28 Ağustos 2026 Cuma

Günahkar

 Ağustos güneşinin önünden geçen ve bir kaç saniye de olsa ferahlık veren bir bulut gibi tebessümünü izlemek. Göz yaşlarıma şahit olan ama sahneye çıkınca Spartaküs rolünü oynarken sessiz alkışlarını hissetmek, gizlimizin saklımızın olmadığı hayat tiyatrosunda kulis arkadaşlığı yapmaktır seninle yaşamak. Dalgalanan bir bayrağın rüzgârına duyduğu vefadır seni sevmek. Umutsuz olma. Sakın ha umutsuz olma. Bir nehir kurudu diye denizlerin yok olduğunu sana kim söyledi? 

Günahkarım Allah'ım. Çünkü sarhoş geziyorum. 

Ben içkiyle değil seninle sarhoş olurum.Sabahı sabah ederken rakı içer gibi, hayaline su gibi çınlayan şarkıları katmaktır seni içmek. İçtikçe kendinden geçmek. Aşk sarhoşu olmak...

Günahkarım Allah'ım çünkü faizciyim. Sevgide faiz caizdir. Seni bir seveni sen iki katı sev diyorum.

Günahkarım Allah'ım. Çünkü kumar oynuyorum.

Onun için herkesi-her şeyi, benden geriye kalanları, umutları, hayalleri ve de kalbimi yeşil çuhanın üzerine koyuyorum. Kazanıp kazanamayacağımı bilmeden hayatımın kumarını oynuyorum.

Faniyi sevmeden Baki sevilebilir mi? Leylayı bulmadan Mevla bulunabilir mi?


27 Ağustos 2026 Perşembe

Güzel Bir Gün

 Harika bir gün nasıl olur? 

1-Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızdan güzel bir mesaj alırsınız. 

2-Yengeniz size öğlende mantı yapar. 

3-12 yaşında ki yeğeninizle vakit geçirir tabletinde oynadığı oyunu izler onun oyunu bıcır bıcır anlatmasını dinlersiniz. 4-Vakit ikindiden akşama doğru ilerlerken kimsenin olmadığı bir plajda şezlongun üzerine uzanır, kıyıya vuran dalgaların sesini dinlerken bir Albert Camus romanı okursunuz. ( Sahil kasabasında yaşamanın avantajı )

5-Derken abiniz İstanbul'dan işten döner( Ben Yalova'da yaşıyorum. Abimler pazardan beri misafir ve ağzım kulaklarıma varıyor. Aslında buda listede bir madde olmalıydı) ve abiniz yengenizle birlikte havuza dalar, havuzda tenha bir köşe bulup suyun içinde ayaklarınızı oynatırken 3 lü zirve yaparsınız ve kahkahalarınız etrafı çınlatır. ( Not: Yengem çok komik bir kadın )

6- Fenerbahçe Lyon'u Fransa'da yener ve 18 yıl sonra Şampiyonlar ligine katılır.

İşte böyle olur güzel bir gün. Lakin dün Fener'in maçı bitince günün de bittiğini varsayarak yatağa girdim lakin uyku bir türlü gözüme girmedi. Kendi kendime " Onur Rabbin yine senden İbadet bekliyor " dedim. Karanlık odada popo üstü yere oturdum ve başladım zikre...Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu ekber... Sonra instagramda karşıma İslam felsefesiyle ilgili bir kaç tane harika hesap çıktı. Bir süre İslamla ilgili yazılar okudum o hesaplardan. Sonuçta ibadet dediğin sadece bedenle ve dille yapılan bir şey değil, hayat-hakikat-yaradan ve insan hakkında düşünüp bu olguları anlamaya çalışmak ve tefekkür etmet de bir tür ibadet çeşididir. Sonra balkon-sigara-müzik üçlüsüyle sabah beşi ettim. Birden aklıma bir fikir geldi. " Bugün sabah namazını sahilde kılacağım " dedim. Abdesti aldım ve sahile yollandım. Saat beş. Etraf karanlık. Plajda sadece ben ve bir kaç kedi. Şezlonga uzanıp gökteki yıldızlara bakarken lacivert gövdeli dalgalarını sahile vuran denizin sesini dinledim. Derken ezan okundu. Kumun üzerinde namaza durdum. Tatlı bir esinti vardı. Sonra sevdiğim herkesi ve herşeyi kapsayan günlük duamı yaptım. Bir düşünün: şafak sökerken ıssız bir plaj, siz ve Yaradan...Muhteşem bir deneyimdi. Eve dönerken aklıma kıyamet ifadesi geldi. Kıyamet günü ölüler uyanacak ve Rabbin huzuruna duracak. Namaz kılarken de ayakta durduğumuz ana kıyam deriz. Namazda da KIYAMED'eriz. Ya kıldığımız namazlar günlük hayatta daldığımız uykulardan bizi uyandıran ve Allah'ın huzuruna getiren küçük kıyametlerimizse? Hava aydınlanırken eve döndüm ve uykuya daldım.

26 Ağustos 2026 Çarşamba

Asılacak Kadın

 Asılacak Kadın. Geçen yıl aramızdan ayrılan rahmetli Pınar Kür'ün Türk Edebiyatı klasikleri arasına giren romanı. 2013 yılında kendisiyle tanışma ve bir hafta süren yazarlık atölyesine katılıp öğrencisi olma şansına da erişmiştim. Atölyede söylediği şu söz aklımdan çıkmıyor: " İyi bir yazar okura silleyi vurur." Pınar Kür Asılacak Kadın romanında size gerçekten silleyi vuruyor ve sarsılıyorsunuz. Bazen mağdurların olduğu konulara onu tüm çıplaklığıyla ortaya koymanız gerekir bu durum rahatsız edici de olsa. Bu kitap mağdur edilen genç bir kadının, onu mağdur eden erkek egemen zihniyetin ve bilip de suskunluklarıyla bu suça ortak olanların hikayesini anlatıyor. Melek adında genç bir kız bunamış kendi işini görmekten aciz büyük hanımın bakıcısı olarak girdiği yalıda, zorla evlendiği Hüsrev Bey ve onun her akşam evine davet ettiği yabancı adamlar tarafından tecavüze uğraması anlatılıyor. Zavallı Melek'e meftun; şaşkın, toy bir iyi niyetin çıkmazında bocalayan genç bir delikanlı olan Yalçın Melek'in bu köleliğine son vermek için Hüsrev Bey'i öldürüyor ve sonucunda mahkemede suskun kalıp kendini savunmayan Melek idama, Yalçın ise ömürboyu hapse mahkum ediliyor. Melek suskun, bu ülkede ki melekler hep suskun. Bu ülkede kadının adı yok. Bu ülkede kadınlar ya " eziliyor " karşı koyanlar ise kara toprağın oluyor. Bu roman 40 yıl önce yazılmış ama halen geçerliliğini koruyor. Türkiye'de halen kadın cinayetleri işlenmeye devam ediyor. Pınar Kür'ün yazdığı Asılacak Kadın, yürekli bir toplumsal eliştiriyi yazının olanaklarıyla bağdaştırıyor, kadının dolayısıyla insanın onurunu tehdit eden yozlaşmışlıktan bir kesiti sorguluyor.

24 Ağustos 2026 Pazartesi

Gülümse

 Gülümse bulutlar dağılsın. Sen küskünsün diye güneş batmaktan vaz geçmeyecek, bir eli tut yada bir ruhu. Hiçbirşey yapamıyorsan kendini kucakla ve o eşsiz gün batımını kaçırma. Şu hayatta; 250 metre mesafeyi yürümeye üşenirken, çölde 42 kilometre koşanı da gördüm. Hayattan ve insanlardan umudu kesme. Ama en çok da kendinden... İmkansız diye bir şey yoktur, mucizeler biraz zaman alır. Uncle Ben'in Spiderman Peter Parker'a dediği gibi: " Büyük güç büyük sorumluluk gerektirir " Hayat sana kahraman olma rolü verdiyse o zaman kahraman ol. Sakın hiç bir şeyi içine atma. İki çift laf edeceğin dostların olsun şu hayatta. Onlara sım sıkı sarıl, ellerini bırakma. Herkesin yürüdüğü yol senin için doğru olmayabilir. Kendini suçlama. Navigasyon bile sen yolu şaşırınca " Yanlış yaptın sersem " demiyor. Kibarca " Rota yeniden oluşturuluyor " diyor. O yüzden kendini suçlama, kendinle konuş, ruhuna şevkatle davran. Ve kendi yolunu bul. Tanrı'yla aranı iyi tut. Ezelde ki yeminini unutma... Sadakadan, zikirden, şükürden ve seni sevenlerden aldığın dualardan kalkanın olsun. Gülmeyi unutma. Hayatın tüm bu karamsarlıklarına ve kötülüklerine karşı inadına gül. Haset edenlerin yüzüne karşı öyle okkalı bir kahkaha at ki öfkeden bir ayna gibi bin parça olsunlar.

Hiç bir yaşlı ruh genç bir bedenin içine boşuna konmaz. Ruh her şeydir ama fani olan beden de bazen ruhun muallimi olabilir. Tıpkı bir fotoğraf albümüne bakar gibi bedeninin sayfalarını incitmeden çevir. Tekrardan genç olmayı ama en önemlisi " şu anı " hatırla.


Sofra

 Gençken hayalleri gerçekleşmiş birinin toyluğunun ona verdiği iyi niyetin ve saflığın zamanın acımasızlığı karşısında yavaş yavaş paslanması ve gelecekte birgün kendi kendine: " Bu yolun başında ki mutluluğun nerede şimdi? " demesi mi daha acıdır yoksa gençken hayal kırıklığına uğramış, kalbi kırılmış ve artık kırılacak kalbi kalmadığı için artık acı çekmeyen lakin bu hünerin getirdiği lanetle hayallerin saf mutluluğunu kalbinde yaşayamayan bir kişinin durumu mu daha acıdır? Birincisi hayal kırıklığını yıllar sonra yaşar ve geçmişteki hatıraların güzel hatrına yolu yürümeye devam eder. İkincisi ise ölümsüzlüğünün bedelini hayattan tat alamamakla öder. Bu tıpkı sarayda kralın sofrasında ağırlanıp her şeyden yiyip hiç bir şeyden tat alamamak gibi bir şeydir. Geçen gün yıllardır görüştüğüm tabiri caizse " benim ciğerimi " bilen bir arkadaşımla dertleşiyorduk. O kendisini yukarıda bahsettiğim ikinci grup insana dahil ediyor. Görmüş, geçirmiş orta yaşlarda biri. Bana aniden " Ben aşık oldum " dedi. Sevdiği kadından bahsederken gözleri parlıyor, gözlerinin kenarındaki ve alnındaki çizgiler dile geliyor ve sanki " ben mutluyum " diyordu. Bana " Bir filmi kaç kez seyretmiş olursak olalım, her izlediğimiz sefer; 20 yaşımızda farklı, 30 yaşımızda farklı, 40 yaşımızda ise daha farklı bir anlam çıkarıyoruz " dedi. Yani, yaşanan hayatlar aynı lakin yaşadığımız yaşdaki duygularımız daha farklı. O yüzden hayattan tat almaya bakalım sevgili okur. Hayat bir an: Ya kölesi oluruz yada efendisi. Bitmeyecek gece, dinmeyecek fırtına yoktur. Bugün seni üzen şeyin on yıl sonra dudağının kenarında hafif bir tebessüme dönüşeceğini unutma.

23 Ağustos 2026 Pazar

Tepegöz'ün Hikayesi

 Türk sinemasında Çağan Irmak diyince akan sular durur. Kendisi: Babam ve Oğlum, Issız Adam, Unutursam Fısılda gibi beyaz perdeye damga vurmuş filmlerin yönetmeni. Kendisi edebiyata da el atmış ve iyi ki de atmış. Geçen hafta bir Çağan Irmak romanı olan Artuçkule'nin Tepegözü'nü okudum. Bu romanda Dini hikayelerden, Anadolu masallarından usta bir simyacı gibi harika bir harman yapmış ve okurken güzel vakit geçireceğiniz bir edebi eser ortaya koymuş. Romanın kahramanı Tepegöz adında daha doğarken istenmeyen ve bebekken küçük bir salın içinde nehre bırakılan ve kendisine yıllarca babalık yapacak bir yabancı tarafından bulunan biri. Tekgözlü oluşu, ürkünç görünümü nedeniyle kendisine hep ön yargıyla yaklaşılıyor. Ama Tepegöz'ün ürkünçlüğü ruhundaki karanlık tarafından, hırsından, açlığından ve zalimliğinden kaynaklanıyor. Çağan Irmak Tepegöz metaforu üzerinden aslında insanın güce, makama, üne, saltanata ve kudrete olan meğilini ve bunlar için ruhunu şeytana satmasını ve karanlık tarafı seçmesini anlatıyor. Bu kitap bir masal. Taht oyunları, despota karşı iyilikle direnen bilgeler, Tepegöz'ün doğumundan büyüyünceye kadar ki ömrü ve kendisini saltanata kavuşturacak adımları ve despota karşı canını ortaya koyan insanların kahramanlık hikayeleri anlatılıyor. Bu kitabı okuyunca sinemacı Çağan Irmak'ın yazarlıkta da çok hünerli olduğunu anladım. Yazılan kitap kurgu perdelerinin ardından yazarının kimliği hakkında fikir verir. Ben Çağan Irmak'ın ruhunun tonunda kendine has bir hüzün, olgunluk ve kontrolcülük buldum. Zaten o efsane filmleri de ancak böyle bir ruh ortaya çıkarabilirdi.

22 Ağustos 2026 Cumartesi

Tebessüm

 Kazanmak mutluluğu tanımlar mı? Başarı kazanmak, sınav kazanmak, makam kazanmak, para kazanmak hatta birinin kalbini kazanmak. Kazanmak olgusunu insana sürekli bir mutluluk değil " anlık bir tatmin " sağlar. Halbuki insan kazandıklarıyla değil " vazgeçmedikleriyle " hatırlanır. Mutluluk elde etmekde değil gülü dikenine rağmen sevip onu koklamayı sürdürmektedir.

Hayat karşımıza engeller çıkarıyor. Geçen gün aklıma şu geldi: korktuğumuz şey engeller mi yoksa kendimiz mi? Aşılmayacak engel yoktur. Engellere anlam yükleyen kendi zihnimiz. Kendini fetheden dünyayı fetheder, sözünü bi durup düşünelim.

20 yıl önceki bene şunu söylemek isterdim: "Şuanın acısı gelecekte dudağının kenarında buruk bir tebessüme dönüşecek." O yüzden kendimizi yiyip bitirmeyi bi kenara bırakıp yaşadığımız acıyı şuanki bi tebessümün içine hapsedelim. Ama o tebessüm alaycı bir tebessüm olsun. Bizimle oyun oynamaya çalışıp ellerini oluşturup kenarda kıs kıs gülen felek bizi değil, kederimizi hapsettiğimiz dudağımızın kenarındaki o alaycı buruk tebessümle biz onu alaya alalım sevgili okur.

21 Ağustos 2026 Cuma

Saç Örgüsü

 Bir süre önce Suriye'de Kürt bir kadın öldürülerek saç örgüleri kesilmiş ve ölen kadının kesilen örgülü saçı bir videoda teşhir edilmişti. Öldüren, Esad sonrası Suriye'yi yönetmeye başlayan IŞİD li milatanlardan oluşan HTŞ örgütünün bir militanı. Öldürülen kadının ise SDG li ( IŞİD ile mücadele etmesi için kurulan Amerika tarafından da desteklenen silahlı Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri adındaki grup ) olduğu söyleniyor. Bu kadın cinayetini protesto etmek amacıyla global ölçekte saç örme kampanyası başlatıldı. Kocaelinde bir devlet hastanesinde hemşire olan İkra Avcı' da bu kadın cinayetini protesto etmek amacıyla saçını örüp resmini sosyal medyada paylaşıyor ve olanlar oluyor. Önce göz altına alınıyor sonra " Terör örgütü propagandası yapmak suçundan "  yargılanıyor. Beraat ediyor. Ancak bir kaç gün önce meslekten men edilip hemşirelik görevinden atılıyor. İkra Avcı konuyka ilgili şu açıklamayı yaptı: "Bir kadın cinayetine sessiz kalmadım.Kadınların öldürülmesine, şiddete ve kadın cinayetlerine tepki göstermek için saçımı ördüm.Bunun bedeli ise benim için mesleğim oldu.Hakkım haram olsun…. " Bu ülkede adaletin şirazesi kaymış. Yahu bir hafta önce ülkeyi yöneten muhteşem muhteremler PKK lı teröristlere dolaylı af ve meclise girme yolu açan Çerçeve Yasayı çıkartıyorlar ancak bir hemşire öldürülen Kürt bir kadın olayını protesto etmek isteyip saçlarını ördüğü için meslekten atılıyor. Yazık. Gerçekten yazık.

20 Ağustos 2026 Perşembe

Kiraz Çiçekleri

 Hiç bitmeyen savaşların neferi oluyoruz bazen. Gönlümüzde süren savaşlar, aklımızda süren savaşlar, hayat gailesindeki savaşlar... İnsan vatanını koruyor cehennemin derinliklerinden gelen düşmana karşı. Bazen sevdiği, bazen ailesi bazen de kendisi oluyor o " vatan ". Vatanım sensin dediği bir maşuk'u varsa, cesareti de oluyor o insanın. Ölüm bazen sevdiğini kırmak, bazen sevdiğinin yanından ayrılmak, bazen de sevdiğinden habersiz kalmak. Tıpkı toprağından ayrılan bir ağaç gibi. Tıpkı defterinden koparılan şiirli bir sayfa gibi. Tıpkı hüzünlü hüzünlü bakan bir gözden ayrılan bir damla yaş gibi...Lakin aşkla karılmış, sevgiyle kutsanmış gönüller yenilmez oluyor. Hayat onları korkutmuyor. Şüpheleri, bilinmezlikleri ıslah edip dört nala gidiyorlar kiraz çiçeklerinin pembe yapraklarını başlarından aşağı aheste aheste döktüğü diyarlara, danslarını yapmak üzere. Kız ruhu, oğlan bedeni simgeliyor. Kız oğlana ihmal ettiği ruhunu, oğlan ise kıza ihmal ettiği bedenini hatırlatıyor. Bundan sonra hayatın dört dörtlük gitmeyeceğini biliyorlar. Ama birbirlerinin elini sonsuza kadar tutacaklarını da biliyorlar.

18 Ağustos 2026 Salı

Yaren

 Karanlığımı inkar edemem çünkü köklerim orada. 

Sen acım,

Sen acım,

Sen acım,

Çatlayıp filizlenirken karanlıkta duyduğum acım...

En çok seni severim ben. Ondandır senin kenarını yurt tutmuşluğum. Tatlı ve kör bir uykudan uyanışım ve yeni doğan bir bebek gibi haykırışlarım. Dile gelmeyen fedarkarlıklarla köklendin. Kara toprağın kalbine mesken edindin. Bu kara toprak. Bu hüzünlü kara toprak... Hangi duyguların ve umutların kabri. Bugünü dünlere çevirmiş sayısız nice hatıraların Azraili...  Tanrı'ya kafa tutan, yürekleri cayır cayır yakacak olan Adem'in Azazil'i. Seninle zaman patikalarında koşamam ama yorulduğunda sırtını bana dayayıp dallarımın gölgeliğinde soluklanabilirsin. Eğer hain çocuklar koparmamışsa dalımdaki meyvalarımı okuyabilirsin. Hani her yıl yalnız balıkçıyı ziyaret eden Yaren leylek gibi olabilirsin. Sen gökte ben yerde. Tebessümün şifadır yaşadığım her derde. Hani insan bazen severde: yeniden dirilir defalarca ölse bile. Gözlerin zaten kalbimde. Yapamam sana hiç bir hile. Şevkatinle nura dönüşür karanlıklardaki çile. Kader ayrılık da yazsa; Yine seni severim bile bile...

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Canki

 Ailenizin coşar, koşar, okur-yazarı olarak sizlere ve kıymetli dilimiz Türkçe'ye yaptığım son katkıyı açıklıyorum. Bu benim türettiğim yeni yep yeni sıfır kilometre bir kelime. Hazır mısınız? Ta ta ta taaaa: 

CANKİ. Evet canki...Böyle de kelime olur mu demeyin. Olur, bal gibi olur. Anlamı mı? Öyle bedavaya hizmet yok. Önce şu yazıyı okuyun sonunda canki nin ne olduğunu açıklayacağım.

***

Dile gelmeyen fedakarlıklarla köklendik. Birbirine kıyı olabilen insanlar birbirine kapılır ve onlara sevgiden kanatlar takılır. Yahya Kemal Beyatlı şiirinde ne güzel demiş: 

Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın.

Bir alem-i hayale dalan âb uyanmasın...

Bazen " Seni seviyorum " denmez. Verdiğin değer, harcadığın zaman, gösterdiğin ilgi seni seviyorum anlamına gelir.

***

Yargılamak Tanrı'nın işidir. Bizler insanları etiketleyetek, onları yargılayarak Tanrıcılık rolüne soyunuyoruz. Şirk koşmak Allah'dan başka Tanrı edinmektir. Paraya, makama tapmak, bir insana duyulan sevgiyi abartıp onu ilahlaştırmak gibi amenna. Ama şirk koşmak aynı zamanda bir başkasını yargılamaktır. Yargılayacağımız tek şey nefsimiz olmalı...

***

Gelelim canki gelimesine. Canki yi aslında günlük hayatta o kadar çok kullanıyoruz ki ama farkında değiliz. İnsanın "canım" diyeceği birisi olmalı. Kendi canının yansımasını onun yüreğinde izleyebileceği bir canı. Canından alıp onun canına katabileceği bir canı... Birde kanki si olmalı insanın. Yanında gülmekten, saçmalamaktan, coşmaktan utanmayacağı bir kanki si... işte canki kelimesi:

Canım ve kanki kelimelerinin birleşiminden doğuyor.

Canım da ki "can" ve kanki de ki " ki " birleşiyor ve CANKİ kelimesini oluşturuyor. Ben bu yeni kelimeyi hayata saldım. Buyrun tepe tepe kullanın. Hepinize güzel bir hafta diliyorum sevgili cankiler.


16 Ağustos 2026 Pazar

Seyahat

 Gitmek iyidir. İnsan dediğin durmamalı hep gezmeli. Hatta geçmişinde ve geleceğinde de gezmeli. Bazı insanlar zengindir bir uçak bileti alır ve 2000 bin km ötedeki bir şehre tatile gider. Geri dönünce aynı şehre gitmek için otobüs bileti alan bir komşusuna rastlar. Ona " Ha ben orayı gördüm, daha önce uçakla gittim " der. Ama uçakla oraya giden kişi komşusunun otobüsle geçtiği yollardan geçmeden, gördüğü manzaraları görmeden aslında o yere gitmiş sayılmaz. Olayların varacağı yeri bilmek gidilecek yolun değerini düşürmez. A' dan B' ye giden yol aynı olsa da yolu birlikte gittiğiniz kişiyle yaşadığınız deneyim hikayenizi orjinal kılar. İnsan uyur, uyanır, çalışır, dinlenir yine uyur. Hep aynı şeyleri yapar. Hayat döngülerimizi yeknesaklıktan kurtaran şey yaş almanın insana kattığı deneyimdir. Aynı yoldan defalarca geçebiliriz ama her an değişen tecrübemiz yolculuklarımızı farklı kılar. Hız çağında yaşıyoruz. Artık herkes hayatı uçak yolculuğu yapar gibi yaşıyor ama mutluluk arabayla giderken bazen durup manzaranın tadına varmaktır. " Bir çok insan bulamadığı için değil, zevk almak için durmadığından dolayı, mutluluktan payına düşeni alamaz " demiş Marcus Aurelius. Bunu bir düşünmek lazım.

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Öldükden sonra da Yaşamak

 Bir insan öldükten sonrada yaşayabilir. Dün bunu bir kez daha hatırladım. Dün akşam üzeri evimin sokağında ki dere kenarındaki kafenin bahçesinde bir arkadaşımla oturuyordum. Su almak için kafenin içine girdim. Benim komşu Aysel teyze ile simasına aşina olduğum başka bir teyze sohbet ediyorlardı. Beni görünce " Onur gel biz de senden bahsediyorduk " dediler. Yanlarına gittim. Simasına aşina olduğum teyze ( sonuçta Yalova küçük yer herkes herkesin simasına aşina ) " Onur anneye mi babaya mı benziyor " diyorduk dedi. Ben de " Valla annemin de, babamın da gözleri koyu renkti benim gözler yeşil, her halde beni hastanede karıştırmışlar, ben başkasının çocuğu olmalıyım " diyince üçümüz kahkahalarla güldük. Teyze " Oğlum baban çok iyi bir doktor ve çok iyi bir insandı. Bir sefer Bursa'ya kızımı göğüs hastalıkları hastanesine götürmüştüm ( 1999 Marmara depreminden sonra Bursa'ya göç etmiştik ) baban hastanede beni görünce ' Hayrola burda ne işiniz var ' demiş, elimdeki kağıtları alıp bir hafta bizimle ilgilenmişti. Baban saddce bize değil herkese karşı çok iyi ve yardımsever bir adamdı " dedi. Bunu duyunca gözlerim doldu. Ağlamadım ama... Teyzeye " Çok erken gitti. 2005 de. 21 yıl önce onu kaybettik " dedim. Sonra suyumu alıp dere kenarında ki masama döndüm ve bir sigara yaktım. Düşündüm, düşündüm... Rahmetli babamı düşündüm. Bir insan iyiyse, yardımseverse ölümünden 21 yıl sonra bile yolunun kesiştiği insanların gönlünde yaşamaya devam ediyor. Ölümünden 21 yıl sonra bile hakkında iyi şeyler kulaktan kulağa fısıldanıyor. Gerçek başarı bu olsa gerek. Bazı insanlar öldükten sonra bile yaşamaya devam ediyor. Selam olsun gönlü güzel, vicdanı temiz insanlara...

14 Ağustos 2026 Cuma

Kılıç

 İnsanın mutsuzluğunun kaynağı eksiklikleri midir yoksa fazlalıkları mıdır? İşkolik bir insanın kendine, ailesine ve dostlarına zaman ayıramayışının nedeni zaman ekdikliği midir yoksa işkolik arkadaşın çalışma fazlalığı mıdır? İnsan zengin ve sağlıklıyken de hayatta tatmin olmaması sahip olduklarının eksikliği midir yoksa aç gözlülüğünün fazlalığı mıdır? Bazen de fazla seçenek akıl karıştırır. Haritasız yola çıkmamak lazım. Sorun zamanın darlığı, gücün eksikliği yada paranın azlığı değil. Sorun bizim lüks tutkunluğumuz. İçimizdeki " Her şeyi yapma, her şeye yetişme " tutkumuz. Seneca ne güzel demiş: " Her yerde olan hiç bir yerdedir " diye. Durup bi düşünmek lazım. Geçen gün dertleştiğim ve hayatında şu sıralar ciddi bir kriz yaşayan arkadaşımın şu cümleleri beni çok etkiledi.

" Aynı kılıç bir insanı 2 kere öldüremez. Bu kılıç geçmişte beni zaten öldürdü. Bir daha öldüremez çünkü zaten ölüyüm. Ben bu yollardan daha önce geçtim. Dinmeyecek fırtına, geçmeyecek kış yoktur. Bu da geçecek... "


12 Ağustos 2026 Çarşamba

Tesadüf

 Ben kitapçıya gidince birden bire 40 yaş birden gençleşiveriyorum ve lunaparka gitmiş küçük bir çocuğa dönüşüyorum. Ben kitapçıda kendimi unutuyorum. Elbette edebiyat bilgimi canlı ve güncel tutan takip ettiğim yazarlar var. Bazen nokta atışı kitap alımları da yapıyorum ama ben en çok aklımda herhangi bir plan olmadan kitap raflarının arasında rasgele dolaşıp tesadüfi kitap seçimleri yapmayı seviyorum. Ben tesadüflerin gücüne çok inanıyorum. Mesela hayatımda dönüm noktası olan insanlarla hep tesadüf eseri karşılaşmışımdır. Kitaplarım bitince bugün de soluğu kitapçıda aldım ve bu kitapları seçtim. Orhan Pamuk'un son kitabı Kelimeler ve Hatıralar kitabı. Bu kitap alıştığımız gibi klasik bir Orhan Pamuk romanı değil. İçinde seçme hatıralar, yazılar ve bir de hikaye var. Yazarların romanlarını okuyarak onların ruhu hakkında bir şeyler sezebiliriz. Ama roman oldukları için anlamaya çalıştığımız kişilikleri arasında hep bir " kurgu perdesi " vardır. Ama bu kitapta Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk'un filtresiz haliyle karşımızda buluyoruz. İkinci kitap Albert Camus'dan Veba. Veba'ya tutulan bir şehirde ölümle burun buruna gelen insanın gerçek kimliğinin ortaya çıkışını işleyen bir çalışma. 1957 Nobel ödülü sahibi Alber Camus'u ilk kez okuyacağım için heyecanlıyım. Üçüncü kitap kendisiyle tanışma ve bana verdiği yazarlık eğitimiyle öğrencisi olma onuruna ulaştığım rahmetli Pınar Kür'ün kült romanı Asılacak Kadın. Öğrencisiyken kendisi bana " Yazdığın kitapta en beğendiğin bölüm neyse önce onu at " demişti. Ne cümle ama? Üzerine 3 gün düşünülüp felsefe yapılır. Ve son kitap; Çağan Irmak'dan Artuçkule'nin Tepegöz'ü. Çağan Irmak diyince akansular durur. Bence Türk sinemasının en büyük yönetmeni. Her filmi izlemeye değer. Beyaz perdede böylesine başarılı hikaye anlatıcısının kaleminin de kuvvetli olduğuna inanıyorum. Mesela yönetmen Ferzan Özpetek'in de müthiş filmleri var ve 10 yıl önce okuduğum romanı da müthişti. İyi yönetmenlerden iyi yazarlar çıkıyor demek ki. Okudukça her bir kitapla ilgili değerlendirme yazısı yazacağım. Sevgiyle kalın.

11 Ağustos 2026 Salı

Kazanmak

 Para kazanabiliriz. İtibar kazanabiliriz. Başarı kazanabiliriz. Övgü kazanabiliriz. Bir kadının yada adamın kalbini kazanabiliriz. Ama asıl mesele, ne kadar kazandığımız değil, kazandıklarımızın bizi neye dönüştürdüğüdür. Çoğu insan mutlu olmayı " kazanç " ile tanımlıyor. Oysaki hayat; kazanıp-kaybetmek arasında bir savaş değil, gidilen yoldur. Yolda öğrenilen deneyimdir. Kazandıklarımıza bakmaktan yolda ki dersleri gözden kaçırıyorsak kaybedenlerden oluruz. Hayatı boyunca şu 3 şeyi sırasıyla yapan insan anlam bulur. 

1-Görmek

2-Öğrenmek

3-Dönüşmek

Başarılarımız içimizde ki kibrin karanlığını beslemek yerine, mütevaziliğin ışığını beslediği zaman görüşümüz iyi olur. Kayıplardan başarısızlık olarak bahsetmeyip onlardan ders aldığımız zaman hayatın öğrencisi oluruz. Bilgiyi akılda hapsetmek ve zihnimizin duvarlarında sürekli yankıllatmak yerine bilgiyi bedene indirdiğimizde dönüşebiliriz. Bazen bir mağlubiyet bin zafere bedeldir. O yüzden kaybetmekten korkmamak lazım. Comandante Che Guevara'nın dediği gibi: " Kaybetmekten korkma. Bir şey kazanmak için bazı şeyleri kaybetmelisin. Kaybettiğin zaman değil, vazgeçtiğin zaman yenilirsin " O yüzden her ne yaşarsak yaşayalım, yoldan vazgeçmeyelim sevgili okur.


10 Ağustos 2026 Pazartesi

Vadideki Zambak

 Vadideki Zambak, olağanüstü gözlem yeteneği ve insan doğasını derinden kavraşıyla klasik roman türünün tartışmasız en önemli ustalarından biri olarak kabul edilen Honoré de Balzac'ın en ünlü kitaplarından biri. Vadideki Zambak, kontes Henriette karakteri üzerinden kadın figürünün toplumdaki - kaprisli kocasını idare eder, çocuklarına bakar, ev işi yapar bu arada aşktan ve romantizmden uzak kalır - şeklindeki adaletsiz konumunu belirten dolaylı bir feminizm hikayesi. Evli ve çocuklu Henriette ve ona deli gibi tutkun Félix'in arasında geçen sonu çıkmaz sokak olan hüzünlü bir aşk hikayesi. Kontes Henriette Félix'in aşkına kapılıpda tıpkı bir uçurtma gibi göklere yükselse de ipini daima bir yere bağlıyor ve kendinden daha genç olan aşığına duyduğu aşkı bir anne sevgisine dönüştürüyor. Sıcak yakınlaşmadan uzak yaşamak zorunda kalan bu tutkulu aşkın iki insanın ruhlarına egemen olmasına tanık oluyoruz. Félix kralın bile ilgisini gören genç başarılı bir devlet adamına dönüşürken İngiliz Leydi Dudley'in çekimine kapılırken onunla maddi bir aşk, kontes Henriette ile ruhani bir aşk yaşayıp iki kadın arasında savruluyor. Romanın arka planında devrim sonrası Fransa'nın sosyal- siyasal yapısı, Napolyon'un hükümdarlığı ve düşüşünden de bahsediliyor. Dünya edebiyatının en hüzünlü ve ihtişamlı aşk öykülerinden biri kabul edilen Vadideki Zambak romanını okumanızı tavsiye ederim.

9 Ağustos 2026 Pazar

Bisiklet

 Geçen gün evimin sokağında Türk kahvemi içip telefonumdan Türk sanat müziği dinlerken arkadaşımın küçük oğlu bisiklete binmeyi öğreniyordu. İki üç sefer pedal çeviriyor, dengeyi kaybediyor sonra hoop ayaklarını yere koyuyor. Yine bir kaç pedal çevirme sonra hoop yine ayakları yere koyuyor. Dura kalka, düşe kalka öğreniyor. Tıpkı bir çocuğun bisiklete binmesini öğrenmesi gibi biz yetişkinlerin de öğrenme macerası kaç yaşına gelirsek gelelim devam ediyor. Mesela iş hayatında aşamalardan geçiyoruz, insan ilişkilerinde yaşaya yaşaya daha iyi bir diyalogcu oluyoruz. Daha olgun ve affedici oluyoruz. Hayat sürekli bir mücadele hali; çevremizle ve bazen kendimizle olan savaşımız hiç bitmiyor. Yaşadıkça kendi kendimizin dilini de daha iyi anlamaya başlıyoruz. Gençlikte gemimizi tutkulu kürek çekişler yürütürken, gençlik sonrası dönemde tecrübe rüzgârı yelkenlerimizi şişiriyor. İnsan sevmeyi daha iyi sevmeyi bile düşe kalka öğreniyor. Gençken tutkunun gazına gelip sevmek kolay. Tutku yitince; olgunlukla, bilgelikle sevebilmek asıl olay. Yaş aldıkça hayatta ki işaretleri, tesadüfleri, ahengi okumayı öğrenen insan aydınlanmaya başlıyor. Kuran bile " Oku " ayetiyle başlıyor. Okunan şeyler sadece kitaplar değildir. Bazen bir insan, bazen hayat bazen de insan kendini de okuyabilmeli. 

8 Ağustos 2026 Cumartesi

Terzi Recep

 



Nur topu gibi bir de " Çerçeve Yasamız " oldu. Bu yasa Cinayet suçu işlememiş PKK terör örgütü elemanlarına af getiren hatta bir kaç yıl sonra meclise bile girme olanağı sağlayan maddeler içeriyor. Peki meclise girecek eski PKK lı teröristlerin dağdayken mehmetçiğe kurşun sıkıp sıkmadığı nasıl tesbit edilecek? Silah kullanmamış ama " eyleme finansman sağlamış, organizasyon yapmış "...  Bu çerçeve yasaya göre bu tipler meclise girebilecek. Ne günlere kaldık. İmralı'daki  ben ona ( Bebek katili Öcalan ) diyorum fakat " Kurucu Önder ", " Sayın Öcalan " diyenler de var, bu yasa için " 1000 kilometrelik bir yolun ilk adımı " demiş. Bu çerçeve yasa meclise " Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi " adıyla gelmiş. Doğrusunu Orhan Bursalı köşesinde şöyle yazmış: " Dananın Kuruğunun Kopacağı Büyük Seçime Giderken DEM ve Kürt Siyasi Hareketi Seçmenini Yanımıza Çekmek ve Seçim İttifakı Yapma Amacına Yönelik Olarak PKK lılara Şartlı Af Getirme ve Salıverme Yasası " Hepimiz barış istiyoruz. Bu ülkede 40 yıldır dökülen kan dursun istiyoruz. Ama senaryosunu ABD'nin yazdığı, AKP, MHP, DEM ve Öcalan tarafından kurgulanan bu çerçeve yasa; Türkiyeyi Türk-Kürt-Arap Konfederasyon yapısına götürecek ve Ülkemize üniter yapısına son verecek emperyal bir " parçalama " planının ilk adımıdır. Oy oranının düştüğünü gören ve mutlak butlanla ana muhalefet partisi CHP'yi bölen Terzi Recep'in Amerikan malı kumaşla PKK lılara takım elbise giydirip meclise sokup 25 yıldır zamkla yapıştığı koltuğunu koruyup seçimi bir kez daha kazanmak için DEM partiyi ve Kürt vatandaşlarımızı kendi koalisyonuna çekme hareketidir bu.

Karikatür by Salih Onur Savaş


7 Ağustos 2026 Cuma

I Hate Elvis

 Elvis Presley'in uzun süre menejerliğini yapan Albay Tom Parker, sıradışı pazarlama stratejileri ve herhangi bir şeyi iş fırsatına çevirebilmesiyle tanınmıştır. Elvis dünya çapında üne kavuştuğunda,  Parker fotoğrafları, posterleri, düğmeleri, kıyafetleri, rozetleri içeren bir ticaret imparatorluğu inşa etmesine yardım etmiştir.

Parker ayrıca Elvis'e yöneltilen eleştirileri kabul etmiş, onları önemsememek yerine " I hate Elvis " ( Elvis'den nefret ediyorum ) yazılı rozetler satmaya başlamış, şarkıcıdan hoşlanmayan insanlarıdan da para kazanmayı başarmıştır. Bu hikaye Parker' ın kaostan reklam ve satış yaratan " Kurnaz tüccar " ününü kazanmasını anlatıyor.

Bu hikaye dünyadaki en önemli pazarlama stratejisine örnektir: toplumun dikkati değerlidir. Taktirleri ve yergileri aynı çizgide buluşturmanın yollarını bularak Albay Parker, güçlü markalaşmanın ve yaratıcı ticaretin genel ilgiyi ticari başarıya nasıl dönüştürüleceğini kanıtlamıştır.


6 Ağustos 2026 Perşembe

Çimdeki Sandalye

 Dün akşam ilginç bir olay yaşadım. Arkadaşımla çay bahçesinde otururken bir kadın gördük. Kadın çay bahçesinde ki sandalyelerden birini almış çimlere doğru götürüyordu. Arkadaşım çay bahçesinde çalışan garson kardeşimize seslendi ve " Baksana kadın sandalyenizi götürüyor " dedi. Garson kadına baktı ve " Hop hop " diye seslendi ve yanına seğirtti.  İhtiyar ve tesettürlü bir kadındı ve sandalyeyi kıbleye doğru koymuştu. Kadın yanına gelen garsona bir kaç kelime söyledi ve garson sandalyeyi almadan tekrar işinin başına dönüp çayları dağıtmaya başladı. Geç de olsa duruma uyanmıştık. O teyzemiz namaz kılmak için sandalyeyi çay bahçesinin dışına çimlere götürmüştü. ( Bilirsiniz güçten düşen yaşlılar namazlarını sandalyede de kılabilirler ) Ve teyze sandalyesinin üzerinde oturup kalkarak namazını kılmaya başladı. Namazı bitince de sandalyeyi çay bahçesine geri getirdi. Bu hatayı bazen hepimiz yapıyoruz. Olayların aslını bilmeden acele yargılara varıyoruz. Veya hayatımızda ki insanları ister yakın, ister uzak olsun yeterince tanımadan sınıflandırıyoruz. Ülke olarak kıramadığımız tabularımız var. Bu ülkede insanlar yıllarca camiye gidiyorsa " yobaz "  içki içiyorsa " kafir " diye etiketlenmedi mi? İnsanları dış görünüşleri ve hayat tarzlarına göre etiketlemekten vazgeçmenin zamanı gelmedi mi? Lütfen bu güzel ülkenin güzel yaşayanları olarak suni gündemlerle ayrışmayalım.

5 Ağustos 2026 Çarşamba

Akıl

 Yaşayanlar ölülerin gözlerini kapar. Ölüler ise yaşayanların gözlerini açar, diyor Bulgar yazar Gospadinov. Kendimden biliyorum yakın insanların kaybedilmesi insanın hayatında bir değişim rüzgârı estiriyor. Akıllı insanlar esen bu değişim rüzgârının önüne değirmen kuruyor, akıllı olmayanlar ise duvar örmeye çalışıyor. Hayat hiç bitmeyen bir savaş. Herkesi yensek bu sefer kendimizle savaşmaya başlıyoruz. Kendimizi yenince bu sefer tekrar herkesle cenge tutuluyoruz. Aslında bu " Herkes " ruhumuzun kuytularında kalmış gölgelerimizin bir yansıması da olabilir. Bunu bir düşünmek lazım. Geçen akşam dinlediğim bir ayet bana şunu düşündürttü: Elinde ki tek ekmeğin yarısını paylaşan fakir bir adam mı daha iyidir yoksa 1000 tane altınının 25 tanesini paylaşan zengin bir adam mı daha iyidir? Akıl bir lanet mi dir yada insana Tanrıcılık oyunu oynatan bir tür şirk koşma ayini midir? Gençken " yarını " düşünmeden aptalca aşık olmak tecrübesiz insanı nasıl da mutlu ederdi. Ama bilginin lanetiyle kalbi prangalanmış olgun insan daha başlamadan aklında sivri sinek gibi vızıldayan " olasılık " ihtimalleriyle uğraşırken eskisi gibi bir türlü aşık olamaz. " Ya şöyle olursa, ya böyle olursa... " diye der, der, der ve koca bir umut ve mutluluk ormanını yok eder. Bilgi asla lanet değildir arkadaşım. Bilgi ateştir: Onunla karanlıkları aydınlatıp labirentten çıkış yolunu da bulabilirsin. Yada onunla içindekilerle birlikte koca bir ormanı da yakabilirsin.

4 Ağustos 2026 Salı

Fındık

 Kışları bir türlü sevemedim. Belki de beni üşüten ama soğukluğun sebebini benden gizlemesi ona karşı mesafeli olmamın nedenidir. Belki babamı soğuk bir ocak akşamı benden almasıdır mesafemin sebebi. Belki de sokakta ki evsizlerin kış gecelerinde ıslanmaları ve üşümeleridir mesafemin nedeni. Yazı ise hep samimi buldum. Sıcaklar bazen bunaltsa da bunun sebebinin insanı muhatap alması hoşuma gidiyor. Perdelerin ardından konuşmadan niyetini saklamadan doğrudan üzerinize parlıyor. Anladınız siz onu. Güneşten bahsediyorum. Batışı ayrı bir şölen. Her halde vedası bu kadar görkemli ve harika olan hayattaki tek varlık güneş olsa gerek... El ele tutuşan sevgililerin aşkını vedasıyla kutsuyor. İnsanların yıldızları görüp dilekler dileyebilmesi için yeri geldiğinde sahneden çekilmesini biliyor. Bu nasıl bir cömertliktir. Karanlıktan korkmuyor çünkü ertesi sabah tekrardan doğacağına güveniyor. Bu nasıl bir cesarettir. Bir ağacın altında Türk kahvesi ve müziklerle, dostlarla yapılan sohbetlerle ne güzeldir yazın ikindileri. Bir süredir Fındık'ı göremiyorum. Fındık mahallemizin kısa bacaklı, tıknaz, küçük kahverengi köpeğiydi. Onun başını bir kere sevdiniz mi, karnını bir kez okşayıp gıdıkladınız mı bir ömür peşinizde dolanırdı. Duygusal ve sezgileri kuvvetli bir hayvandı Fındık. Ona karşı bir anlık gösterdiğiniz ilginin ve verdiğiniz değerin hatrına sizi " Bir ömür " severdi.  O zavallıcığı da yakalayıp barınağa kapattılar her halde. Seni hiç unutmayacağım canım Fındık.

3 Ağustos 2026 Pazartesi

Spiderman

 Son Spiderman filmi vizyonda. Ben de soluğu sinemada aldım. Beklentileri karşılayan güzel bir film olmuş. Kırmızı-mavi kostümlü örümcek kahramanımızın bu sefer çok enteresan bir düşmanı var. İstediği insanın zihnine girip kurbanlarını kontrol edebilen bir düşman. Bir nevi mind-hacker. Filmden sonra  bir an bunun gerçek hayatta mümkün olduğunu düşündüm. Tüyylerim ürperdi... Düşünsenize; başkası tarafından davetsiz şekilde zihninize giriliyor ve tüm mahremiyetiniz sıfırlanıyor. Neyse ki gerçek değil sadece bir Hollywood filmi... Spiderman filmi tüm zamanların açılış hasılat rekorunu kırdı. Kendi kendime Spiderman kahramanının filmlerinin her dönem neden başarılı olduğunu sorguladım: Bi kere fantastik bir kahraman. New York gökdelenlerinin arasında örümcek ağlarıyla binadan binaya uçuyor, estekik ve akrobatik hareketler yapıyor. Fantastik bir kahraman olan Spiderman'in de fantastik özel güçlere sahip düşmanları oluyor. Green Goblin, Dr. Octupus, Venom gibi. Gençlere Spiderman'in gizli kimliği Peter Parker karakteri yakın geliyor. Sıradan bir lise öğrencisi olan Parker'la kendileri arasında bir bağ kuruyorlar. Ha bir de olayın aşk boyutu da var. Gençler Peter Parker ve yanık olduğu hatun MJ arasında ki aşka bayılıyor. Spiderman: Brand New Day güzel bir film olmuş. Benimse seksenli yıllarda siyah beyaz Spiderman çizgi romanları okuyarak, doksanlı yıllarda çizgifilmlerini izleyip oyuncaklarıyla oynayarak ve 2000 lerden sonra sinema filmlerini izleyerek süren Spiderman sevgim kırk yaşımı geçsemde halen devam ediyor. Spiderman 'in yaratıcısı Stan Lee'yi de anmış olalım. Rest In Peace ( RIP ) Stan Lee.

2 Ağustos 2026 Pazar

İbadet

 Size bu satırları şafak sökerken saat 5.42 ' de Yalova sahilindeki çay bahçesinden yazıyorum. Aydınlık, geceyi doğu tarafından yavaş yavaş bir kağıt gibi yırtarken, martıların çığlıkları mavi gövdelerini sahile vuran dalgaların sesine karışıyor. Az evvel camiden geldim. Sabah namazını cemaatle birlikte kıldım. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim ikindi namazlarında camiye tekerlekli sandalyesiyle gelip merdivenleri yürüteciyle çıkan ve hep en önde saf tutan ayakları tam tutmayan yürüme engelli güzel kardeşimi yine gördüm. O bile sabaha karşı camiye geliyorsa ( tekerlekli sandalye ve yürütece muhtaç ) peki ya diğerleri...Sabah namazı aslında hiç uyumadan geçen ve kuran okuyup, teheccüt ve bir saatinde de tespih çekerek geçen bir gecenin son ibadet halkasıydı benim için.Bazen uyku kaçabiliyor. Ben artık bu duruma " üff niye uykum gelmiyor " demek yerine " Rabbim bu gece benden ibadet bekliyor " diyerek bu uyanık zamanı ibadetle geçiriyorum. Herkesin inancı ve ibadet tarzı-miktarı kendine. Ama hayat insanı uyandırmak ve " kurtarmak " için bazı kritik anlarda değişim rüzgârları estiriyor. Akıllı olan bu rüzgâra karşı değirmen kuruyor, akıllı olmayan ise duvar örmeye çalışıyor. Ben bugünlerde bu rüzgârı hissediyorum ve ibadetlerimi daha da arttırmayı Rabbimden diliyorum. Bana camiye gelen yürüme engelli kardeşim ilham oldu, bu pazar sabahı yazısı da belki birilerine ilham olur...

Aşk din,

Mutluluk ibadet,

Sevgi ise Tanrı'dır.

Tanrı'yı unutmayın. Çünkü O sizi hiç bir zaman unutmuyor.

1 Ağustos 2026 Cumartesi

Abim

 Geçen hafta benim için harikaydı. Çünkü geçen kıştan beri görmediğim abim Yalova'ya beni ziyarete geldi. Hayat gerçekten tuhaf. Ben orta okula giderken abim Yalova dışında Tıp Fakültesini kazanmıştı. Gururluydum ama aynı zamanda üzgündüm. Gururluydum çünkü abim; dedemden, babamdan sonra ailenin üçüncü kuşak doktoru olacaktı. Üzgündüm çünkü hayatımızda ilk defa iki kardeş birbirimizden ayrılıyorduk. Hafta sonları eve gelmesine rağmen abimsiz geçen hafta içlerinde tabiri caizse sudan çıkmış balığa dönüyordum. Daha sonra büyüdük, hayatlarımız birbirinden ayrı şehirlerde gelişti ve ayrılığa da alıştım.Kardeş demek çocukluğunun en iyi arkadaşı demek. Şakalar yapıp birlikte güldüğün, ergen bir çocuk olarak hayatında ki ilk küfürleri sana öğreten, mahalledeki çocuklardan dayak yediğinde gidip o çocukları dövüp intikamını alan, annen baban artık olmasa da hayatta hep yanında duran, gölgesi bile yeten bir abinin olması dünyanın en güzel şeylerinden biri. Zamanımızı yazlığımızda geçirdik. Bol bol yüzdük, deniz kenarında oturup nefis yemekler yerken havayı turuncuya boyayan ve yavaş yavaş Yalova-İstanbul arasında ki Marmara denizinin ardına kayan güneşin oluşturduğu muhteşem gün batımlarını izledik. Hava kararınca balkonumuzda müzik dinlerken muhabbetin dibine vurduk. Bir de abimden müthiş bir şarkı öğrendim. Nikbinler grubundan Denize Doğru şarkısı. Bu şarkı abimle geçirdiğim muhteşem tatilin şarkısı oldu. Teşekkürler Tanrım bana abimle geçirdiğim bu muhteşem haftayı yaşattığın için.