Karanlıkta yolunu kaybettiysen güneşin doğuşunu bekle. Kar yolları kapadıysa baharın gelişini bekle. Dalgalar boyunu aşıyorsa denizin durulmasını bekle. Beklemek kötü bir şey değildir, durmak da öyle. İnsanın nasıl uyuyup dinlenmeye ihtiyacı varsa, ruhunun da sabra ihtiyacı var. Sabır aklın istirahatidir. Hayat sana kırmızı ışık yaktığında durmasını bil. Yoksa kaza yaparsın. Senden büyük hayat var. Hayat inatlaşılacak bir rakip değil, birlikte yürünecek bir dost. Eski düşüncelerle yeni problemleri çözemezsin. Düşünceler ve alışkanlıklar varoluşunun sebebi değil. Onlar seni var etmedi sen onları var ettin. Telefonunu değiştiriyorsun, elbiselerini değiştiriyorsun, diş fırçanı değiştiriyorsun, dinlediğin müziği değiştiriyorsun, mobilyalarını değiştiriyorsun, evini arabanı değiştiriyorsun, düşüncelerini niye değiştir miyorsun? O yüzden düşüncelerini değiştirmekten korkma. Derisini değiştirmeyen yılan nasıl ölüme mahkumsa, fikirlerini değiştirmeyen insan da ölüme mahkumdur. İşini kaybedebilirsin, paranı kaybedebilirsin, sevdiğini kaybedebilirsin ama sakın ha karakterini kaybetme. Belki yeniden başlayacaksın ama sıfırdan değil. Bu sefer yanında tecrüben de olacak. Şu dört şeye sahipsen dünyanın en zengin insanısın: çatı, aş, sağlık, iman. Hergün şöyle dua et: çatıma, aşıma, sağlığıma, imanıma şükürler olsun. Çatımı, aşımı, sağlığımı, imanımı daim eyle. İmanımı kabul eyle. Müslüman olarak canımı al... Herkese iyi pazarlar.
30 Kasım 2025 Pazar
28 Kasım 2025 Cuma
Gel
Işıksız kaldığım bir günde karanlıkta kitap okumaya kalktım. Ama ben kitabı değil kitap beni okumaya başladı. Şaşırdım. Sen bir kitapsın beni nasıl okuyabilirsin, dedim. Ben senin hafıza enkazının altında kalan anılarınım, dedi. Ortaya çıkmak için neden karanlık olmasını bekledin, dedim. Çünkü ışıkta gözlerin önyargılı bakıyor, dedi. Alındım. Ben kendimi hep hakkaniyetli sanırdım. Kitap hemen düşüncemi okudu. Kimse kusursuz değildir, dedi. Kusursuzluk varılacak bir köşk. Kusurlu olduğunu kabul edenler kusursuzluğa adım atarlar, dedi. Ve beni okumaya başladı. Hepsi tam ve sağlıklı iken ailemle geçirdiğim eski bayramlar, aşıkken gün batımını birlikte izlediğim eski sevgilim, maraton koşarken finişi geçtiğim hatıraları önüme serdi. Neden bunlar, diye sordum. Eski bayramlar çünkü en büyük zenginliğin aile olduğunu hatırlamalısın, dedi. Aşıkken sevgilinle izlediğin gün batımı çünkü hayattaki en büyük duygunun sevgi olduğunu anlamalısın. Ancak bu şekilde Leyla'dan Mevlayı bulabilirsin, dedi. Koşarken geçtiğin finiş çünkü bu hayattaki en kutsal şeyin emek olduğunu anlamalısın, dedi. Dediklerini düşündüm ve mantıklı geldi. Okumak için karşıma aldığım ama sonunda beni okuyan kitap gitmeye hazırlandı. Birdaha ne zaman karşıma çıkarsın, dedim. Hesap gününde önüne getireleceğim ama bu sefer sadece anılarından ibaret olmayacağım günahlarını da ortaya koyacağım, dedi ve gitti. Bunu duyunca önce korktum. Sonra düşününce aklıma şu sözler geldi.
gel, gel, ne olursan ol, yine gel,
ister kafir, ister mecusi,
ister puta tapan ol, yine gel,
bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
yüz kere tövbeni bozmuş olsan da, yine gel...
Nefes aldığıma göre halen bir şamsım var, dedim. O anda karanlık sona erdi ve ortam tekrardan ışıklandı. Ve ben okumak için raftan bir kitap seçtim.
24 Kasım 2025 Pazartesi
Kitap
İnsan için önemli olanı öz için önemli olanın önüne koyunca hata yaptık. İnsan diye bir şey icat ettik ve bu insan iç sesini duymaktan korktuğu için hayatını şehir adını verdiğimiz modern zindanların kalabalıklarında, karmaşasında ve gürültüsünde doldurdu. Şeytanın tarihte kullandığı en büyük hile insanın kendini unutturması oldu.Kendini unutan insan içindeki Tanrı'yı unuttu. İçindeki ışığı unutan insan gökdelenleri bin bir ışıkla aydınlatmasına rağmen karanlıkta kaldı. İnsan körleşti. Hayattaki ilahi ahengi görmez oldu. Sevgiyi, adaleti, merhameti, cömertliği kaybetti. Bu körlükle adına savaş dedikleri kanlı oyunlar sahnelendi. Masum kanı döküldü.Dinden çoktan çıktık ama farkında değiliz. Nasıl ki Kuran-ı Kerim'in tüm ayetlerine iman etmek zorundaysak Allah'ın yarattığı her canlıyı da sevmek zorundayız yaratılanı yaratandan ötürü. Etrafımızda dedikodusunu yaptığımız, kıskandığımız, kaba davrandığımız ve " Ben filancayı sevmiyorum " dediğimiz canlar da aslında birer " ayet "... Kitabın ete kemiğe bürünmüş hali. Senin Allah'ın yarattığı bir canı sevmeme gibi bir lüksün yok. Kitap " Oku " diye başlıyor. Dünya hayat kitabının sayfalarıysa karşına çıkan insanlar ise kitabın satırları. O yüzden; hayat kitabını oku, dünyayı oku, satırları yani insanları oku.Bu kitabı karanlıkta oyuyamayız. Kendimizi hatırlayıp içimizdeki O'nun ışığını açığa çıkarmalıyız. Özümüze değer vermeli tekrardan kendimizi keşfetmeliyiz. Kendini keşfeden (içindeki ışığı bulan ) dünyayı keşfeder (Hayat kitabını okur )
21 Kasım 2025 Cuma
Kum Saati
Bir şarkı çaldı radyoda. Bir an eski aşklarım geldi aklıma. Bir an durdum gülümsedim onca kadına aşık olmuş geçmiş benlere... Aşk acılarının geçmesini anladım da, gençliğimin tutkusunun yitişine bir türlü alışamadım. Alışamadım soğuk bir ocak akşamı babamın gidişine. Sahi ne zaman büyüdüm ben? Sokaklarda kaybolan gençliğimi fellik fellik ararken karşıma çıkan çocukların ve gençlerin üzerime çevirdikleri " Amca" bakışları umudumu kırıyor. Kum saatinin alt haznesindeki kumların yukarıdan akanlara göre artık daha çok olduğunu bana hatırlatıyor. O kumlar bir ton olmuş tane tane üzerime yağıyor. Belimi büküyor. Çukurumu dolduruyor.Hayır bu çukur mezarım olamaz. Ben bu çukurda bir tohum olacağım kök saldığım cehennemden yukarıdaki cennete uzayacağım. Dallarımdan meyva vereceğim bilgimin zekatını isteyen gençlere. Tecrübemin gölgesinde nefeslenecek kelimelerimi okurken yolunu kaybedenler. Dallarıma tırmanacak ve mutlu olacak afacan çocuklar. Dibimde arsızca sevişecek sevgililer.Bizi gömdüler ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı. Dallarımızdan kalkan kuşlar cihanın dört bir yanına barış şarkıları götürecek. Tarih güce put gibi tapan, ömrü boyunca güç peşinde koşan ve güce sahip olunca onun esiri olup masumlara zulüm edenleri değil, adaletsizliğe karşı dik duranları yazacak. Ve iyiler bir gün kazanacak.
18 Kasım 2025 Salı
Keşfetmek
Varolmayanı hayal gücüyle bilebiliriz. Düşünmek karanlığa tutulan ışık gibidir. Aslında her şey vardır ama bazı şeyler henüz aydınlığa ulaşmamıştır. Soru sormak çok önemlidir. Çünkü doğru sorulan sorular düşünme reaksiyonunu başlatır. Tarihte keşifler mucitlerinin mantık dışı şeyleri kafaya takmalarıyla oluşmuştur. Dün eski bir dostum geçen hafta satışa çıkan START isimli kitabımı aldığını söyledi. Koşuyla ilgili bir kitap. Ama sadece yollarda koşmakla sınırlı değil, hayatta bir hedef koyup disiplinle, istikrarlı çabalarla nasıl hayallerimize ulaşacağımızı anlatıyorum. Yani kitabın bir felsefesi var. Arkadaşım 1 yıldır koştuğundan bahsetti. Yani içindeki koşuya olan tutkuyu kırkından sonra keşfetmiş. Bu çok önemli. Çünkü kaç yaşında olursak olalım nefes aldığımız sürece keşfedilmeyi bekleyen bir tutkumuz var. Buraya keşfetmekten geldik. Aslında keşfetmek hatırlamak anlamına da geliyor. Unuttuğumuz bir şeyi hatırladığımızda nasıl zihnimizde bir ışık yanıyor ve o an mutlu oluyorsak tutkumuzu keşfedince de aynı oluyor. Biraz Platon vari konuşucam ama aslında kaşifler " Geleceği hatırlayarak" bir şeyler buluyorlar. İnsan saflaştıkça evrende ki kollektif bilinç ve kendi aklı arasında Mevlanaya atıf yapacak olursak;yani külli ve cüzi akıl arasında bağ kuruluyor ve zihne ilhamlar geliyor. Ama ilham tek başına yeterli değil. O konu da adanmışlık, disiplin, istikrar ve tutkulu olmak da gerekiyor. İşte o zaman yazının başında belirttiğim ışık yakılarak karanlıklar aydınlanıyor ve kendimizi keşif süreci başlıyor. Yazıyı bana ait olan klasikleşen sözlerimle bitireyim:
AŞK DİN,
MUTLULUK İBADET,
SEVGİ İSE TANRIDIR...
Tanrıyı unutmayın. Çünkü o sizi hep hatırlıyor...
17 Kasım 2025 Pazartesi
Bir Rüzgâr gibi Esen Zaman
Gündüz dünyayı aydınlatır ama yıldızlara perde çeker. Adalet düzeni sağlar, adaletsizlik kaos yapar. Bir şeyin zıddı aslının varlığında ortaya çıkar. O halde iyinin ve kötünün ötesine geçmek gerek. Sevinçte ve hüzünde aşırılık olmamalı. Fazla acıdan delirebilir insan. Ama fazla haz da insanı delirtir. Zaman üzerine estiği insanları yaşlandıran bir rüzgâr. Belki de Tanrı'nın nefesidir. Ama niye bazı insanlar erken gidiyor? Belki de Tanrı'nın nefesi herkes için farklı esiyordur. O yüzden zaman herkes için farklı işliyordur. Bu öyle bir nefes ki; günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüştükçe biz fanilerin tecrübesini besliyor.Sırrı çözenler bu rüzgârla havalanıp yukarılarda bir tepeye konuyor ve hayatın manzarasına vakıf oluyor, keşfediyor, keşfettikçe düzene sadakati artıyor. Asiler ise düzene kafa tutmaya çalışıp esen rüzgâr karşısında sürüklenip perişan bir halde uçurumun dibini boyluyor.Düzen dediğimiz şey bir akış. Ona direnmemek lazım. İnanç akışa saygı duymaktır.O yüzden akış kendisine saygı duyanları ödüllendirir. Akışta olan fani yükseldikçe dünyayı daha iyi görür, gördükçe dünyada kendini görür. Ve en büyük ödül insanın kendisini keşfetmesidir.
14 Kasım 2025 Cuma
Anne Evladın Miracıdır
Evlat bir annenin canının canıdır. Anne evladın ilk yuvasıdır çünkü dokuz ay karnında taşır. Anne evladın noktasıdır. Çünkü söz konusu anneyse söz biter konu neyse ona noktalanır. Evlat annenin ömrüdür. Aldığı her nefeste annenin şükrüdür. Anne evladın toprağıdır. Kabul olacak duasıdır. Kök salar toprağa, bağırındaki sevgi ile büyür.Annenin şifasıdır. Annenin bitmeyen tasasıdır.Evlat kapanmayan yaradır. Büyürken kader kirletir masum ruhu. Ruh anne duasıyla tuzaklardan sakınır. Koşulsuz sevgi ile arınır. Evlat anne kalbinde barınır. Annesine saygı gösterenin amel defterine sevap yazılır.Annenin tebessümü cennet, hüznü cehennemdir. Gözünden süzülen yaş kalbe akar, sevinçten ise kalpte firdevs ormanı yapar, kederdense kalpteki ormanı yakar. O yüzden; Anne evladın sıratıdır. Evladın miracında ki kır atıdır. Kalp evlat sevgisi için dardır, o yüzden onu emanet ettiği yer duadır, YARADANDIR.İnternette gördüğüm bir paylaşım beni çok duygulandırdı. Bir baba 4 yaşındaki oğlunun doğum gününü kutlarken balon patlatarak eğleniyorlarmış. Çocuk " Baba kırmızı balonları patlatma çünkü onları annem şişirdi, onların içinde annemin nefesi var " demiş. Bir çocuğun annesine duyduğu sevgi bundan daha güzel ifade edilemez herhalde. Annelerimizi sevelim, sayalım. Çünkü dünya üzerinde bizi ondan daha çok sevebilecek başka bir kadın yok.
9 Kasım 2025 Pazar
Abla simitler sıcak mı?
Bizim Yalova sahilde hafta sonları önünde ki kuyruk yola kadar taşan meşhur bir simit fırını var. Simidini kapan hemen karşısındaki çay bahçesine koşuyor ve çay-simit keyfi yapıyor. Dün benim de canım çekti simit fırınına gittim. Önümde yaşları birbirinden farklı ilk okuldan aşağı olmayan üç küçük kız çocuğu vardı. İçlerinden abla olduğunu tahmin ettiğim büyük olan fırındaki kadına siparişini verirken içlerinden en küçüğü fırıncı kadına " Abla simitler sıcak mı? " diye seslendi. Küçük kızın sesinde coşku ve sevinç vardı. O an bu basit, abla simitler sıcak mı, cümlesi üzerine " Mutluluk bu olsa gerek " diye düşündüm. Bir aydınlanma yaşadım. Bu cümle beni fena çarptı. Mutluluk küçük bir çocuk olmak, zil çalan karnını birazdan bir simitle doyuracağı için sevinç duymak ve bir kaç saniye içinde eline geçecek simidi merak edip sıcak olup olmadığını fırıncı ablaya sormak. O çocuk bir simitle mutlu olurken biz büyükler; paranın, yatın, katın, arabanın, gerdanlığın, saatin, son model cep telefonunun, başkalarına nispet yapıp içimizde ki Tanrı olma egosunu tatmin etmek için sahte popülerliklerin, dedikodunun, boş işlerin, toprak olunca hiç bir kıymeti kalmayacak estetik güzelliklerin, marka kıyafetlerin, sosyal medyaya koyup daha çok like almak için gidilen pahalı tatillerin peşinden koşuyoruz ama gene de mutlu olamıyoruz. Bana mutluluk nedir, diye soracak olursanız ben: Mutluluk o küçük kızın birazdan simit yiyeceği için duyduğu sabırsızlık, abla simitler sıcak mı, diye sorarkenki sesindeki sevinç ve coşku derim. Mutluluk bir çocuk olmak, mutluluk sıcak bir simitle mutlu olmaktır. Ne zaman karamsar olsam şu cümleyi kendime hatırlatacağım:
Abla simitler sıcak mı?
8 Kasım 2025 Cumartesi
Aşk ile çık Her Yola
Alevin karanlığı sevmesi gibi sev hayatını.Sımsıkı tutun ona. Öyle bir yaşa ki " Helal olsun " desinler senden sonra. Eylemlerin bir şairin sevdiği kadına döktüğü kelimeler gibi sahici olsun. Öyle bir sahici olsun ki; Hislerin vicdanının sularına düştüğünde sırt üstü yüze dursun. Başta seni güldüren şey sonunda hüznün olmasın. O yüzden; sevincin, neşen kahkahan alın teri gibi helalinden olsun. Sözlerin ekmek kadar temiz, fikirlerin su gibi aydın olsun. Pes etmek yumuşak G ile başlayan kelime gibi olsun. Umudun fırından yeni çıkmış ramazan pidesi gibi sıcak olsun. Kendini çok sev. Kendinle iftihar et. Her akşam bir parça kopar ve umudunla iftar et. Kötümserliği kendine yasakla. İyiliği koy kenara sakla. Tanrıyı sakın ha unutma! Kalbindeki sevgiyi kutsa. Aşk ile çık her yola. Böylelikle varacaksın mutlu sona.
5 Kasım 2025 Çarşamba
Kalbini DİN'lemek
Bir gölge gördüm. Gölgeye " Sen nesin? " diye sordum. " Ben umudun gölgesiyim " diye cevap verdi. " Niçin sadece gece ortaya çıkıyorsun? " dedim. " Ben zor zamanda doğarım " dedi. " Cismin nerdedir? " dedim. " İçine bak " dedi. Bir an şaşırdım ve duraksadım. Gözlerim kendi dışımdaki dünyayı gösteren pencereler. Peki içimi ne gösterir, diye düşündüm. Muhabbet ettiğim gölge galiba zihnimi okudu ve şöyle dedi: " Kalbini dinle " dedi. " Umut işte orada yüreğinin tam içinde" dedi. " İyi de, kalbimi nasıl dinlerim " dedim. " Sana kalbini dinle demiyorum, kalbini DİN'le diyorum " dedi. Gölge devam etti." Her insanın Kabe'si kalbidir. Kalbini Kabe eylediğin vakit beni de bulacaksın sevgili dostum. Tanrı'nın sözü her yerde bu dünyada. Ancak sadece dinleyenler işitemez o kelamı. Onu önce kalbini DİN'leyenler ardından kalbini kullanarak sözlerini, eylemlerini, algılarını, düşüncelerini, duygularını kısaca hayatı DİN'leyenler Tanrı'nın kelamını işitir "
3 Kasım 2025 Pazartesi
Frankenstein
Birbirine zıt kutuplardaki düşüncelerimizin ve alışkanlıklarımızın savaşı yaşanıyor cenk meydanı haline gelen zavallı kafamızın içinde. Geleceğe ilişkin kaygılar ve geçmişten gelen pişmanlıklar şimdimizi taciz ediyor. Bağımlılıklarımızla hayatımıza getirmeye çalıştığımız yeni düzen birbirleriyle gerilla savaşı yapıyor. Kaosdan sonra düzenin geleceğini umut eden yorgun beynimiz ise barışın hasretinde. Mary Shelley'in Frankenstein romanındaki bilim adamı Dr.Frankenstein ve onun yarattığı canavarın hikayesi bu duruma ne kadar da uyuyor. Frankenstein'ın canavarı aslında aklın kendi canavarıdır ve sadece o canavardan değil o canavarı yaratan aklın kendisinden de korkulması gerekir. Suçlu arayan insan şu durumun farkında değil. İnsan aslında kendi canavarlarıyla savaşıyor. Kültür haline gelmiş iyiyi hiç bir dış etken bozamaz. Bizler erdemlerimizi, eylemlerimizi kültür haline getiremediğimiz için zihnimizde ve dolayısıyla hayatımızda istikrarsızlıklar yaşıyoruz veya bir hedefe doğru giderken yarı yolda kalıyoruz. Linkedin platformunda yazılarını ilgiyle takip ettiğim Dönüşüm Mühendisi Sevgi Top bakın ne diyor: " Performansın sıçramasından kültür doğar. Kültür performansın kalıcı izidir. O izi fark edenler yol açar. "