Bazen susmak en iyisidir. Size karşı saygısız olanların seviyesine inmemiş olursunuz. Cevap vermeyerek hamlelerini boşa çıkarmış olursunuz. Çünkü cevap verdiğinizde dilleriyle size akıttıkları zehri otomatikman bünyeye kabul ediyorsunuz. Bazen en iyisi muhatap olmamak. Ama insanın bunu öğrenmesi için çoğu zaman bir ömrün yaşanması gerekiyor. Devletleri veya rakip siyasi partileri karıştırmak için karşıt gurup tarafından yapılan enformasyon savaşlarında bile bazen sessiz kalarak ortaya atılan enformasyonu değersizleştirip zamanın içinde eritme stratejisi uygulanıyor. Ümit Özdağ Algı Operasyonu ve Psikolojik Savaş kitabında bu konuya değiniyor. Bazen susmak lazım. İyi düşünmeden fikir olgunlaşmadan konuşmamak lazım. Çünkü birine bir söz verince sözümüzün esiri oluyoruz. Biri hakkında kötü bir lakırdı edince o kişiye borçlanıyoruz. İnsanlar ömürleri boyunca hakim olamadıkları dillerinden ötürü üçüncü şahıslara karşı girdikleri manevi borçlarının toplamını hesap etseler, hemen o anda iğne iplik alıp ağızlarını dikerler yada dillerini koparırlardı. Çok ciddiyim. Çünkü laf ağızdan çıkana kadar senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen lafının esiri oluyorsun. Nobel ödüllü yazar Ernest Hemingway : Konuşmayı öğrenmek sadece iki yıl sürerken, sessiz kalabilmeyi öğrenmek atmış yıl alır demiş.
29 Ağustos 2025 Cuma
28 Ağustos 2025 Perşembe
Özgüven
Kendine güvenmelisin. Sen kendine inanmadıktan sonra başkaları sana nasıl inansın? Kendine güvenmen için gideceğin yolun tamamını, her köşesini bilmene gerek yok. Tanrı sana problemleri çözmen için akıl vermiş. Deneyiminin yetmediği yerde aklını devreye sok. Hiç unutmam. Yıl 2005, mühendislik fakültesinde Isı Transferi dersini görüyorduk. Hoca vizelerde ve finallerde kitabınızı açabilirsiniz demişti. Yani problemleri çözmek için gerekli formüller önümüzdeydi. Lakin sınavdaki sorular ezberimizi değil, yorumumuzu ölçüyordu. Daha önce karşılaşmadığımız problemleri aklımızı kullanarak çözüyorduk. Deneyim de önemli bir şey. Deniz suyunun tuzlu olduğunu anlaman için denizin tamamını içmene gerek yok. Bu insan içinde geçerli. Bazı insanlar ne mal olduklarını bir kaç hareketleriyle belli ederler. Sonuna kadar onlara katlanmana gerek yok. Bir kişi çok okumuş olabilir, çok gezmiş görmüş olabilir ve egosu tavandır. Ego özgüvenin sahtesidir. Özgüven yıllar içinde deneyimle kazanılırken, ego ise cahillikle oluşur. Egolu kişiler ne kadar kültürlü olurlarsa olsunlar esasında kendilerine ve hayata karşı cahillerdir. Noksan kaldıkları özsaygının, sevgi eksikliklerinin ve diğerlerine saygı duymanın farkında değillerdir. Eksikliklerini bir darbede yıkılacak egolarının ardına gizlemişlerdir. Egoyu bir darbede yıkarken bireyde yıllara yayılmış bir süreçte deneyimle kazanılmış özgüveni kolay kolay yıkamazsınız. Marka çantalar, pahalı saatler ve kıyafetler, son model telofonlar ile üstünlük kuramazsınız. Hayatta hiç kimseye karşı üstünlük kurmanın gerekmediğini anladığınız zaman bir üstünlük kurarsınız. Bu kendinize nefsinize karşı kurduğunuz bir üstünlüktür. Vincit Qui Se Vincit. Yani kendini yenen yenilmezdir.
27 Ağustos 2025 Çarşamba
İnsanın Değeri
İnsanlar zengin olmak için çok uğraşıyorlar. Aileleriyle, dostlarıyla geçirebilecek ve tekrarı olmayan çok kıymetli anlarını para kazanma uğruna çalıştıkları işlerinde harcıyorlar. Fakirse ortadirek, orta direkse zengin, zenginse çok zengin olmak için çabalıyorlar. Daha kötüsü sadece zamanlarını değil, çıkarları için vicdanlarını, onurlarını, karakterlerini de kaybediyor bazıları. Sorum şu: zengin olmak mı yoksa " değerli " olmak mı? Zengin olabilirsiniz fakat zenginleşirken kalp kırdıysanız, ah aldıysanız, paranızın gücüne dayanan sahte bir saygınlığınız varsa kusura bakmayın ama aslında siz koca bir hiçsiniz. Bu alemde iki hayat var. Biri şuandaki diğeri ise öte hayat. Siz öte hayata para, pul, altın, yat, kat götüremiyorsunuz. Zenginlik orada geçmiyor. Mühim olan ne kadar değerli olduğunuz. Bir insanı değerli yapan şey: dürüstlüğü, kibarlığı, yardımseverliği, güvenilirliği ve vicdanıdır. Yani aslında zenginlik değerli bir insan olmakla ilgilidir. İnsanların gönlünde yer etmekle ilgilidir. Marcus Aurelius şöyle demiş: " Bir insanın değerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü unutma " süper bir söz. Aklımız Google arama motoru gibi çalışıyor. Hayatta neyi arıyorsak onu karşımıza çıkarıyor. Üç kağıt, kahpelik, kötülük aklımızdaysa bizi öyle bir hayata yönlendiriyor ve değerimiz öyle oluyor. Niyetimiz iyi, güzel, temizse oralara yönleniyoruz. Şunu unutmayalım: insanın değeri aradığı şeydedir.
26 Ağustos 2025 Salı
Günaydın
Gün ayarken şehrin uyanışını seyrediyorum. Tıpkı bir sevgilinin uyanması gibi. Gecenin koyu perdesinden soyunan tepelerinden, şehrin içinden akıp Marmaraya kavuşan deresinden, sahil boyunca karşılıklı ağaçların oluşturduğu yemyeşil tünelinden, dallarda cikirdemeye başlayan kuşların ötüşünden mutluluk duyuyorum. Bu şehir. Benim şehrim. Yatakta yalnız uyanmıyorum, ben nazlı bir güzel gibi uykudan mahmur bir şekilde uyanan şehrimle birlikte uyanıyorum. Mutluluğumu hatıralara, kendimi Yalova'ya emanet ettim. Hayallerimi geleceğe, kalbimi "sana" emanet ettim. Tövbelerimi Allah'a, akıbetimi kadere emanet ettim. Sokakta top oynayan küçük bir çocuktum demin, ey yıllar sen bana ne ettin? Saçımda bir kaç tel ak, durma Onur gidenlere bir ağıt yak. Geçip giden gençliğinin ardından bak... Sahi biz neyi bölüşemiyoruz? Kuşlar gökyüzünü ve dalları bölüşmüşken. Sahi biz niye kavga ediyoruz? Çocukken birbirimizi sevip ayırmazken. Kalemden asam. Güzel peygamber Musam. Dere kanarında masam. Türk kahvemi yudumluyorum. Cümleler denizini yarıyorum. Hergün yazıyorum. Talihi değiştirecek, ölümsüz bir cümle arıyorum.
25 Ağustos 2025 Pazartesi
Terazi
Duygular ile mantık arasında bir sınır vardır. Duygularımız uyarıldığında aradaki bu sınır geçirgen hale gelir ve duygular mantık havuzunun içine akmaya başlar ve mantığımız araya karışan duygular ile saflığını kaybeder. Buda mantıklı kararlar almamızı engeller. Duyguyu yaratan algılardır. Gördüğümüz, işittiğimiz, tattığımız, kokladığımız, dokunduğumuz şeyler bizde pozitif ve negatif duygular açığa çıkarır. İnsanın iki karakteri vardır. Genlerle atadan gelen yaratılış karakteri( Y-Karakter) ve sonradan yaşanarak edinilen deneyim karakteri( D-Karakter). Duygular Y-Karakter ve D-Karaktere göre açığa çıkar. Duygulara göre hareket etmek bize daima doğru işler yaptırmaz. Son model bir spor arabayı çok istiyor olabiliriz, duygumuz bize " Ona sahip ol " diyebilir ama onu çalamayız. Bu ahlak dışına çıkmak olur. Ahlak bir kas gibidir. Ne kadar güçlüyse bizi o kadar ahlaki sınırda tutar. Ahlak güçlü olunca duygular ile mantığı ayıran aradaki duvar o kadar güçlü ve geçirgenliği az olur. Böylece duyguların mantık havuzuna nüfuz etmesine engel olarak bizi hatalı kararlardan korur. D-Karakterin baskın hale gelmesi de sağlıklı değildir. Bu sefer mantık havuzundan duygu havuzuna akış olur ve kişi hayal etmek, umut, coşku, sevinç gibi duyguları üretemez olur ve depresyona sürüklenir. Kötü deneyimlerin yapıştığı mantıklar duygu havuzuna nüfuz edip duyguların saflığını yok etmiştir. Bir kefede duran duygular ve diğer kefede duran mantık teraziyi dengede tutar. Güçlü bir ahlaka sahip olup aradaki sınıra hükmedip bu ikisini birbirine karıştırmamamız gerekir. Yoksa terazi devrilir ve tepetaklak oluruz.
24 Ağustos 2025 Pazar
Karar
İnsanın doğumundan ölümüne kadar mecbur bırakıldığı bir şey var. Karardan bahsediyorum. Hayat boyu kararlar almak zorundayken önümüzde birden çok gidilecek yol varken aslında kaderimizin bize tek yol sunduğunu düşünmek bizleri bazen hataya düşürebiliyor. " Kaderim böyleymiş nasılsa değişmez " söylemiyle çabayı, umudu, hayal etmeyi bir kenara bırakıyoruz. Doğduğumuz coğrafya, ailemiz, sosyal çevremiz hayatımızın başında bize kader paketiyle geliyor ama hayatta yapacağımız tercihler özgür irademize bırakılıyor. Kararlarımızı bizi mutlu eden şeyler yönünde alıyoruz. Ancak bu kararların gelecekte bizi mutlu edeceğine dair bir garantisi yok. Yaz sıcağında karınca harıl harıl çalışıp kış için yiyecek biriktirirken ağustos böceği kendisini o an mutlu edecek bir karar alıp tembellik yapıp partilemeyi tercih ediyor ve kış gelip çatınca aç kalıyor ve ilk etapta onu mutlu eden kararı şimdi onu mutsuz ediyor. Bize iyi gelen her şeyin bizi sürekli mutlu edeceğine dair bir garantisi yok. Kararlarımızı alırken bunu göz önünde bulundurmalı, satranç oynuyormuşcasına sonraki adımları hesaplamalıyız. Bu son cümle yazıyı bir paradoksa getirdi. Siz sormadan ben hemen yazayım: Peki kalbimizle mi yoksa beynimizle mi karar alacağız? Duyguları mı dinleyeceğiz yoksa mantığı mı? Ha ha ha. Zor soru. Ben kırk yaş üstü bir insanım ve bugüne kadar duyguların insanı yarı yolda bıraktığına şahit olmadım. Bu birazda tutku gibi bir şey. Tutkunuzu yola çıkarın ama yoldaki kavşaklarda mantığınıza göre hareket edin. Böylece hem kalbinizin hem beyninizin gönlünü yapmış olursunuz. Biraz politik bir cevap oldu. Eh ne yapalım bu yazıda böyle olsun.
23 Ağustos 2025 Cumartesi
Matematik
Biraz kafa yorunca anlıyorsunuz ki hayat bir matematik. Doğru yerde doğru işlemi yapınca mutlu oluyorsunuz. Tabi pek çok soruya yanlış cevap verdikten sonra hayatın ve matematiğin uzmanı oluyorsunuz. Misal toplama: insanlara yardım edip onların dualarını toplamalı insan, temiz kalpli iyi insanları etrafına toplamalı insan, ona huzur veren küçük keyif anlarını toplamalı insan, hayatın içindeki mizahı görüp neşe anlarını toplamalı insan, mutluluk anlarını toplamalı insan, geçmişindeki deneyimleri toplamalı insan. Çıkartma: negatif insanları hayatından çıkarmalı insan, geçmişin pişmanlıklarını, geleceğin kaygılarını hayatından çıkarmalı insan, umutsuzluğu hayatından çıkarmalı insan, derdi tasayı hayatından çıkarmalı insan, kötü sözleri, dedikoduyu, öfkeyi, kıskançlığı hayatından çıkarmalı insan, kendini kendinden çıkartıp yok olup Tanrı'yı bulmalı insan. Çarpmaya gelecek olursak: kendini sevgiyle ( Aşkla ) çarpmalı insan, sevincini başka insanlarla paylaşmalı, çarpmalı insan, hayallerini inançla çarpmalı insan, karanlık da olacak. Karanlığı içindeki ışıkla çarpmalı insan. Peki ya bölme? Kazancını bölmeli ( diğerleriyle paylaşmalı ) insan. Tebessümünü, neşesini bölüp diğerleriyle paylaşmalı insan, dertlerini bölüp dostlarıyla paylaşmalı insan. İşte bu hayatın matematiği. Mutlu olma formülü.
Yaşamdaki İkinci Yön
Sadece sanatçılar, sporcular, siyasiler mi toplum üzerinde etkili olmalı yoksa sıradan insanlar da mı kendi çevrelerine örnek olmalı? Adına ister değişim diyin ister devrim; tabandan yapıldığında "gerçek" olur. Modayı topluma mal olmuş kişiler belirler doğru. İnsanlar medya gücüyle yönlendirilir. Ama hiç bir medya gücü mahalle kültürünü yenemez. Çünkü o kültür kuşaktan kuşağa süregelen örf ve adetlerle örülmüştür. Ya çıkarı için içine sinmeyen fikrin savunucusu olan sahtekarlara ne demeli? Medya ikonlarına her zaman inanmalı mıyız? Tarihini, sosyal hayatı ve kültürü dizilerden öğrenen toplum yozlaşmaya açıktır. Okumalıyız. Bizi okumak kurtaracak. Günde 35 sayfa kitap okusak ayda 3 yılda 36 kitap eder. Edebiyat tarihinde iz bırakmış klasikleri okumalıyız. Çünkü o yazarlar yapıtlarında iyiyi, kötüyü, ahlakı, erdemi sorgularken o dönemin sosyo kültürel fotoğrafını da çekip okura aktarıyor. Okuyalım ve okuduktan sonra mahalledeki komşularımızla bunları konuşup, tartışalım. Başkalarına entellektüel anlamda bir katkımız olsun. Yani muhabbet sadece hafta sonu oynanan lig maçında hakem niye kırmızı kart verdi, pozizyon ofsayt mıydı yada masterchef de yapılan yemek yada survivor da son elenen yarışmacı olmasın. Çocukları olan ailelere soruyorum. Çocuğunuzun geleceğiyle ilgili hayaliniz ne? Büyüyünce iyi bir işi olsun, iyi bir maaşı olsundan ibaret mi? Peki ya insanlara, diğer insanlara katkısı olsuna ne oldu? Çocuğunuza büyüdüğünde diğer insanlara katkı verebilecek tarzda yetiştirin. Hayat sadece işten ibaret olmamalı. Hayatın birde sosyal yönü olmalı. Bir STK'ya, derneğe üye olabilir. Tiyatro yapabilir, müzik, resim, edebiyatla uğraşabilir. Çocuğunuzun muhakkak ikinci bir yönü olsun. Bakın filozof Seneca ne diyor: Hiç kimse için yaşamayan, kendisi için de yaşıyor sayılmaz.
21 Ağustos 2025 Perşembe
Özgürlük ve Mecburiyet
Özgür ve mecbur olduğumuz şeyler var. Bir toplumdaki özgürlüklere ve mecburiyetlere uyulması oradaki refah seviyesini belirler. Mesela bir vatandaş özgür olarak düşünebilmeli. Ülkenin yönetimini beğenmediğinde demokratik protesto hakkını özgür olarak kullanabilmeli. Bir kadın istediği kıyafeti özgür olarak giyebilmeli. Bir ülkedeki medya özgür olabilmeli. Kiralık yada kalemini satmış gazeteciler medyada barınamamalı.Mecburiyetlere gelecek olursak: Eğitim sistemi bir ülkedeki tüm çocuklara aynı standartta eğitim vermeye mecbur olmalı. Torpil, dayı, partili tanıdık gibi şeylerin işe girişlerde gerekliliği ortadan kalkmalı. Memur alınmasında, işe girilmesinde liyakat mecbur tutulmalı. Avanta-lavanta peşinde olan müteahhitler ve bunlarla iş tutan yozlaşmış siyasiler ve yöneteciler ortadan kalkmalı, ihalelerde şeffaflık mecburiyeti olmalı. Yargı sistemi ülkeyi yöneten muhteremlerin muhalif gazeteciyi, teweet atan vatandaşı korkutup, sindirme aracı olmaktan çıkmalı, adalet mecburi şekilde herkes için tarafsız olmalı. Başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığımız sürece özgürüz. İnsanlar kendisi dışındaki herkesin hakkına saygı duymaya mecbur olmalı. Herkesi sevmek zorunda değiliz ama saygı duymaya mecburuz.
19 Ağustos 2025 Salı
Unuttuk
Unuttuk. Asıl mutluluğun bir pazar günü divanda uzanmış babamızın gazete okuduğu ev, annemizin özenle hazırladığı kahvaltı sofrasında ailecek bulunmak olduğunu unuttuk. Unuttuk. Çocukluğumuzu unuttuk. Asıl mutluluğun çocukluğumuzda kurduğumuz hayaller olduğunu, saflığımızı, temiz kalpli olmayı unuttuk. Öğretmenimizin verdiği ödevi yapmayınca boğazımızda oluşan yumruyu, halen işleyen vicdanımızı unuttuk. Komşuluğu unuttuk. Komşuya yardım etmeyi, iki gün sesi soluğu çıkmayınca kapısını çalmayı unuttuk. Komşu açken tok yatmamayı unuttuk. Unuttuk. Millet olarak yas tutmayı unuttuk. O kadar çok bölünüp ayrıştık ki ( sağ olsun muhteremler ) birlik olmayı unuttuk. Unuttuk. Alın teriyle kazanılan diplomayı, bileğinin hakkıyla bir işe girip rızkını kazanmayı unuttuk. Liyakati unuttuk. Rüşvet, kıyak, "bizden" olmayana kayyum-dayak... Dürüstlüğü unuttuk. Daire parasına zengin Araba vatandaşlık, bebek katili pkk liderine oy için yanaşmalık millet olmayı unuttuk. Rant, kırmızı noktalı bant, Aydın'daki topuklu efenin kocasına jant derken onurlu olmayı unuttuk. Adnan Bey, Behlül-Bihter derken aile olmayı unuttuk. Ormanlar yanarken masum hayvanları unuttuk. Gemi var gemicik var derken, gemicikler denizde yürürken, müteahhitler rantlanırken, geçmediğimiz köprünün, oto yolun garanti ücreti vatandaşın cebinden çıkarken ettiğimiz yemini unuttuk. 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi bıçaklanıp öldürülürken insanlığımızı unuttuk. Unuttuk kardeşim unuttuk. Birgün ahiret gününde mizanın kurulacağını unuttuk.Unuttuk. Allah'ı, kitabı, peygamberi unuttuk...
18 Ağustos 2025 Pazartesi
Eskimek
Toplumda eskilere karşı bir ön yargı var. Eski kelimesine negatif bir anlam yüklenmiş zihinlerde. Oysa ki eskimekde bir maharettir. Çünkü kimisi eskidiği için yaşar. Problemlerin birden çok çözümü olabilir. Gücün yada deneyimin kullanıldığı çözümler. Gücün çaresiz kaldığı sorunlarda deneyim yani " Eskilik " devreye girer. Eskilik aynı zamanda sabır da kazandırır. Bazı sorunların çözümünde gücün ve deneyiminde yetersiz kaldığı durumlar söz konusu olabilir. Tek çözüm vardır o da sabırdır. Geçen hafta Gülse Birsel'in yazdığı Aile Arasında filmini izledim. Harika bir komedi. Engin Günaydın, Demet Evgar başrolde döktürüyorlar. Filmde Orta yaşlara gelmiş ikili arasında " Maçın ikinci yarısını iyi oynayalım " diye bir diyalog geçiyor. Bu cümle çok hoşuma gitti. Hayatın ilk evresi arayış içinde geçiyor. Ve genelde arayan kaybediyor. Kayıplar ham olan genç ruhlara acı veriyor. Ama insanda acı ile büyüyor. Tecrübesi, soğuk kanlılığı ve aklı büyüyor. İkinci evresinde ise arayanı aranan buluyor. Belki bedenlerimiz zamanda henüz yolculuk edemiyor ama radyoda çalan eski bir şarkı, hatırası olan eski bir eşya yada eski bir fotoğraf aklımızı geçmişe götürebiliyor. İnsan eskimeden geçmişe yolculuk edemez. Geriye gidebilmek için eskimek gerekir. O yüzden eskimek güzeldir.
16 Ağustos 2025 Cumartesi
Yarım
Kilo vermek için diyete başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, gazetede bulmacaya başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, kitap okumaya başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, bir işe başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz, ibadete başlayıp yarım bırakıyoruz, bir aşka başlıyoruz ve yarım bırakıyoruz... Yarım bıraktığımız ne çok şey var. Yarımken tam olsa hayatımızı olumlu yönde değiştirecek ne çok şey var. Ömrümüzün sonuna geldiğimizde ardımızda boşa harcanmış potansiyeller hurdalığı bırakıyoruz. Hani israf kötü bir şeydi? Paramızı israf etmek istemeyiz çünkü kazanmak için emek veririz. Günümüzde zaman en değerli şey onu da israftan kaçınırız. Yemek desen: Afrika kıtası açken israfı doğru olmaz. Ama hayallerimizi bozuk para gibi harcıyoruz. Farkında değiliz ama biz bir hayal kurup hedef koyunca onun gerçekleşeceği gelecekteki ana duygumuzu, enerjimizi koyuyoruz. Geçmişte niyet ettiğimiz bir hayalin gerçekleştiği anda yaşadığımız coşkunun nedeni geçmişten geleceğe gönderdiğimiz enerji paketinin vakti gelince açılmasıdır. Biz bir işe başlayıp yarım bırakınca enerji kaybına uğruyoruz ve o pozitif enerjiler yarım kalan hayaller hurdalığında kaderine terk ediliyor. Başımıza ne geliyorsa yarım kalan hikayelerden geliyor. Yarım kalan sözler, yarım kalan adımlar, yarım kalan aşklar. Ben bundan sonra TAM olmaya gayret edeceğim. Size de tavsiye ederim.
15 Ağustos 2025 Cuma
Yalan
Bağımlılık yapan maddeler tehlikelidir. Doz aşımı insanı ölüme bile götürür. Ama dünyadaki en tehlikeli bağımlılık yapan uyuşturucu madde yalandır. Yerinde ve profesyonel bir inandırıcılıkla kullanıldığında ileride Yahudi Soykırımı yapacak Adolf Hitler gibi bir diktatörü bile uyutulmuş halkın oylarıyla ülkenin başına getirebilir. ABD tarafından söylenen "Saddam Hüseyin'in elinde kimyasal silah" var yalanıyla Irak'ın işgaline tüm dünyayı ikna edip " Demokrasi getiriyoruz " laflarıyla Irak'da bir milyon sivilin ölümüne neden olabilir. Halkın bir kesminin manevi duyguları istismar edilerek Amerikan istihbaratının maşası olan ilk okul mezunu bir vaizin kurduğu, müridleri yargı, emniyet, ordu içine yerleşmiş bir cemaat, iktidar tarafından yıllarca el üstünde tutulup, ne istedilerse verdik, gel artık bitsin bu hasret, muhterem Hoca Efendi söylemleriyle "işler iyi giderken" el üstünde tutulabilir. El üstünde tutulanlar ülkenin Atatürkçü askerlerini düzmece davalarla ordudan tasfiye edip medyada estirdiği " Darbe yapacaklardı " sözüyle halkın bir kısmını ve daha vahimi ülkeyi yöneten muktedirleri kandırabilir. Darbeci Sisi derken kardeşim Sisi olabilir. Kardeşim Esad derken Katil Esed olabilir. Çok değil iki yıl önceki genel seçimde meydanlarda oynattıkları montaj görüntülerin üstüne " Cehape'ye oy verirseniz PKK kazanır. Çünkü Cehape HDP ile ittifak yapıyor " diyen muhteremler iki yıl sonra bebek katili teröristbaşına kurucu önder diyip, mecliste konuşturma yaptırmaya çalışıp kendileri HDP ile işbirliği yapabilir. İsrail'in Gazze'de yaptıklarına kürsülerden atar yapabilir ama kapalı kapılar ardında İsrail ile ekonomik ve ticari " muhabbetini " devam ettirebilir. Yalan çok tehlikeli bir uyuşturucudur. Bir toplumu uyuşturup bir devleti uçuruma getirebilir. Yalanı söyleyen muktedirler mi? Onlar zaten kendilerini uyuşturmuşlardır kendi kendilerine söyledikleri yalanlarla... Peki ne yapmalıyız? İmam Gazali'nin dediğine uyacağız: " insan iki küçük et parçasıyla ölçülür. Kalbi ve dili "
Yabancı
Yabancılaşıyoruz. Hayata karşı yabancılaşıyoruz, eşimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza karşı yabancılaşıyoruz. İçinde yaşadığımız topluma ve en kötüsü kendimize karşı yabancılaşıyoruz. Konuştuğumuz aynı dil ama ruhumuz sağırlaşmış bi türlü anlamıyor, anlasa da başka anlamlar çıkarıyor, geçmiş yaşların üzerine eklediği hayal kırıklıkları, yarım kalan hikayelerinin yarattığı çarklarının arasından geçirip terbiye ettiği hayatı. Diyaloğun başındaki aşk, sevgi, coşku, neşe, umut, hayaller artık yaşanamıyor. Toprak aynı toprak ama onu besleyecek yağmurlar bir türlü yağamıyor. Artık ağlamadığı için övünen ve işi hep şaklabanlığa vuran yeni yetme çömez bir palyaçolara döndürmüş hayat insanları. Halbuki bazen ağlamak da lazım bakışımızı ve kalbimizi yıkamak için. Hayatı suçlu ilan etmek doğru mu bilemiyorum. Sorun hayatta değil ona karşı aldığımız tavırda. Eşimize duyduğumuz sevgiyi, dostluklarımızı, hayata ve onun getirdiği sürprizlere olan inancımızı ve umudumuzu hep diri tutmalıyız. Tıpkı balkonumuzda ki saksıda bulunan çiçeğe bakar gibi bunlara bakmalıyız. Bu kendine ve hayata karşı yabancılaşma bir nevi duygusal alzheimer. İnsanlar duygulara yabancılaşıp, duyguları unutuyorlar. Siz öyle olmayın. Geçen yılların kendinize ve hayata karşı yabancı olmanıza izin vermeyin.
10 Ağustos 2025 Pazar
Yaban
Günümüzde Atatürk'ü kötüleyen, ülkemizi Atatürk çizgisinden koparmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti'nin dahili ve harici düşmanları lütfen Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban adlı romanını okusunlar. Yaban'da Yakup Kadri, 1. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadele'ye ilişkin tavırlarını bir aydının gözünden verir. Anadoluyu işgal eden düşman uğradıkları köyleri yakıp, yıkmış, yağmalamış, camileri yakmış, genç kızların ırzına geçmiştir. Eğer Atatürk Milli Mücadeleyi başlatmasa ve Kurtuluş Savaşı'nı kazanmasak bugün Anadolu coğrafyasında Türk Ulusu yaşamıyor olurdu. Dedelerimizden, ninelerimizden " sağ kalanlar " bu coğrafyadan sürülmüş olurdu. Atatürk'e dil uzatan dahili ve harici düşmanlar bunu iyi anlasın. Bugün olduğu gibi yüz yıl öncede cahil Anadolu halkı propaganda savaşıyla beyni yıkanmaya çalışılmıştır. Savaş esnasında Yunan uçakları havadan broşür atmışlardır. İşte size kitaptan bir bölüm: "... Muhterem Anadolu ahalisi, Kemal çeteleri mahvolmuştur. Adım, adım bütün şehirleri kasabaları zapt ettik. Şimdi Ankara üzerine yürüyoruz. Sakın bize karşı düşmanca harekete kalkışmayın. Biz sizi, Halife tarafından kurtarmağa geliyoruz... " Gördüğünüz gibi düşman kurtuluş savaşı veren kuvai milliyeden " Kemal çeteleri " diye bahsediyor, sanki köyleri onlar yakıp yıkmamış gibi " Halife tarafından kurtarmağa geliyoruz " diye ülkesini, milletini düşmana satmış tek derdi saltanatı olan padişah Vahdettin adına " kurtarıcı " olduğunun propagandasını yaparak Anadolu halkını kandırmaya çalışıyorlardı. Ha bunlara kananlarda vardı. Bakın kitapta köyün muhtarına göre Atatürk ne yapıyormuş " ... Ona göre Kemal Paşa'nın açtığı yol, çıkmaz bir yolmuş. Çünkü padişah kendisiyle beraber değilmiş. Padişah düşmanla çoktan barış yapmış. Sonra " Avrupa" diye bir kraliçe varmış...Tehlikeli bir yolmuş. Çünkü... düşman yalnızca İzmir'de çoğunup otururken, Kemal Paşa'nın ettiklerine kızıp daha ileriye varmış. Bursa'ya kadar gelmiş. Nihayet geçen gün İnönü'ye dayanmış ..." gördüğünüz gibi sevgili okur. Atatürk Kurtuluş savaşını ihanet içindeki Padişah ve düşman propagandasından etkilenen cahil ve içimizdeki işbirlikçilerine rağmen kazanmıştır.
9 Ağustos 2025 Cumartesi
Şans
İnsan şans diye bir kelime icat etmiş. İyi bir şey olduğunda " Ben başardım " kötü bir şey olduğunda " şansım yaver gitmedi " diyoruz. Şansı günah keçisi gibi bir şey ilan etmişiz. Peki Tanrı gerçekten zar atar mı? Yani hayatımız boyunca yaşayacağımız şeyler şansa bırakılır mı? Ben buna inanmıyorum. Hayat şansa bırakılmayacak kadar değerlidir. Şu hayatta tercihlerimizi yaşıyoruz. Eylemlerimizin ve hatta daha ileri gideyim " düşüncelerimizin " sonuçları karşımıza çıkıyor. Hayata biraz daha dikkatli bakarsanız onun bize yaşattığı ahengi yakalayabilirsiniz." İnsan dediğin bir ney " demiştim geçmişte. Kendi kendimize düşüncemizi üflüyoruz ve ilahi müziği şakıyoruz. Şakıdığımız müzik de işlenmiş düşüncelerimiz oluyor. Ve bu müzik hayatın içindeki ahenkleri, tefavukları aydınlatıyor. İlahi müziği ne kadar güzel çalarsak gölgeler içindeki ahenkler, tevafuklar yada konuya yabancı kişilerin ağzından konuşacak olursam: tesadüfler, şanslar o kadar çok karşımıza çıkıyor. Mühim olan şans dediğimiz şey karşımıza çıktığında "hazır" olup olmadığımız. Seneca ne güzel demiş: " Şans, hazırlık fırsatla buluştuğunda gerçekleşir. "
8 Ağustos 2025 Cuma
Af
Nokta yalnızdır, hüzünlüdür. Ama büyük cümleleri bitirme özelliği vardır. Bazıları sizinle aranızda olan geçmişe kendileri nokta koyar ama bunun farkına varamazlar. O noktayı koymak hem kolay hem zordur. Güven mesela: oluşturması yıllar alır, kırılması ise bir hataya bakar. O yüzden kolaydır. Kendime bakıyorum da 12 yıl önceki otuzundaki Onur'a göre daha affedici, daha az üzülen, daha uyanık, daha soğuk kanlı, daha az kafaya takan biriyim. Yıllar önce nokta koyduğum bazılarına bakıyorum da; geçen onca yılda bir arpa boyu yol gidememişler. İçlerinde aynı kıskançlık, aynı haset, kalplerinde aynı kötülük, aynı kısır döngüde debelenip duruyorlar ve acıklı sonlarına doğru son sürat gidiyorlar. Ateşe... Aydınlanmış bi tarafları da var Tanrı onlara lütufkar davranmış. Ama onlar bu hüneri insanlara kötülük için kullanıyorlar. O yüzden aynı zamanda kör ve sağır taraflarıda var. Tımar edilmek istenen davardan farksızlar. Üç yıl önce instagram profilimde sabitlediğim bir paylaşım var. Elimde Türk bayrağı ile Roma maratonunda finişi geçme fotoğrafımın bulunduğu paylaşımımın altına bir manifesto yazmıştım. " Bana zararı dokunanları ve dokunacakları affediyorum " demiştim. Büyük laf. Geçmişi ve geleceği kapsıyor. Ben hala lafımın arkasındayıp. O kişilere Rabbimden şifa diliyorum. Rabbim merhamet etsin.
7 Ağustos 2025 Perşembe
Tatmin
Tatmin olunmuş bir hayat mı yoksa başarılı olunmuş bir hayat mı? Her başarı tatmin duygusunu getirir mi? Bence zor. Hollywood starı ünlü komedyen Jim Carrey " Herkesin bir gün ünlü ve başarılı olup hayallerini gerçekleştirmesini isterdim, çünkü o zaman bunun gerçek cevap olmadığını anlayacaklar" demiş. Başarı nedir? İyi bir kariyer mi? Zengin olmak mı? Ün mü, şöhret mi? Başarı bence insanın kendini tanımasıdır. İnsan kendini anlayınca gerçekte neye ihtiyacı olduğunu bilir ve hayat rotasını ona göre çizer. Paranın gücüne güvenmemek lazım. Çünkü parayla satın alınan sadakat, daha fazla para ile de satılır. Herkes kendi bahçesine bakmakla yükümlü. Allah kimine küçük bir bahçe verir, kimine çok büyük bahçe verir. Bir köy meydanında uyanarak başlıyoruz şu hayata ve ömrümüz kendi bahçemizi aramakla geçiyor. O bahçe sadece bize özel. Onu bulup ekip biçmeliyiz. Çiçekler meyveler yetiştirmeliyiz. Bunu başardığımız gün hayattan tatmin olacağız ve gerçekten " mutlu " olacağız. Şunu unutmayalım: tatmin olunan bir hayat başarılı bir hayattan daha değerlidir. Çünkü başarımız başkaları tarafından ölçülür. Tatmin ise kendi ruhumuz, aklımız ve kalbimiz tarafından ölçülür.
6 Ağustos 2025 Çarşamba
Komedi
Sözüm hayatı ciddiye alıp her anının hakkını verenlere değil. Onlar zamanın israf edilemeyecek kadar değerli olduğunun farkındalar. Biz biyolojik bir makinayız ve doğumumuzdan son nefesimize kadar kalbimiz atmaya devam ediyor. Başladığımız her işin neticelenmesi gerekmiyor sonuçta Tanrı niyete bakıyor. Etik hareket etmek zorundayız. Çalışırken, gezerken, alış veriş yaparken, birden fazla çocuğumuz varsa onlara karşı bile adil olmalıyız. Buna hayatımızdaki tüm insanları bile katabiliriz. Belediye işçisine yada kahve ısmarladığımız garsona tepeden bakıp, iş yerinde amirimize secde ediyorsak o iş olmaz. Allah bitek bana secde edin diyor. Hayatı ciddiye almayın, diyen kişisel gelişimciler türedi son zamanlarda. Size yapılan kaprisi, size yöneltilen haksız öfkeyi yada size edilen haksız kötü sözleri ciddiye almayın deseler anlayacağım. Ama bunlar hayatı bir oyun sanıyorlar. Hayatı "alaya" alıyorlar onu bir sit com bir komedi formatına sokuyorlar. Bebekleri öldüren hastane çetesinin, ihmal sonucu tatil için Bolu'da gittikleri otelde yanarak can veren insanların, içindeki canlılarla yanıp kül olan ormanların, okulda 16 yıl dirsek çürüterek alın teriyle alınan diplomaların parayı bastırana bir haftada sahtesinin verildiği, devletin bizzat " imar barışı " adını verdiği ölüm fermanıyla insanların ruhsatsız, çürük binalara doldurulup Maraş depreminde elli bin kişinin öldüğü, siyasi rakip olduğu için 30 yıl önceki diploması iptal edilen, yolsuzluk soruşturmalarının sadece "muhalif" belediyelere yapıldığı, muhalif gazetecilerin ve siyasilerin her gün hapse atıldığı, 15 yaşındaki Mattia Ahmet'in bıçaklanarak öldürüldüğü bir ülkede hayata "komedi" diyemezsiniz. Hayatı komedi sananlar, son espriyi iyi düşünsünler.
4 Ağustos 2025 Pazartesi
Soykırım
Yakup Kadri Yaban romanında şöyle diyor: aç olanlar mutludur, doyunacakları için. Çıplak olanlar mutludur giyinecekleri için. Zulme uğrayanlar mutludur, adalete kavuşacakları için. Birinci dünya savaşı sefil kalmış, gelişmemiş ve acı çeken anadolu köyünde yazarın yaptığı bu gözlem aradan yüz yıl geçse de dünyanın başka bir coğrafyasında mesala Gazze için de geçerli olabiliyor. Soykırımcı İsrail devleti İstanbul'un anca bir semti büyüklüğünde Gazze şeridi adı verilen bir alana sıkışmış 2 milyon Filistinliyi bombalarla yok ediyor, bombaların öldüremediklerini ise kalori hesabı yaparak kısıtlı gıda yardımlarına izin vererek kadınları, küçücük çocukları açlıktan ölüme mahkum ediyor. Hele geçen hafta yaşanan olay ruhumu alt üst etti. 6 yaşındaki Filistinli bir çocuk bir torba un ve şeker için çıplak ayaklarla yardım yapılan noktaya 12 kilometre yürüdükten sonra evine dönerken İsrail askerleri tarafından sırtından vurularak öldürüldü. Paolo Coelho " Gerçek güç sana zarar verenlere benzemeden iyileşmektir " diyor. İsrail sınıfta kaldı ve bugün Filistinlilere soykırım yaparak vakti zamanında soydaşlarına acı çektiren faşist diktatör Adolf Hitler'e benzedi. Bir bakıma geçmişteki savaşı maalesef Hitler kazandı.
3 Ağustos 2025 Pazar
Tercihler
Hayat zor. Bekarlık zor, evlenip ailenin sorumluluğunu taşımak zor. 16 yıl iyi öğrencilik yapıp diploma almak zor, çıraklıkla başlayıp bir meslek erbabı usta olmak zor. Kalabalıkta, hava kirliğiyle, trafik keşmekeşiyle büyük şehirde yaşamak zor, tenhalığıyla, huzuruyla ama sosyal noksanlıklarıyla küçük bir kasabada yaşamak zor. Hep göz önünde olup, kalabalık bir sosyal ortamda yaşamak zor, yalnız olup tenhalıkta yaşamak zor. Şu hayatta tercihlerimizin acısını çekiyoruz. Acısız hayat yok. Acı çekip çekmeyeceğimizi seçemiyoruz ama ne için acı çekmek istediğimizi seçiyoruz. Mühim olan tercihlerimizin içimize sinmesi. Tatmin olmamız. Herhalde hayatta insanın başına gelen en kötü şey yaşanmış koca bir hayatın sonunda insanın geçmişinden memnun olmaması kalbinde bir boşlukla ölmesidir. Siz tercihinizi doğru yapın. O yolculuk yarım bile kalsa tercihiniz doğruysa sizin o yarım kalan hikayeniz başkalarının tamamladığı nice ruhsuz yolculuktan daha değerli olacaktır.