Hayatta yolculuğunda yalnız attığımız adımların peşine " büyüyünce " başkaları takılıyor. Bu kişiler bize benziyor ama tam olarak da biz değil. Lunaparktaki sihirli aynalardaki şişman, ince, uzun, kısa yansımalarımız gibi. Onlara o kadar çok alışıyoruz ki bir süre sonra aralarına karışıyoruz. Hatta bilgisayar oyununda ki avatarlarımız gibi bazen özümüzü unutup o yansımaların içine girip o kişi oluyoruz. İşimiz bitince tekrar orjinal halimize geçiyoruz. Büyüdükten sonra peşimize takılan bu arkadaşlarla sürekli bir paslaşma içindeyiz. Yalnız bu yansımaların içinde gezindikçe onlardan bir parçayı da alıp kendimize taşıyoruz. Yıllar geçtikçe bambaşka bir ruha bürünüyoruz. Hayata internete bağlı bir bilgisayar gibiyiz. Oradan sadece faydalı verileri değil özümüze yabancı bizi başkalaştıran parazitleri de alıyoruz. Bir müddet sonra uzun süredir peşimize takılmış ve çalışırken, sosyal hayatta, aile içinde her bir farklı rol için giriş-çıkış yaptığımız ve onlardan üzerimize sinen hallerle kendimize yabancılaşıyoruz. Paulo Coelho şöyle diyor: Belki de yolculuk herhangi bir şeye dönüşmekle ilgili değildir. Belki de sen olmayan her şeyden kurtulmak ve böylelikle aslında ilk başta olman gereken kişi olabilmekle ilgilidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder