Düşler ülkesinin hudutlarında, umutsuzluk çölünden hemen önce taştan bir kale. Düşmanın karanlığı egemen kılmak için yaptığı vesvese akınlarını durduruyor. Yıllardan beri bu taştan kalede nöbetteyim. Süngümü değil ama kalemimi kuşandım ve hergün hayallerime mektuplar yazıyorum. Ne zaman terhis olacağımı bilmiyorum. Belki umutsuzluk çölüne yağmur yağınca, belki hayallerim gerçek olunca, belki son nefesimi verince... Kalenin bostanında ki korkuluğa sarılıyorum şevkate ihtiyaç duyunca. Kalenin burcuna çıkıp rüzgara yüzümü, saçlarımı okşatıyorum sevilmek isteyince. Bu kaleye ancak hayaletler girebilirmiş. Hayal etler. Hayal edenler. Çünkü hayalet olmak, hayal etmek gerekirmiş birgün ıssız kaleye uğrama ihtimali olan hayallerine dokunabilmen, konuşabilmen için. Bende yıllar önce bir kumar oynadım. Bir ihtimalin peşine düştüm ve dünyayı terk ettim. Ölmeden önce öldüm, bir hayalet oldum ve düşler ülkesinin hudutlarındaki bu taştan kaleye geldim. Nöbetteyim. Hayallerimin gerçek olmasını beklemekteyim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder