13 Aralık 2025 Cumartesi

Kestaneler

 Soğuk bir Aralık akşamı. Sokaklar yazın coşkusunu ve insanları arıyor. Ağaçlar çıplak, yerler ıslak kalmış. Kentin ortasından akan ve Marmara'ya kavuşan derenin üzerindeki köprüde " Sıcak, sıcak kestane kebap " diyen amcanın çatallı sesi yankılanıyor. Ondan kestane alıyorum. Ondan son kestane aldığımda bir şiir yazmıştım. Belki bu sefer yazı yazarım, diyorum. Ellerim kestanelerin sıcaklığıyla bir an soğuk bir Aralık akşamında olduğunu unutuveriyor. Keşke kalbimi de ısıtmak bu kadar kolay olsa, diyorum. Gözüme köprünün köşesindeki postane ilişiyor. O an aklıma o geliyor. O kadına söyleyeceğim: Yalova'ya gelince postaneye gel, evim çok yakın ben seni oradan alırım, cümlesinin provasını kim bilir aklımda kaç kez yaptım. Ama aramadı. Hiç aramadı... Bazen o kadını yoksa ben mi yarattım, diyorum. Yada o beni yarattı. Belki de ikimiz birbirimizi biraz yarattık... Dere kenarındaki kafelerden birine giriyorum. İçeride bir masada tavla partisi yapan Araplar. Pulların ve zarların çarpma sesleri yankılanıyor. Bir masaya oturuyorum ve büyük kupada çayım geliyor. Kestanelerin kabuklarını soyup ağzıma atıyorum ve çayımı yudumluyorum. Kafenin dört duvarı, çay ve kestanelerle ısınıyorum. Keşke kalbimi de ısıtmak bu kadar kolay olsa, diyorum...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder