Bu sabah uyandığımda sağnak yağmur yağıyordu. Hava karanlıktı. Zaten ben hep karanlıkta uyanırım. Kahve ve müzik eşliğinde afyonum patladıktan sonra eşofmanımı, spor ayakkabılarımı giyip üzerime bir yağmurluk geçirdim. Attım kendimi sahile. Şakır şakır yağmurun altında koşmaya başladım. Yoldaki su birikintilerine bata çıka sırıl sıklam ola ola koştum. Yanından geçtiğim kafede oturan bir adam bana " Bu manyak bu havada ne yapıyor? " dercesine baktı. Bazen bir şeye başlamak için içinizdeki arzunun dalındaki meyva gibi olgunlaşması gerekiyor. O meyva yiyince sizi bir kahramana dönüştüren masallardaki sihirli bir meyva gibi. Dal yüksek olduğu için öyle kolayca uzanıp alamıyorsunuz. O sihirli meyvanın bulunduğu büyülü ağaç sizin kalbinize bakıyor ve onu hak edip etmediğinizi değerlendiriyor. İçinizde azim, kararlılık, tutku varsa sihirli meyva dalından kucağınıza düşüyor. Sihirli meyvayı yedikten sonra gerisi kolay. İşte geçtiğimiz eylül ayında pek çok defa vaz geçiş, başarısız teşebbüsler ve içindeki " Ne gerek varcılarla" kavgalarımdan sonra o sihirli meyvayı yedim. Ve bu sabah ki sağnak yağmur, ıslanmak ve kötü hava koşulları beni durduramadı. Hatta koşu mesafemi bugün 500 metre daha arttırdım. Koşuyu ne kadar da özlemişim. Eskiden dünyanın çeşitli ülkelerinde 42 kilometre maraton koşan ben şimdi sıfırdan başladım. Ama bence bu dönemim en güzel zamanlar. Çünkü performansımın üzerine koyduğum küçük artışlar bile bana mutluluk sebebi oluyor. Emek vermenin, sınırlarımı zorlamanın ve küçük başarıların büyük mutluluğunu yaşıyorum. Bekle beni 2026! Allahın izniyle yeni yılda tekrardan yarışlara dönüyorum!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder