Yağmur şıpırdıyor sabah kahvemi içtiğim aile çay bahçesindeki tentenin üzerine. Çimlerin üzerinde beyaz papatyalar denizi selamlıyor sessizce. Bende seni selamlıyorum, günaydın. Derken durgun deniz yaramazlaşıyor, kumsala vurduğu dalgaların sesiyle yağmura karşılık veriyor. Bir kedi ürkmüş şekilde yanımdaki boş sandalyeye sığınıyor. Yakınımızdan geçen köpekten korkmuş. Köpek kediyi görüyor, ona yaklaşıyor. Hoşt diyip kaçırıyorum köpeği. Kedinin her zaman yanında olamayacağımı biliyorum ama senin her zaman yanında olacağım. Bi kaç yudum kahve, bi kaç fırt sigara... Oh be dünya varmış, aramızda ki mesafenin buruk tadı dudaklarımda. Denizin üzerine inmiş ince bir sis. Marmara'nın ortasında adalar belli belirsiz. İstanbul'u hayal ediyorum. Çocukken maçkadaki doktora her gittiğimizde yemek yediğimiz restoranda annem "Büyüyünce sevgilini buraya getirirsin " demişti.Belki birgün oraya birlikte gideriz. Daha sonra Nişantaşındaki oyuncakcıdan bana oyuncak alırdı. Annem MR sonuçlarını yorumlayacak ve ameliyat sonrası beynimde kötü bir oluşumun nüksedip etmediğini açıklayacak doktorun vereceği haberi kabir azapları çekerek beklerken benim tek derdim Nişantaşında ki oyuncakcıdan alacağım yeni oyuncak olurdu. Artık oyuncaklarla oynamıyorum ama belki bana bir şiir okursun. Kahretsin daldaki karganın çirkin gaklaması böldü bu güzelim metini. Gak, gak, gaaak.... Demin köpekten korkan kedi şimdi ağacın tepesinde. Çirkin karganın peşinde. Salak kedi daldan düşecek. Beni çok yükseklere çıkardın. Kafiyeli mısraların peşinde bari ben damdan düşmesem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder