Akdenizli toplumların özelliği bu, aşırı duygusalız. Sevdik mi tam seviyoruz, nefret ettik mi lince kadar gidiyoruz. Ortamız yok. Hayat bizim için ya siyah ya beyaz. Oysa ki hayatın geçiş noktaları da önemlidir ve gidişat yönümüzü ancak o zamanlar da değiştirebiliriz. O kavşaklar gridir. Yani biz Akdenizli toplumların kitabında olmayan griler. Sevgi ve nefret harici " saygının " olduğu kavşaklar. Eskiyen evliliklerde ilişkinin yakıtı olan sevgi monotonlaşmaya kurban gidince yıkılmıyor mu? Aşkın ilk yıllarında olduğu gibi ömür boyu sürekli maksimum olarak yaşanması akla, mantığa, fizik ve bilim kanunlarına aykısı bir durum. İlişkilerde gri bölgelere geçiş yapamadığımız yani aşkın azaldığı dönemlerde ortaya saygı koyamadığımız için evlilikler, diyaloglar eskiyip yıpranıyor çarklar birbirine sürtüp dişliler kırılıyor. İş hayatı, sosyal hayat yada gönül ilişkileri: Bunlar tıpkı bir İsviçre saatinin içindeki dişlilerin döndürdüğü makinalar yada sistemler olarak düşünebiliriz. Arada o küçük dişlileri yağlamak gerekir. İşte gri olmak yani saygı bu sistemin yağlanmasıdır. Gri olmak faytonumuzu çeken atların arada nefes alması yani soluklanmasıdır. Saygı görmediğin bir ilişkide sürekli verici olman o kişiyi körü körüne sevmen bir süre sonra bünyede rahatsızlık yaratır. Şöyle ki: Çok gülen insanın bir süre sonra gözünden yaş gelir. Ağlayan bir insan bir süre sonra sinirden gülmeye başlar. Haddini aşan her duygu zıddına dönüşür.
Toplumsal çöküntü içindeyiz
YanıtlaSil