cehenneme düşmüş milyarlarca kulu için hüzün duyacak. Bir anne kabahatli çocuğunun ceza görüp acı çekmemesi için adalet duygusunu yitirip onun kabahatini örtebilir. Ama Tanrı ADİLdir. Ateşte azap gören kullarının her biri için hüzün duymasına karşın adaleti sağlar ve hissedip bildiği milyarlarca kulun acısına göğüs gerebilir.Belkide Tanrı'yı insandan ayıran şey burada saklıdır.


11 Eylül 2025 Perşembe

Manifest

 Bülent Arınç'a suikast yapılacaktı bahanesiyle AKP ve o zaman ki cankuşu FETÖ tarafından kozmik odaya girilip olası bir işgal halinde devletin seferberlik planlarının yabancı devletlerin eline geçmesi milli güvenlik ve kamu düzeninin korunmasına tehdit değil ama Manifest grubunun sahnede yaptığı danslar milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit oluyor. İktidarın ilk yıllarında seçim kazanmak için Fetullah Gülen'in cemaatiyle iş birliği yapmak, FETÖ'cü hakim-savcı-polis ve bürokratı devletin kritik kademelerine atamak milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun kızlarının sahnede şarkı söylemesi milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit oluyor. Sınırlarımızın kevgire dönüp milyonlarca ne idüğü belirsiz Suriyeli, Afganın ülkemize gelmesi ve demografik yapıyı değiştirecek olması milli güvenliğe ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun sahne şovu milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit oluyor. İmar Barışı altında vatandaştan bir kaç binlira toplamak için insanları çürük binalara terk edip ilk Maraş depreminde elli bin insanımızın ölmesi milli güvenliğe ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun sahne performansı tehdit. Yeterli sayıda yangın söndürme uçakları alınmadığı için ormanlarımızın yanması milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubunun sahnesi tehdit. Yakalanıp barınaklarda ölüme terk edilecek sokak hayvanları milli güvenlik ve kamu düzenine tehdit değil ama Manifest grubu tehdit. Mattia Ahmet Minguzzi'yi öldüren, İzmir'de iki polisimizi şehit eden 18 yaş altı katiller tehdit değil ama Manifest grubunun kızları tehdit. Manifest konserine ait gönderilerin paylaşıldığı X gönderileri, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle, Ankara 6. Sulh Ceza hakimliğinin 7 Eylül 2025 tarihli ve 2025/10053 sayılı kararıyla erişime engellendi. Fıkra bu kadar!

9 Eylül 2025 Salı

Sonbahar

 Son bahar sadece bir mevsim midir? İnsanın da son baharları vardır. İnsan da dökülür bir çınar misali. İşler yolunda giderken göremediği taraflarını bir yaprak gibi dökülünce yakından bakıp anlar. Sararmış anılarına bakar. Dökülünce çıplak kalan kendisiyle yüzleşir. Evet son bahar bir yüzleşmedir. Her şeyin geçici olduğunu hatırlatır. Dalına konup şakıyan misafirlerinin, güzelliğinin bir gün geçip gideceğini anlatır. Ama içinde umudu da barındırır. Hiç bir ağaç " Ya bahar gelmezse " diye korkmaz. Sen de korkma sevgili okur. Elbette bugün ağlıyorsan yarın güleceksin. Baharda tekrardan yeşilleneceksin. Kuşlar uzaklardan tekrar senin için gelecek ve tatlı yaz akşamlarında şarkılarını söyleyecek. Sen yeter ki seçimlerini iyi yap. Çevreni, komşunu, dostunu, idarecini iyi seç. Sapı tahtadan diye baltaya oy veren ağaçlar gibi olma. Vicdanın ağacın gövdesi gibi sağlam olsun. Duyguların dökülüp baharda yeniden çıkan yapraklar gibi olsun. Hayat karşısında yenilenmeyi bil. Umutsuzluğu aklından sil. Küçük bir fidanken nasıl heybetli bir çınara dönüştüğünü hatırla. Minnettar ol yaşama yani sana yağmur taşıyan bulutlara. Seni ne kadar taşlarlarsa taşlasınlar onlara sakın ha aldırma. Meyveni ve gölgeni vermeye devam et. İnadına yaşa. Hamd et. Öyle bir hamd et ki duan ulaşsın arşa. Sabret ve inan kalbindeki aşka...

8 Eylül 2025 Pazartesi

Rüya

 Doğduğum günden beri bir rüyadayım.Yabancısı olduğum bir diyardayım. Acılar büyüttü beni. Acıları yuttum tıpkı bir ilaç gibi. Bölük pörçük hatırladım uykudan önceki beni. Sonra aramaya başladım " seni " Suda, toprakta, gece göz kırpan yıldızlarda.Hayatta, kitapta ve dualarda...Anladımki aşk yola çıkmak, bir yolculuktur. İnsanın kendine olan yolculuğu, rüyada olduğunun farkına varmasıdır.Aşk din'dir.Bu dinin birde ibadeti olması gerekir. İçinde hem şükür barındıran, insanı kötülükten arındıran, şeytanın vesvesesini bastıran bir ibadet. Mutluluk ibadettir o yüzden.Hayat bize karşılıksız sunulan bir hediye. Seven hediye verir.  O bizi seviyor.Aldığımız nefes, yaşama duyduğumuz heves, sevgi ise pek mukaddes.O yüzden sevgi Tanrıdır.Ey sevgili okur. Şu hayat sadece bir rüyadır. Ruhuna ihanet etme yoksa bekler seni öte hayatta kahır. Bir an önce kendini bu rüyadan uyandır. İşte o zaman ahiretin bahardır.

7 Eylül 2025 Pazar

Düşünmek

 Ayaklar nasıl yürümek içinse, elller nasıl tutmak içinse, akıl da problemleri çözmek içindir. Problemsiz bir hayat paslanmış bir akıl demektir. Allah'dan fırtınasız bir hayat istemek yerine o fırtınaya dayanacak kadar " güçlü " bir birey olmayı dileyin. Problemi çözmek için problemi anlamamız gerekiyor. Harekete geçiyoruz ama yanlış otobüse binersek cevaptan uzaklaşmamız muhtemel. O yüzden tezcanlı hareket etme yerine sakin kalıp problemi anlamalı ve doğru otobüste yerimizi almalıyız. Sokrates: Problemi anlamak cevabın yarısıdır, diyor. Rutine yönelik sorunları refleks haline gelmiş aksiyonlarımızla çözümleriz. Ama hayat bazen bilmediğimiz yerden sorar. İşte o zamanlarda insan en önemli süper silahını kullanmalı. Düşünmek. Gerekirse farklı bakış açısını kullanmak ve hatta konfor alanından çıkmak. Sistem sizi zorluyorsa gerekirse o sistemi sarsmalısınız. İnsan rutini düşünmek olarak değiştirdiği zaman yani problemler karşısında refleksi akıl yürütme haline geldikten sonra hiçbir problem o kişiyi korkutamaz. " Düşünüyorum öyleyse varım " Descartes 

5 Eylül 2025 Cuma

Tepki

 Başımıza ne geleceğini seçemiyoruz ama vereceğimiz tepkiyi seçebiliyoruz. Evren kocaman bir yankı odası. İlk yaratımın olduğu andan beri olaylar ve onlara verilen tepkiler yankılanarak sonsuz döngüler oluşturmuş. Kötülük ehlileşmemiş vahşi bir hayvan. Kötülüğe kötülükle cevap verirsek herkesin kaybedeceği bir savaş başlatırız. Olumlu duruşumuzla, karakterimizle o vahşi hayvanı ehlileştirmeliyiz. Dünyada sadece ordular arasında topla, tüfekle savaşlar olmuyor. Hergün uyandığımızda sokaktaki, işyerindeki insanlarla bireysel savaşımızı veriyoruz. Şu devirde " doğruda kalmak " çok zor. Bizler aynı zamanda aklımızı çelen, kulağımıza fısıldayan " bay yanlışa " karşı da doğruda kalma savaşı veriyoruz. Karşılaştığımız olaylara karşı şükür mü yoksa isyan mı ediyoruz? Mutlu muyuz yoksa mutsuz mu? Başımıza gelen her olayın içinde mutlaka şükredecek bir şey vardır. O kaybolduğunuz karanlık labirentte sizi çıkışa götürecek bir ışık gibidir. En umutsuz anda o ışığı arayın bulun ve elinize alıp çıkışı bulun. Marc Brackett şöyle diyor: " Her an bir seçenektir. Deneyiminizin ne kadar hayalkırıklığı veya sıkıcı veya kısıtlayıcı veya acılı veya baskıcı olmasının bir önemi yok. Daima nasıl cevap verebileceğimizi seçebiliriz "


4 Eylül 2025 Perşembe

Ciddiyet

 Hızlı tren yaparız kaza yapar. Bina yaparız depremde yıkılır. Otel yaparız yanar. Maden açarız ormanı yutar. Siyasetçiyi oylarımızla göreve atarız kürsüden nefret öfke kusar, kimisi yolsuzluk yapar. Üniversiteye akademisyen atarız sahte diplomalı çıkar.Olgun olmayan yarım insanların yaptığı işler de yarım oluyor. Ülkemizde genç, idealist, işi kitabına göre yapmaya çalışan insanlara sürüdeki diğer " kurt " lar tarafından sen daha olmamışsın hamsın payesi veriliyor. O kurtlara göre olgunluk: kuralların etrafından dönme, avanta alıp iş bitirme gibi şeyler. Yıllar önce bir cumhurbaşkanının " Benim memurum işini bilir " dediği bir mentaliteden ne beklenebilir ki? Başta dedim ya ne geliyorsa başımıza karakteri olmamış yarım insanlardan geliyor. Bir insanda karakter yarımsa onda ve yaptığı işte ciddiyet yoktur. Ciddiyetin olmadığı yerde hata olur. Hatalarda kazaları, yaralanmaları ve hatta ölümleri doğurur.Nietzche şöyle diyor: Bir adamın olgunluğu, çocukluğunda oyun oynarkenki ciddiyetini tekrardan bulmasına bağlıdır.

3 Eylül 2025 Çarşamba

Şahin

 DJ Gevezeden bir hikaye: vakti zamanında kralın birine iki şahin hediye edilmiş. Şahinlerden biri gök yüzünde süzülüp müthiş uçuşlar yaparken diğeri günlerdir tünediği daldan kıpırdamıyormuş. Kral emir vermiş ve saraya peşi sıra şahin eğitmenleri gelmiş. Aylar geçmiş ve gelen bir sürü eğitmen dala tünemiş şahini uçurmayı başaramamış. Geriye son bir eğitmen kalmış. Onu getirmişler. Ertesi sabah kral pencereden dışarı baktığında ikinci şahinin de göklerde uçmaya başladığını görmüş. Kral çok sevinmiş ve merakla eğitmene sormuş: " Aylardır onca eğitmenin yapamadığını sen nasıl bir günde yaptın? " " Kralım çok basit. Şahinin tünediği dalı kestim " Yağmur olmadan hiç bir şey büyümez. O yüzden hayatınızdaki fırtınaları kucaklamayı öğrenin. Bazen potansiyelimize kavuşmak, o müthiş uçuşu yapabilmek için konfor alanımızdan uzaklaşmak gerekiyor. 

1 Eylül 2025 Pazartesi

Nil'in kıyısındaki hüzün

 On iki yıl önce Mısır'da Luksor'dayım. Gündüz çöl sıcağında hayatımın ilk 42 kilometre maratonunu koşmayı başarmışım. Nil nehrinin yanında otelin açıkhava restoranındayım. Güneş Nil nehrininin ardına tatlı tatlı batarken havayı muhteşem bir kızıllığa boyuyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen diğer maratoncularla birlikteyiz. Akşam yemeği yiyoruz. Adımız anons edildiğinde masadan kalkıp kürsüden hatıra madalyamızı alıyoruz. Benimde adım anons ediliyor ve madalyamı alıp masaya oturuyorum. Bir madalyaya bakıyorum bir Nil nehrine bakıyorum. Hayatımın en büyük sportif başarısını kazanmışım, dünyanın en güzel ülkelerinden birindeyim, harika bir ortam, harika bir manzaradayım ama mutlu değilim. Bir kaç ay önce otuzuma girmişim ama kendimi öyle kötü hissediyorum ki gözlerimde biriken yaşların akmaması için kendimi zor tutuyorum. Bu durum masada oturan yabancı bir turistin dikkatini çekiyor. Bana " Mutlu olman gerekmiyor mu? Bugün bir maraton koştun, harika bir ortamda bunu kutluyoruz. Neden üzgün görünüyorsun? " diyor. Hemen yüzüme bir gülen adam maskesi takıp " Evet haklısınız " diyip geçiştiriyorum ama acım devam ediyor. Mutsuzluğumun sebebi bir kaç ay önce 4 yıl aşk yaşadığım sevgilimden ayrılmış olmam. Onu unutmak, bu ayrılığı atlatmak kolay olmamıştı. O akşam Luksor'da Nil nehrinin yanında "onu" özlemiş zaferi onunla paylaşmak istemiştim. En büyük zaferler bile paylaşacak bir sevgiliniz olmayınca noksan kalıyor. Sonra yıllar geçti, durumu atlattım. Kırkımdan sonra şimdi öyle bir noktaya geldim ki artık kendi kendime bi başıma yetebiliyorum. Ama olması gereken bu mu emin değilim. Herşeye rağmen hayatı; neşeyi, hüznü paylaştığım bir sevgilinin olması güzel. Bunu herkese tavsiye ederim. Ama bir ayrılık olacaksa da bir şekilde atlatıyorsunuz. Adapte oluyorsunuz. Gençken aşırı duygusal olup olaylara aşırı tepki veriyorsunuz. Ama sonunda su akıp yolunu buluyor. Bugünkü yazıda hayatımdan bir hatıra olsun.