Sabah bir türlü olmak bilmiyor. Kışın soğukluğuna güneş isyan ediyor ve ufuktan bir türlü doğmak bilmiyor. Sabahlar karanlık, okula ve işe giden insanların yolculukları karanlık. Dünyadaki onca savaşa, dökülen kana, kendini Tanrı sanan ahlaksız " lider" lerin adaletsiz yönetimleri altında ezilen mazlum insanların güneşi doğuyor mu, asıl bunu merak ediyorum. Yoksa bizim güneşimizin isyanı kışın soğukluğuna değil de vicdanını yitirmiş mazlumların çığlıklarını duymayan nasırlaşmış kalplerin soğukluğuna mı? Bu nasır çok tehlikeli bir şey özellikle kalpte olanları. Nasırlı kalbe sahip olan kişi vicdanım sızlıyor der, lakin sızlayan kibrinin karabulutlarından ötürü ışıksız kalan ve içinde artık empati, sevgi, cömertlik, adalet duygularının yaşamadığı buz gibi soğuk kalplerini kaplamış nasırlarının acısıdır. Bu kişiler nasır acısını vicdanımın sızısı diyerek kendilerini kandırırlar. İşte böyle karanlık bir sabahta Yalova sahiline çıktım. Her yer karanlık ve sessiz. Biraz yürüdükten sonra kumsalı selamlayan ağaç silüetlerinin arasında tepsi gibi parlayan muhteşem bir ay gördüm. Ayın karanlıktan ötürü lacivert marmara denizine vuran beyaz ışığı denizin kıpırtısında dağılıp dağılıp yeniden toparlanıyordu. Bu büyülü manzarayı görünce bizimde " toparlanmaya " ihtiyacımız var dedim. Hayatlarımızda ki kıpırtı yada sarsıntı ne kadar çok olursa olsun tepemizde bize çok uzaklardan ayın gönderdiği ışığı hayata yansıtabilmemiz için. O ışık erdemleri temsil ediyor. İyiyi temsil ediyor. Tıpkı şafak vaktinde lacivert denizin üzerinde ayın ışığının dağılıp dağılıp yeniden toplanması gibi bizde pes etmeden ezelde ruhumuza Tanrı tarafından kodlanmış iyiliği, şeytan ve onun insan yoldaşlarına karşı verdiğimiz savaşta yansıtmalıyız. Çünkü karanlığın en çok korktuğu şey saf kalplerin yansıttığı ışıktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder