Sabah oldu, sokaklar uyandı, şehir homurdanmaya başladı. Gün aydı. Güneşsiz gökyüzü bulutlu ve gri. Nerede bahardaki maviliği? Acaba gökyüzü griyken rüya mı görüyor? Doksan dokuzda yıkılan, sonra yeniden yapılan bu şehir, bu insanlar, tüm bu hayatlar bu griliğin uykusundaki düşü olabilir mi? Belkide biz bir rüyayız. O zaman niye canım acıyor? Niye geçmiş yaralar kanıyor? Bahar tekrardan ne zaman gelecek? Gökyüzü tekrardan mavilenmek için yoksa benim uyanmamı mı bekliyor? Karşıya geçmek istiyorum ama köprü yıkılmış. İyiler kötülerden usanmış. Kahvemin falında karşı yakada dizlerini kıvırıp oturmuş dua eden bir çocuk görüyorum. O çocuk nefsimin, karmaşık duygu ve düşüncelerimin gölgesinde kalmış benim aslında...Ardında birbirine sokulmuş üç baykuş. Faldaki saf, temiz, günahsız o çocuğa kavuşmak istiyorum. Kirlerinden ve karanlıklarından arınmış. Sadece Rabbine güvenip dayanmış. O yüzden güneşi bulmalıyım. Kayıp güneşi... Gölgem kalktığında iki taraf arasındaki köprü tekrardan belirecek ve ben karşıya yani kendime geçebileceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder