Galatasaray için şu yaşıma kadar ettiğim duaları kendim için etseydim şimdi yarı belime gelen çocuklarım ve harika bir karım olurdu ama tek tabanca devam ediyorum hayata. Şu sıralar benden mutlusu yok, Galatasarayım ligde 7 puan farkla zirvede ve avrupa kupasında çeyrek finalin eşiğinde. Bense ne yapıp edip hafta sonunu hüzünle bitirecek bir şeyler buldum. Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesini yıllar önce okumuştum. Şimdi dijitalde dizisini izliyorum. Sondan bir önceki bölümde Kemal 8 yıllık çileli bekleyişin ardından Füsun'una kavuşma yoluna giriyor. İkili Nişantaşında bir kafede düğün öncesi avrupaya yapacakları seyahati konuşurken arka planda tango müziği çalıyor. Bu müzik 1994 yılında çocukluğumda annem ve abimle İstanbul'da bir sinemada seyrettiğim True Lies filminin son sahnesinde Arnold Swarzenneger ve Jimy Lee Curtis'in dans ederken çalan aynı tango müziği... Bu sekans beni çocukluğuma götürüyor. Annemi özlüyoyum, çocukluğumu özlüyorum ve göz yaşlarımı koyuveriyorum. Aslında ağlamam Masumiyet Müzesinde Kemal ve Füsun'u bekleyen acıklı sona. Kemal'le nişanlanan ve Paris yolunda olan Füsun Bulgaristan'da ki otelde geceyi birlikte geçirdikleri sabahında huysuzlanıyor. Hayalini kurduğu yeşil çam yıldızı olmasının Kemal ve eski kocası tarafından engellendiğini düşünüyor. Şeytanına yeniliyor. "Güneşi asla göremeyeceğini düşünüyor, oysa ki güneş aslında kendisi... Sadece kendi ufkundan doğması gerekiyor " o sinirle kullandığı arabanın gazını köklüyor ve olanlar oluyor. Ben bir daha kendimi koyuveriyorum ve ağlamaya başlıyorum...Kemal'in ve Füsun'un acıklı sonuna ve artık geçmişte kalan çocukluğuma ve anneme...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder