29 Aralık 2025 Pazartesi

IŞİD YALOVA'DA

 29 Aralık 2025 sabaha karşı, Yalova merkezde bulunan İsmet Paşa mahallesinde bulunan eve emniyet güçlerimizin IŞİD terör örgütüne yönelik yaptığı operasyonda 3 polisimiz şehit olurken 7 polisimiz ve 1 bekçimiz yaralandı. Teröristler artık Yalova'ya ne kadar mühimmat sokmuşsa çatışma saatlerce sürdü ve ara sokaklara da yayıldı. Mahalledeki 5 okulda bu yüzden eğitime ara verdi. Konuyla ilgili kişisel görüşüm: bu olaylar hatalı Suriye politikamızın sonucudur. IŞİD Türkiyede bu süreçte örgütlendi ve Türkiye eyaleti programını uygulamaya koydu.Ve size bu konuyu daha da açacak 19 Aralık 2024 tarihli MASUM DEĞİLİZ başlıklı blog yazımı sizlere sunuyorum. 


Masum Değiliz 19.12.2024 


 Olay hafızalarımızda dün gibi taze. Hatırlarsınız 8 yıl önce DAEŞ terör örgütünüe mensup üç terörist Atatürk Havalimanına gelip önce uzun namlulu silahlarla ateş açmış sonra canlı bomba eylemi yapmış ve 45 vatandaşımız katledilmiş 236 vatandaşımız yaralanmıştı. 13.Ağır Ceza Mahkemesi saldırının failleri oldukları için 6 sanığa 46 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası vermişti. Yargıtay aldığı yeni bir kararla 12 Aralık perşembe günü bu 6 sanığı tahliye etti. Olay medyada duyulmaya başlanınca da DMM den yani Dezenformasyonla Mücadele Merkezinden şöyle bir açıklama geldi: 



"...Ancak tahliye edilen söz konusu 6 sanık 8 yıldır tutuklu olup, saldırının faili değillerdir. Bu kişiler, örgüt üyeliği, örgütün finansı gibi suçlardan yargılanmaktadırlar. 6 sanığa isnat edilen suçlar yönünden tutuklu kaldıkları süreler verilecek cezaları karşılama ihtimali bulunduğundan tahliyelerine karar verilmiştir. " 



Tahliye edilen DAEŞ terör örgütüne mensup bu 6 sanık meğerse olayın faili değilmiş sadece finansmanını sağlıyorlarmış. Yani sağlanan o finansmanla Atatürk Hava Limanında 45 vatandaşımızı katleden uzun namlulu silahlar ve kendini patlatan canlı bombanın bombası alınmışsa bile olay sadece finansmanmış ve çokda şey etmemek lazım mış ki bu 6 sanık 8 yıl yattıktan sonra serbest bırakılmış. Arkadaşlar bu olayı anlamak için filmi biraz geriye sarmamız gerekiyor. Bakın Yılmaz Özdil Gaslight kitabında 337 ve 338. Sayfalarda ne anlatıyor: 



" Paris'te G20 zirvesi düzenlendi. Putin orada gazetecilerle konuştu. Birebir şu cümleleri kullandı. ' Türkiye Rus uçağını DAEŞ'le petrol ticaretini korumak için düşürdü, DAEŞ ve diğer terör örgütleri tarafından kontrol edilen ham petrolün Türkiye topraklarına girdiğini kanıtlayan bulgular elde ettik, buradaki meslektaşlarımıza uzaydan ve uçaktan çekilen fotoğrafları gösterdim, yasadışı petrol ticaretinin boyutlarını kanıtlayan fotoğraflar, tanker konvoyları kilometrelerce uzuyor, Suriye ve Türkiye topraklarındaki bu petrol sevkiyatı yollarının güvenliğini sağlamak için Rus uçağını vurduklarını düşünüyoruz, Türkiye'nin Suriye'deki Türkmenleri koruması elbette sadece bir bahane' dedi. 



"... Yetmedi Rusya savunma bakan yardımcısı Antonov daha ağır suçlamalarda bulundu, ' Suriye'de teröristlerin gaspettiği petrol binlerce tankerden oluşan canlı boru hattıyla, üç güzargah üzerinden Türkiye'ye sevk ediliyor. Erdoğan ve ailesi bu petrol sevkiyatıyla ilişkili ' dedi, uydu fotoğraflarını basına dağıttı. Bu vahim açıklamalar, dünyada gümbür gümbür manşet oldu... " 



Yani anlayacağınız Türkiye kafa kesen DAEŞ terör örgütüyle petrol ticareti yapıyordu. Daha da vahimi vardı. Filmi biraz daha geriye sarıyorum. 29 Mayıs 2015 Can Dündar imzalı haberde Cumhuriyet gazetesi MİT tırlarıyla bölgeye ilaç götürüyoruz kamuflajıyla DAEŞ terör örgütüne silah taşındığının haberini fotoğraflarıyla manşetten verdi. Görüntüler 19 Ocak 2014 tarihine aitti. Bu haberi yapan Cumhuriyet yazarı Can Dündar tutuklandı. Sonra serbest kaldı. Bir kez daha tutuklanıp demir parmaklıkların ardına gönderilmeden önce yurt dışına çıktı. Yıllardır Almanya'da sürgün hayatı yaşıyor ve memleket hasreti çekiyor. 



Günümüze gelecek olursak. Suriye'de Esad rejimi devrildi. Bu operasyonu HTŞ  Heyeti Tahrir El Şam adında bir örgüt yaptı. Bu örgüt esasında DAEŞ li eski teröristlerden oluşuyor ve Türkiyenin desteklediği Özgür Suriye Ordusu ÖSO ve Suriye Milli Ordusuyla bölgede iş birliği yapıyorlar. Şimdi Suriye'de Esad rejiminden sonra egemen olan eski DAEŞ'li teröristlerden oluşan HTŞ' ye şu açıdan bakmanızı istiyorum. Türkiye devleti yeni Suriye'de kurulacak rejimde söz sahibi olmak isteyecektir ve bunun için HTŞ'yi oluşturan eski DAEŞ'li teröristlerle diyalog halinde olması muhtemel. Zaten belgeleriyle teröristlerle petrol ticareti ve silah yardımı yaptığımızı yazının önceki bölümlerinde anlattım. Sizden yargıtayın geçen hafta serbest bıraktığı Atatürk Hava Limanı saldırısından tutuklu olan 46 kez müebbet almış 6 DAEŞ'li teröristi neden serbest bıraktığı konusunu; geçmişte DAEŞ'le yaptığımız petrol ticareti, MİT tırlarıyla DAEŞ'e yapılan silah yardımları ve Suriye'de Esad'ı deviren eski DAEŞ'li teröristlerin oluşturduğu HTŞ ile diyaloğumuzu göz önünde bulundurarak bir kez daha değerlendirmenizi rica ediyorum. 


Masum değiliz...

28 Aralık 2025 Pazar

Geyikler

 Gölgelerin boy ölçüştüğü bir devir. Karanlıkta ortadan kaybolan bir şeyin övünülecek tarafı nedir ki? Sahte ışıkların sponsorluğunda sidik yarışına girmiş kodamanlar. Baba dediğin çınar gibidir gölgesi yeter. Ama öksüz kalmış ağaçsız bırakılan çocuklar. Duvar saatim bozuldu, tamir ettirmedim. Çünkü ona gıcıktım. İnce zayıf yelkovan, şişko kısa boylu akrebin sürekli önünde koşuyordu. Zavallı şişko akrep nefes nefese kalıyordu yelkovanın arkasından koşarken. Artık her ikisi de durdu, çünkü saatim bozuk. Keşke bozuk olan sadece saatim olsaydı. Kafam da bozuk. Geçen gece rüyamda Osimhen'in takımdan ayrıldığını ve Galatasaray'ın forvetsiz kaldığını gördüm. Oh my God!! Ne kabus ama... Ekonomi, eğitim, liyakat, adalet, güvenlik konularında dünya bizi kıskandığı için tek derdim: tuttuğum takımın forvetsiz kalması. Bu sabah Noel Baba'yla konuştum. Adamcağız dertli mi dertli. Kızağını çeken geyikler  "Çalışma koşullarımız iyileşsin. Yıllardır karda buzda senin kızağını çekiyoruz yoksa yılbaşında grev yaparız " diye bizim Noel Baba'yı tehdit etmişler. Adamcağız iki gözü iki çeşme bana dert yandı. Bende ona " O geyikleri kes ve etini emeklilere yedir. Yıllardır ülkeyi sırtında çeken emekliler taze geyik etini yiyince senin kızağını da sorgusuz sualsiz çekerler " diye akıl verdim. Nasıl iyi akıl vermiş miyim? Yeni yıl öncesi bende durumlar böyle. Hepinizin yeni yılı kutlu olsun sevgili okurlar.

27 Aralık 2025 Cumartesi

Sokak Çocukları

 Çocukluğum seksenler ve doksanlarda geçti. Duvarlarla çevrili korunaklı sitelerin bu kadar yaygın olmadığı, bahçeli evlerin kat karşılığı müteahhite verilip kurban edilmediği, mahallelerin güvenli olduğu yıllardan bahsediyorum. O zaman bütün çocuklar, sokak çocuğu olma lüksüne sahipti. O zaman oyun konsollarında Fifa'da yada PES'de sanal maçlar yapmak yerine sokakta, bahçede, arsada gerçek maçlar yapardık. Belki tabletlerimiz ve Mine Craft oyunumuz yoktu ama biz mahalleden arkadaşlar bir araya gelir, karton kutulardan, naylon brandalardan, tahtalardan kendi evlerimizi yapardık. Mesela PUBG veya ROBLOX oyunu o zaman yoktu ama biz plastik tabancalarımızla hayalini kurduğumuz düşmanlarla savaşırdık. Bizler sosyal medya çocukları değil, sosyal çocuklardık. Sokak çocuklarıydık. Ülkemizde artık maalesef mahalle kültürü kayboldu. Çocuklarımızla birlikte kendimizi korunaklı sitelerdeki evlerimize hapsettik. Telefonların ve tabletlerin ekranlarından hipnotize edilmiş çocuklar var artık. Makinelerin insanları ele geçirdiği The Matrix distopyası gerçek oldu ama biz farkında değiliz. Bundan bir nebze olsun sıyrılmanın yolu: resim, müzik, sanat, edebiyat, futbol, basketbol, voleybol, spor. Çocuğunuzun muhakkak bu saydıklarımdan biri yada bir kaçıyla ilgili tutkusu olsun. Çocuğunuza sanatı, sporu sevdirin ve düzenli olarak yapması için teşvik edin. Çocuklarımız sosyal medya çocukları değil, sosyal çocuklar olsunlar.


26 Aralık 2025 Cuma

Beyaz Rüya

 Kar gelecek diyorlar. Yağdımı kenti kaplayan beyaz örtünün nostaljik bir tarafı var. Kar dendi mi çocukluğumda sokakta yapılan kartopu savaşları ve kardan adamlar gelir aklıma. Akşamına çıtır çıtır eden odun sobası başında abimle He-Man figürlerimizle oynayışımız, mesaiden dönmüş yorgun babamın divanda uzanmış gazetesini okuyuşu ve annemin pencere önünde elinde kitabını okuduğu bir sahne aklımda canlanır. Kar tanelerinin gökten ağır çekim düşüşü adeta aşağıdaki hayatı da yavaşlatır. Yollar kapanır trafik yavaşlar, sokaklar kaygandır adımlar ihtiyatlı hale gelir, koşuşturma son bulur ve beyaz gelinlik giymiş kentin güzelliğine kapılır insanlar. Kararan hayatların aksine her tarafı örten karın beyazlığıdır belki de insanın kalbine dokunan. Çünkü kar; beyazdır, saftır, kentli insan gibi aceleci değildir. Yavaş yavaş yağar, yavaş yavaş örter ve günü geldimi yavaş yavaş ortadan çekilir. Beyaz rüyanın kendine has bir asaleti vardır. Aktır, paktır ve sanılanın aksine anne koynu gibi sıcaktır. Gökten yere düşen milyonlarca kar tanesinin her biri birbirinden farklıdır lakin toprağı örten aynı beyazlığa hizmet ederler. Tıpkı birbirinden farklı olan insanların aynı Tanrı'ya inanması gibi. Belki de biz yılda bir kaç gün olsada kenti beyaza bürüyüp bize beyazın çağrıştırdığı hiçliği hatırlatmasını seviyoruzdur. Bizleri üşüten; karma karışık kafalarımızın, keşmekeş koşuşturma içinde geçen hayatlarımızın hiçliğe duyduğu özlemi beyaz rüyanın kucaklayıp ısıtmasıdır belkide bu doğa fenomeni. Kim bilir?

24 Aralık 2025 Çarşamba

Eğer Deniz Olsaydım

 Deniz sahile aşık, hiç durmadan dalgalarıyla kumsalı okşuyor. Gece olunca bir fısıltı duyuluyor mavi gövdeli dalgalardan. Marmara gökteki yıldızları ve ayı dalgalarına hapsetmiş aşığına armağan ediyor hiç durmadan. Bunlar yakamozların fısıltısı. Bunlar sevgiliye söylenen aşk mısraları. Ah şimdi denizler gibi olmak vardı... Hep o mavilik gibi özgür, hep o mavilik gibi dingin, hep o mavilik gibi engin. Eğer deniz olsaydım deniz kızlarını bulur onlarla sohbet ederdim. Onların dillere destan güzelliğini şöyle bir durup izlerdim. Masallarının bir parçası olurdum. Belki o zaman çocukluğumdaki gibi mutlu olurdum. Eğer deniz olsaydım Musa'yı görünce imanımdan ikiye yarılırdım. Firavun tayfasını görünce öfkemden üzerlerine akardım. Eğer deniz olsaydım Barbaros Hayrettin'i omuzlarımda taşırdım. O fetihten o fetihe koşardım. Eğer deniz olsaydım Titanik'e acırdım ve onu batırmazdım. Böylece Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio hiç ayrılmazlardı. Evlenir belki bir çocukları olurdu. Belki adını bana teşekkür etmek için Derya koyarlardı. Eğer deniz olsaydım her akşam semadaki yıldızları yüklenir ve senin sahiline getirirdim. Tatlı tatlı tenine dokunur yakamozlanarak seni seviyorum derdim. Eğer deniz olsaydım ben seni çok severdim. Eğer deniz olsaydım...

21 Aralık 2025 Pazar

Özgür Kararlar

 Liseden sonra üniversite tercihi bir karar. Çalışacağın işi seçmek bir karar. Eşini seçmek bir karar. Arkadaşlarını seçmek bir karar. Kazandığın parayı harcamak bir karar. Zamanını neye verdiğin bir karar. Malum yılın son günlerindeyiz ve bende rahmetli babamın bana öğütlediği gibi geçmiş yılın muhasebesini yapıyorum şu günlerde. Sevgili okurlar, hayatınızda bugüne kadar aldığınız kararları hiç gözden geçirdiniz mi? Kararlarımız kaderimizi belirler. Hayatta önümüze yol ayrımları geliyor. Şimdi bana " Kaderden öte köy yok. Sonuçta ne yaparsak yapalım kaderimizi yaşayacağız " diyeceksiniz. Peki kaderimizi tüm olup bitecekleri yaşamakla yükümlü olduğumuz kitabımıza yazan Tanrı, ya bazı sayfalara sadece " Ey kulum burası senin dilediğin gibi olsun " diye yazmışsa... Bunu bi düşünün. Kararlarımızın ne kadarı bize ait? Tabulara ve içinde bulunduğumuz yankı odasına göre mi karar veriyoruz, yoksa kendi iç sesimizi dinleyerek mi karar veriyoruz? Kararlarımız da özgür müyüz? Yirmili yaşlarda da, bugün kırklarında da hep kalbini dinlemiş biri olarak söylüyorum: yirmi beşimdeyken benden yirmi yaş büyük,kırk beş yaşında farklı bir ülkede farklı bir milletten anlaşma dilimizin kendi ana dillerimiz olmadığı, ingilizce olduğu, aradaki iki bin kilometre mesafe ve hayat şartlarından ötürü üç-dört ay süren hasret göz yaşlarını döküp sonrasında beş-altı günlük " balayımızlarda" her şeyin maksimumunu yaşadığımız bir kadınla aşk yaşamış biri olarak söylüyorum. Mühendisliğinin en verimli çağında içindeki yazma tutkusuna kulak verip 32 yaşında mühendislik kariyerini terk edip 11 yıldır kendini edebiyata ve yazdığı yazılara adamış biri olarak söylüyorum. Tüm arkadaşlarımın aile kurup boyumca çocukları olurken yalnızlığı tercih eden biri olarak söylüyorum. Ben hiç bir zaman " Çevrem şöyle yapıyor, bende aynını yapayım " demedim. Aykırı olmaktan asla korkmadım ve bugün " Kadere şükürler olsun " cümlesini rahatlıkla kurabiliyorum. Siz de aykırı olmaktan korkmayın. Aykırı olmak, başkalarının dayattığı sahte hayatları yaşamaktan bin kere daha iyidir. Konfüçyus'un şu sözünü unutmayın:

Çok kişiyle konuş,

Az kişiyle düşün,

Tek başına karar ver.


20 Aralık 2025 Cumartesi

Üç Baykuş

 Sabah oldu, sokaklar uyandı, şehir homurdanmaya başladı. Gün aydı. Güneşsiz gökyüzü bulutlu ve gri. Nerede bahardaki maviliği? Acaba gökyüzü griyken rüya mı görüyor? Doksan dokuzda yıkılan, sonra yeniden yapılan bu şehir, bu insanlar, tüm bu hayatlar bu griliğin uykusundaki düşü olabilir mi? Belkide biz bir rüyayız. O zaman niye canım acıyor? Niye geçmiş yaralar kanıyor? Bahar tekrardan ne zaman gelecek? Gökyüzü tekrardan mavilenmek için yoksa benim uyanmamı mı bekliyor? Karşıya geçmek istiyorum ama köprü yıkılmış. İyiler kötülerden usanmış. Kahvemin falında karşı yakada dizlerini kıvırıp oturmuş dua eden bir çocuk görüyorum. O çocuk nefsimin, karmaşık duygu ve düşüncelerimin gölgesinde kalmış benim aslında...Ardında birbirine sokulmuş üç baykuş. Faldaki saf, temiz, günahsız o çocuğa kavuşmak istiyorum. Kirlerinden ve karanlıklarından arınmış. Sadece Rabbine güvenip dayanmış. O yüzden güneşi bulmalıyım. Kayıp güneşi... Gölgem kalktığında iki taraf arasındaki köprü tekrardan belirecek ve ben karşıya yani kendime geçebileceğim.

19 Aralık 2025 Cuma

Sevdik mi?

 Sevdik. Filmlerde bir yumrukla on kötü adamı yere seren karizmatik aktörü sevdik. Allah vergisi güzelliğini gösterişli kıyafetler içinde taşıyan, hoş sesiyle şarkılar söyleyen kliplerdeki o güzel popçuyu sevdik. Gol atan topçuyu sevdik. Meydanlarda gürleyen o siyasetçiyi sevdik. Biz hep herkesin sevdiğini ve güçlü olanı sevdik. Acaba hiç üstü başı boya-sıva içinde çocuklarının rızkı için bütün gün inşaatta çalışmış işçi Mehmet'i sevdik mi? Çocukları için saçını süpürge etmiş, iki evlat büyütmüş, şimdide torunlarına bakan Fatma teyzeyi sevdik mi? Doğuda kışın eksi yirmi derecesinde kelle koltukta vatanı koruyan asker Ali'yi sevdik mi? Emekli maaşı yetmediği için yetmişinden sonra sokakta simit satan Rafet amcayı sevdik mi? Biz gerçekten sevmeyi bile beceremedik. Kendimizi bile doğru dürüst sevemedik. Noksanlıkları ayıp sandık. Parasızlığı, şöhretsizliği, yalnızlığı kayıp sandık. Kuyruklu bir yalana inandık. Pop-kültürün yarattığı sahte ilahlara taptık. Biz " Yaradılanı severim yaratandan ötürü" sözünü unuttuğumuz gün ilk yanlışı yaptık.

18 Aralık 2025 Perşembe

Kara Koyun

 Dünyada kopan gürültünün içinde kaybolmaktansa, sessizliği seçtim. Fani kalabalıkların hep bir ağızdan bağıra bağıra " para, makam, güç, aşk " şarkısını söylerken kendinden geçip benliklerini yitirişlerini oldum olası hüzünlü buldum. Onlar bağırdı ben sustum. Sonuçta kendini yitirip kendini hatırlamayan insan görünür olsa ne olur olmasa ne olur. Ben sessizliğimde ruhumun sesini dinledim. Yoksunluğun ve kederin kara damlalarında ıslandım. Kara koyun oldum. Nefsimin arsızlığını doyurmak için kurt olmaktansa, RABBİME kurban olacak bir koyun olmayı seçtim. Me, mee, meee... Lütfen sözümü kes-meee. Hani bir köprü var. Öte dünyada geçeceğimiz. Anladım ki biz o köprüyü aslında yaşarken geçiyoruz. Para, makam, güç, aşka dalıp yoldan çıkanlar olacak. Birde nefsini karartıp yolda olanlar olacak. Selam olsun nefsini karanlıkta, huzurda saf tutanlara...

16 Aralık 2025 Salı

Yeni Yıl

 Dükkanların, kafelerin vitrinlerinde yeni yıl ışıkları yanıyor. İnsanlar kendilerine hiçbir zaman çıkmayacak ikramiye için piyango bileti alıyor. Karanlık odada titreyen bir mumun alevi misali yüreklerde tatlı bir kıpırtı tatlı bir heyecan. 2025 bastonuna dayanmış ihtiyar adımlarla kapının eşiğine gelmiş nefes nefese sahneyi terk etmeye hazırlanıyor. Yeni yıl geliyor. Ben olsam hiç gelmem yerli yerinde dururdum. Çünkü bu insanlara yaranılmaz. Bugüne kadar kaç tane yeni yıl gelirse gelsin, insanlar eskittiklerinin arkasından hep kötü konuştular. " Eski yıl git bi daha gelme! Bu uğursuz bir yıldı... Bu seneyi unutmak istiyorum " gibi şeyler. Yıllar bu insanlardan hep vefasızlık gördü. Buna rağmen her seferinde yenisini yolladı. 2026 bizim olgunluk, vefa gibi konularda yıllardan ders aldığı bir sene olsun. Yeni yılınız şimdiden kutlu olsun.

14 Aralık 2025 Pazar

Dil

 Dil diyip geçmemek lazım. Bir insanın dünyası dilinin ufku kadardır. Hayat akan bir suysa, kelime dediğimiz şey o suya daldırılan bir bardaktır. Dil ile hayatı tanımlarız. Tanımsız kalan bir hayat noksandır. Kelimelerin gücü buradan gelir. Kelimelerle o sudan içebiliriz. Okumak bu yüzden önemli. Kitap okuyan bir toplumlumun iletişim kanalları açıktır. Sağlıklı iletişim bireylere huzur getirir. Çok kelime bilen insanların empatisi gelişmiştir. Bu tartışmaları ve kavgaları engeller. Ben de ülkemizde kitap okunmasına kafayı taktım. 2013 yılından beri yaşama sanatına ilişkin yazılarımla huzurlarınızdayım. Neden " Yaşama sanatı? " Yarası olmayan şifacı olamazmış. Yazdım iyileştim, yaşama sanatına ilişkin yazılarımla yolumun kesiştiği insanlara da iyi gelmeyi amaçlıyorum. Geçtiğimiz 12 yılda blogumda yazdığım yaşama sanatına ilişkin yazılarımı derleyip toplu hale getirdiğim bir kitabım var. Adı: Bir Lanu'nun Güncesi. Geçen ay piyasaya çıktı. Elektronik kitap ( PDF ) formatında. Tabletinizden, telefonunuzdan yada bilgisayırınızdan okuyabilirsiniz. Korkmayın fiyatını uygun tuttum. Bir çay parası kadar. Maksat bilgimizi, fikrimizi, hayal gücümüzü paylaşmak değil mi? Kitabıma instagram profilimdeki linke tıklayarak bir kaç dakikada ulaşabilirsiniz. Şimdiden iyi okumalar. Sevgiler...

13 Aralık 2025 Cumartesi

Kestaneler

 Soğuk bir Aralık akşamı. Sokaklar yazın coşkusunu ve insanları arıyor. Ağaçlar çıplak, yerler ıslak kalmış. Kentin ortasından akan ve Marmara'ya kavuşan derenin üzerindeki köprüde " Sıcak, sıcak kestane kebap " diyen amcanın çatallı sesi yankılanıyor. Ondan kestane alıyorum. Ondan son kestane aldığımda bir şiir yazmıştım. Belki bu sefer yazı yazarım, diyorum. Ellerim kestanelerin sıcaklığıyla bir an soğuk bir Aralık akşamında olduğunu unutuveriyor. Keşke kalbimi de ısıtmak bu kadar kolay olsa, diyorum. Gözüme köprünün köşesindeki postane ilişiyor. O an aklıma o geliyor. O kadına söyleyeceğim: Yalova'ya gelince postaneye gel, evim çok yakın ben seni oradan alırım, cümlesinin provasını kim bilir aklımda kaç kez yaptım. Ama aramadı. Hiç aramadı... Bazen o kadını yoksa ben mi yarattım, diyorum. Yada o beni yarattı. Belki de ikimiz birbirimizi biraz yarattık... Dere kenarındaki kafelerden birine giriyorum. İçeride bir masada tavla partisi yapan Araplar. Pulların ve zarların çarpma sesleri yankılanıyor. Bir masaya oturuyorum ve büyük kupada çayım geliyor. Kestanelerin kabuklarını soyup ağzıma atıyorum ve çayımı yudumluyorum. Kafenin dört duvarı, çay ve kestanelerle ısınıyorum. Keşke kalbimi de ısıtmak bu kadar kolay olsa, diyorum...


11 Aralık 2025 Perşembe

Gemiler

 Aşk gençken mi yaşanır? Yol gençken mi koşulur? Mutluluk gençken mi yaşanır? Peki insan ne zaman gençtir? Kalbi hiç kırılmamış, zaman içinden hiç geçmemişken, deneyimlerini ilk kez yaşarken mi? Yoksa yaşı ne olursa olsun, hayatın önüne getirdiği her yaşa okunacak, tadına varılacak, "Yazarın" onun için yazdığı her cümleyi kutlayıp yaşayacak kendisine hediye edilen yeni bir kitap gözüyle bakanlar mı gerçekten gençtir? Aslında soruyu yanlış sorduk. Gençlik nedir, demeliydik. Gençlik sevmektir. Gençlik yolu koşmaktır. Gençlik mutlu olmaktır. Gençlik insanın yaşıyla ilgili bir kavram değil, insanın içinde bulunduğu " hal " ile ilgili bir kavramdır. Uzak yol gemileri gibiyiz. Uğradığımız limanlar oluyor, boğuştuğumuz dalgalar oluyor. O limanlarda içimizde hangi yolcuları taşıyacağımıza iyi karar vermeliyiz. O yolcular bizim duygularımız. Umudu, hayalleri, sevgiyi, neşeyi, mutluluğu, şükrü taşırsak hayat gemimizin atmosferi de hoş olur. Gittiğimiz yol da hoş olur. Gençlere ve her daim genç kalanlara selam olsun. 


10 Aralık 2025 Çarşamba

Zihin Obezliği

 Fazla kilolar ve şişmanlık sağlığa zararlıdır. Formumuzu korumak için beslenmemize ve egzersizlere dikkat ediyoruz. Peki kafadaki şişmanlık için birşeyler yapıyor muyuz? Aklımızda da tıpkı bedenimizde olduğu gibi fazla kilolardan obezleşebiliyor. Aşırı düşünmekten bahsediyorum. Düşünmek güzeldir karar almadan önce. Bu düşünce arabanın farları gibidir gideceğimiz yolun karanlıkta kalan virajlarını aydınlatır. Lakin geçmiş pişmanlıkların ve gelecek kaygısınının oluşturdukları düşünceler akla ağırlık yapar. Aklı yorar. Tıpkı fazla kiloların bedene yük olması gibi, pişmanlık ve kaygılar aklın fazla kilolarıdır. Bu fazlalıkları aklımızda boş yere taşıyıp zihnimizi yormamalıyız. Geçmişi ve geleceği değiştiremeyeceğimizi kabul edip "şimdiye" odaklanmalıyız. Aklımızı geçmişten gelen pişmanlık ordusunun attığı bombalar ve gelecekten gelen kaygı ordularının sıktığı mermiler neticesinde harap olmuş bir savaş meydanına çevirmekten vaz geçelim. Aklımız hayattaki en önemli varlığımız. Ben bi dönem kaybettim oradan biliyorum. Aklımızın savaşa değil barışa ihtiyacı var. Bu yüzden geçmişle barışmalı, geleceği ise kadere emanet etmeliyiz. Sadece ana odaklanacağımız aktivitelerimiz olmalı şu hayatta. Antrenman ve sanatsal etkinlikler gibi. Mesela koşarken veya roman yazarken zihniniz sadece o aktiviteyle meşgul oluyor ve geçmiş-gelecek gökselinden gelen düşünce yağmurlarına bir şemsiye açmış oluyorsunuz. Herkese tavsiye ederim.

9 Aralık 2025 Salı

Günaydınlar

 Sabahın ıssızlığında kahvemden ıssız yudumlar alıyorum. Kahvemin koyuluğu karanlık sabahın koyuluğuna eşlik ediyor. Sessizliği dallarda ötüşen kuşlar bozuyor. Benimde sessizliğimin son bulması yakın. Çocuk parkındaki öksüz salıncaklara, hüzünlü kaydıraklara bakıyorum. Kahvemden bir yudum alıyorum ağzımda buruk bir tat. Tıpkı hayatın buruk tadı gibi. Tıpkı yarım kalan hikayenin adı gibi. Tıpkı kör ozanın sazı gibi. İçimde buruk buruk çalan nameler. Dilimin ucuna kadar gelip de o güzele bir türlü söyleyemediğim sözler. Arsızca bozduğum yeminler. Üzerimdeki gözler. Sabah ayazı soğuk soğuk bakıyor. Yeni bir gün başlıyor. Günaydın dostlar günaydın. Metroda, otobüste, vapurda işine, okuluna giden dostlar. Hepinize yeni günde kolaylıklar...

8 Aralık 2025 Pazartesi

İsyankar Ağaç

 Rüyamda yine bir sınav ve sınavı unutup çalışmadığımı görüyorum. Hayatımdaki sınavlar beni çok mu korkutmuş sık sık bunu görüyorum. Yoksa Tanrı'nın bendeki bazı şeylerden memnun olmadığının bir işareti mi? Yada geçmişteki hatalarımın telafi edilmesini mi anlatıyor bilemiyorum. Ya telafisi mümkün olmayan bir hatam varsa? Evimin orada, dere kenarında bir ağaç var. Çıplak kalmış dallarında düştü düşecek bir kaç kurumuş sarı yaprak, diğer yarısında ise kışa isyan eden yeşilliğini korumuş sararmayı ve dallardan düşmeyi reddeden asi yeşil yapraklar. Bu tuhaf ağacın yarısı doğaya karşı isyanda. Acaba farkında olmadan ben de mi isyan ediyorum? Çalışmadığım sınavlar korkutucu ama eğer varsa farkında olmadığım isyanlar daha korkutucu... Sabah gece yağmurlarının ıslattığı yollarda sulara bata çıka koşmuşum. Ardından kahvaltımı ediyorum. Zeytin, peynir, bir kaç dilim taze ekmek. Hepsi de lezzetli geliyor. Şükredip kafeden ayrılıyorum. Köprüden karşıya geçip dere boyunca yürüyorum. Bir banka oturup iki sigara tüttürüyorum. Derede yüzen martıları izliyorum. Bugün öğleyi camide kılayım, diyorum. Cami kalabalık. Ezan öncesi vaaz veren hoca: insanların cehenneme götürülürkenki feryadını duysanız dehşete düşüp bayılırdınız, diyor. Cemaatle beraber namazımı kılıyorum. İçim huzurla doluyor. 2022 nin Aralık ayında başladığım beş vakit namazı tam üç yıldır kesintisiz kılıyorum çok şükür. Halbuki kılmaya 2005 de 22 yaşındayken başlamış, defalarca yeniden başlayıp bırakmıştım. Demek ki hammışım... Anlıyorum ki iman da insanın içinde olgunlaşması gereken bir şeymiş... Eve gelip kendime bir kahve koyuyorum ve sizlere bu yazıyı yazıyorum.

Aşk din,

Mutluluk ibadet,

Sevgi ise Tanrı'dır.

Tanrı'yı unutmayın. Çünkü o sizi hiç unutmuyor...


7 Aralık 2025 Pazar

Delilik

 Delilik gerçeklikten kopmaktır diye tanımlanır. Peki biz dünyalılar gerçeğin ne olduğunu unutmuş olabilir miyiz? Vicdan gerçeği konuşmaz mı? Ya yaşadığımız onca savaşa, acılara artık kayıtsız kalışımız vicdanımızın error verdiği anlamına gelmiyor mu? Savaş derken sadece askerler arasında toprak ve petrol için yapılan savaşı kastetmiyorum. Birde para için yapılan esnafından, holdingine yapılan ticari savaşlar var. Ha birde güce tapıp koltuk için her yol mübah diyen siyasilerin savaşı var. Cephede kan dökmek ne kadar kötüyse, para ve koltuk için insanları aldatmak ve hile yapmak o kadar kötü. Sonuçta ikisinde de vicdan susturuluyor. Vicdanı artık çalışmayan insanlar da bence delidir. Çünkü hakikat: iyi, cömert, adaletli, doğru olmaktır. Vicdansızlık da gerçeklikten kopuştur. Vicdanını yitirmiş bir dünyada kitlesel halde bir delilik yaşıyoruz ama farkında değiliz. Derin bir uykudayız. Acaba ne zaman uyanacağız?

6 Aralık 2025 Cumartesi

Kervan

 Hayat bazen bilgisayar oyunu gibi. Oyna, yenil, tekrar et modunda gidiyor. Oynadıkça karşımızdaki yapay zekayı çözüyoruz ve onu yenmek için stratejiler geliştiriyoruz. Hayatta da böyle oluyor. Bilgisayar oyunundaki gibi ölümsüzlük hilesi olsa ve hayatta her oyunu ilk seferinde kazansak olayın zevki kaçardı. Bazı oyunlar kaybedilmeli. Bu kayıplarımız oyunda bize belki ekstra can vermiyor ama  "deneyim" katıyor. Bazen bir kayıptan kazanılan deneyim gelecekteki onlarca meydan okumanın kazanılmasını sağlıyor. Şunu iyi bilmeliyiz: harekete geçmek için tam anlamıyla hazır olmayı beklememeliyiz. Atalarımız: kervan yolda düzülür diye, boşuna dememiş. Varılacak bazı şehirler vardır ki oraya zenginler değil, oraya varmak için oranın yolunda ter döküp "zenginleşenler" gidebilir. Oynamaktan, yenilmekten, tekrar etmekten ve yola çıkmaktan hiç bir zaman korkmayalım.

5 Aralık 2025 Cuma

Ayın Işığı

 Sabah bir türlü olmak bilmiyor. Kışın soğukluğuna güneş isyan ediyor ve ufuktan bir türlü doğmak bilmiyor. Sabahlar karanlık, okula ve işe giden insanların yolculukları karanlık. Dünyadaki onca savaşa, dökülen kana, kendini Tanrı sanan ahlaksız " lider" lerin adaletsiz yönetimleri altında ezilen mazlum insanların güneşi doğuyor mu, asıl bunu merak ediyorum. Yoksa bizim güneşimizin isyanı kışın soğukluğuna değil de vicdanını yitirmiş mazlumların çığlıklarını duymayan nasırlaşmış kalplerin soğukluğuna mı? Bu nasır çok tehlikeli bir şey özellikle kalpte olanları. Nasırlı kalbe sahip olan kişi vicdanım sızlıyor der, lakin sızlayan kibrinin karabulutlarından ötürü ışıksız kalan ve içinde artık empati, sevgi, cömertlik, adalet duygularının yaşamadığı buz gibi soğuk kalplerini kaplamış nasırlarının acısıdır. Bu kişiler nasır acısını vicdanımın sızısı diyerek kendilerini kandırırlar. İşte böyle karanlık bir sabahta Yalova sahiline çıktım. Her yer karanlık ve sessiz. Biraz yürüdükten sonra kumsalı selamlayan ağaç silüetlerinin arasında tepsi gibi parlayan muhteşem bir ay gördüm. Ayın karanlıktan ötürü lacivert marmara denizine vuran beyaz ışığı denizin kıpırtısında dağılıp dağılıp yeniden toparlanıyordu. Bu büyülü manzarayı görünce bizimde " toparlanmaya " ihtiyacımız var dedim. Hayatlarımızda ki kıpırtı yada sarsıntı ne kadar çok olursa olsun tepemizde bize çok uzaklardan ayın gönderdiği ışığı hayata yansıtabilmemiz için. O ışık erdemleri temsil ediyor. İyiyi temsil ediyor. Tıpkı şafak vaktinde lacivert denizin üzerinde ayın ışığının dağılıp dağılıp yeniden toplanması gibi bizde pes etmeden ezelde ruhumuza Tanrı tarafından kodlanmış iyiliği, şeytan ve onun insan yoldaşlarına karşı verdiğimiz savaşta yansıtmalıyız. Çünkü karanlığın en çok korktuğu şey saf kalplerin yansıttığı ışıktır.

3 Aralık 2025 Çarşamba

Döndüm

 İçimde sevinç çığlıkları, vapurun yanında uçan ve bir kaç yolcunun attığı ekmekleri kapan martıların attığı sevinç çığlıkları gibi. Geri dönüyorum bu sefer daha güçlü. Dönmek için gitmek gerekirdi. Gittiğim yerin tecrübesiyle bu sefer... Keşke hiç gitmeseydin hep bizimle kalsaydın diyorsun. Kelebek olmak için o kozanın karanlığına girmem gerekiyordu. O karanlıkta aklımdaki en çılgın fikirlerle yüzleştim. Deliliğin sınırlarını defalarca ihlal ettim. Beynim bekaretini kaybedince başka bir dünyanın da olduğunu idrak ettim. Dilini, kültürünü, örfünü adetini bilmediğim bir masal ülkesininde Sting Abinin şarkısında söylediği gibi " I am an alien, i am legal alien i am an English man in New York " oldum. Her gün kendimle kavga ettim. İkiye bölünmüş aklımın karanlık tarafı Sauron'un orkları gibi  Gondor kalesini ölümüne müdafa eden küçülüp azıcık kalmış aklımın iyi tarafına acımasızca saldırıyordu. Bu savaş esnasında başta sağlığım olmak üzere pek çok şey kaybettim. Ama sonunda kazandım. Karanlık tarafı yenince kozanın karanlığını nasıl aşacağımı da öğrendim. Artık özgürüm. Kendimle  ve hayatla barış içindeyim. Bazen bu savaşa gerek var mıydı, Onur diye kendi kendime soruyorum. Masalsı hayatı anlaman için vardı, cevabını veriyorum. Masalı anlamak bize gerçeğin değerini öğretiyor. Sonuçta tekamül, barış ve özgürlük savaş olmadan kazanılmıyor. Savaş barışın antrenmanı değil mi? Geri döndüm. Yeni gelmedik, geri geldik dostlar.

2 Aralık 2025 Salı

Yol ve Yer

 Yerimizi korumayı çok istiyoruz. Yerden kastım bu sosyal statü de olabilir, işimizde ki kariyer de olabilir, paranın hayatta bizi konumlandırdığı yer olabilir veya ilişkimizde partnerimizin gözündeki yerimiz olabilir. Hayattaki yerimizi yaşamak yerine onu korumak için sürekli diken üstünde hayatlar yaşıyoruz. Geldiğimiz o yeri çin seddi gibi yüksek duvarlarla çevrelemişiz ve giriş-çıkış yollarını kesmişiz. Yeniliğe kapalı hayatlar yaşıyoruz ve bir süre sonra bu bizde ruh tembelliği yapıyor. Şunu anlamamız gerekiyor. Yer dediğimiz şey korunucak bir şey değil, yaşanacak bir şeydir. Taş yerinde ağırdır diye bir söz var. Ama sen taş değilsin.  Önünde keşfedilecek bir hayat var. Biz yerde olmak için değil yolda olmak için doğduk. Bulunduğumuz yere taparcasına yaşarken yolun güzelliğini unuttuk. Yol harekettir, yer ise durağandır. Yol yerden daha güzeldir. Yol iki yer arasındaki şey değildir. Yer iki yol arasındaki şeydir. Yerimize istediğimiz zaman geliş ve gidiş yolları bıraktığımız gün gerçekten özgür olacağız.

1 Aralık 2025 Pazartesi

Sihirli Meyva

 Bu sabah uyandığımda sağnak yağmur yağıyordu. Hava karanlıktı. Zaten ben hep karanlıkta uyanırım. Kahve ve müzik eşliğinde afyonum patladıktan sonra eşofmanımı, spor ayakkabılarımı giyip üzerime bir yağmurluk geçirdim. Attım kendimi sahile. Şakır şakır yağmurun altında koşmaya başladım. Yoldaki su birikintilerine bata çıka sırıl sıklam ola ola koştum. Yanından geçtiğim kafede oturan bir adam bana " Bu manyak bu havada ne yapıyor? " dercesine baktı. Bazen bir şeye başlamak için içinizdeki arzunun dalındaki meyva gibi olgunlaşması gerekiyor. O meyva yiyince sizi bir kahramana dönüştüren masallardaki sihirli bir meyva gibi. Dal yüksek olduğu için öyle kolayca uzanıp alamıyorsunuz. O sihirli meyvanın bulunduğu büyülü ağaç sizin kalbinize bakıyor ve onu hak edip etmediğinizi değerlendiriyor. İçinizde azim, kararlılık, tutku varsa sihirli meyva dalından kucağınıza düşüyor. Sihirli meyvayı yedikten sonra gerisi kolay. İşte geçtiğimiz eylül ayında pek çok defa vaz geçiş, başarısız teşebbüsler ve içindeki " Ne gerek varcılarla" kavgalarımdan sonra o sihirli meyvayı yedim. Ve bu sabah ki sağnak yağmur, ıslanmak ve kötü hava koşulları beni durduramadı. Hatta koşu mesafemi bugün 500 metre daha arttırdım. Koşuyu ne kadar da özlemişim. Eskiden dünyanın çeşitli ülkelerinde 42 kilometre maraton koşan ben şimdi sıfırdan başladım. Ama bence bu dönemim en güzel zamanlar. Çünkü performansımın üzerine koyduğum küçük artışlar bile bana mutluluk sebebi oluyor. Emek vermenin, sınırlarımı zorlamanın ve küçük başarıların büyük mutluluğunu yaşıyorum. Bekle beni 2026! Allahın izniyle yeni yılda tekrardan yarışlara dönüyorum!!