1 Eylül 2025 Pazartesi

Nil'in kıyısındaki hüzün

 On iki yıl önce Mısır'da Luksor'dayım. Gündüz çöl sıcağında hayatımın ilk 42 kilometre maratonunu koşmayı başarmışım. Nil nehrinin yanında otelin açıkhava restoranındayım. Güneş Nil nehrininin ardına tatlı tatlı batarken havayı muhteşem bir kızıllığa boyuyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen diğer maratoncularla birlikteyiz. Akşam yemeği yiyoruz. Adımız anons edildiğinde masadan kalkıp kürsüden hatıra madalyamızı alıyoruz. Benimde adım anons ediliyor ve madalyamı alıp masaya oturuyorum. Bir madalyaya bakıyorum bir Nil nehrine bakıyorum. Hayatımın en büyük sportif başarısını kazanmışım, dünyanın en güzel ülkelerinden birindeyim, harika bir ortam, harika bir manzaradayım ama mutlu değilim. Bir kaç ay önce otuzuma girmişim ama kendimi öyle kötü hissediyorum ki gözlerimde biriken yaşların akmaması için kendimi zor tutuyorum. Bu durum masada oturan yabancı bir turistin dikkatini çekiyor. Bana " Mutlu olman gerekmiyor mu? Bugün bir maraton koştun, harika bir ortamda bunu kutluyoruz. Neden üzgün görünüyorsun? " diyor. Hemen yüzüme bir gülen adam maskesi takıp " Evet haklısınız " diyip geçiştiriyorum ama acım devam ediyor. Mutsuzluğumun sebebi bir kaç ay önce 4 yıl aşk yaşadığım sevgilimden ayrılmış olmam. Onu unutmak, bu ayrılığı atlatmak kolay olmamıştı. O akşam Luksor'da Nil nehrinin yanında "onu" özlemiş zaferi onunla paylaşmak istemiştim. En büyük zaferler bile paylaşacak bir sevgiliniz olmayınca noksan kalıyor. Sonra yıllar geçti, durumu atlattım. Kırkımdan sonra şimdi öyle bir noktaya geldim ki artık kendi kendime bi başıma yetebiliyorum. Ama olması gereken bu mu emin değilim. Herşeye rağmen hayatı; neşeyi, hüznü paylaştığım bir sevgilinin olması güzel. Bunu herkese tavsiye ederim. Ama bir ayrılık olacaksa da bir şekilde atlatıyorsunuz. Adapte oluyorsunuz. Gençken aşırı duygusal olup olaylara aşırı tepki veriyorsunuz. Ama sonunda su akıp yolunu buluyor. Bugünkü yazıda hayatımdan bir hatıra olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder