Yeni uyandığım zamanki uyku mahmurluğumu seviyorum. Kısa sürse de bu tıpkı düşüncelerle sınırlarımı ihlal etmemeleri için yapılmış bir ateşkes anlaşması gibi. Açık olan balkon kapısının önünde kedim Tospik sağnak yağmuru izliyor. Vakit geç olmuş bugün aile çay bahçesine gitmeye niyetim yok. Zaten bu yağmurda... Lakin niyetler ve hisler yakınınızdan gelen bir telefonla değişebiliyor. Arayan her sabahımı birlikte geçirdiğim Volkan Abim. " Onur gel " diyor. " Ama koşarak gel " diyor. Ben " Uçarak gelirim " diyorum. Atıyorum kendimi sokağa. Su birikintilerine basmamak için sek sek oynayarak geçiyorum ıslak sokaklardan. Tentenin altındaki kuru kalmayı başarmış masada yağmur Yalova sahilini işgal ederken muhabbete dalıyoruz. Bana hayatın buruk tadını hatırlatan içtiğim sade Türk kahvesi damağımda buruk bir tat bırakıyor. Hatırlatan şeyler güzeldir: Mesela size her gecenin bir sonu olduğunu hatırlatan bir şafak, mesela size hayatın bir mucize olduğunu hatırlatan bir evlat, mesela size kahkaha attıran bir şaka, mesela size tekrardan sevmeyi hatırlatan bir kadın yada bir adam. Telefonun bağlı olduğu masanın üzerindeki küçük hoparlörden çalan müzik, yağmur sesleriyle ve muhabbetimizle karışıyor. Yalova'da insanlar bazen beni yolda çeviriyorlar ve " o güzel yazıları nasıl yazıyorsun " diye soruyorlar. Hani yemek yapan bir kadına " Şu yaptığın yemeğin tarifini yaz " dediklerinde kadın kala kalır ve tarifi bir türlü yazamaz ya... Çünkü o kadın yemeği göz kararı yapıyordur. Ben de yazılarımı " Gönül kararı " yazıyorum. Onu yani tarifi ancak yazan bilir. Gönül kararı iyidir. Ezberlere ve başkasının tariflerine tutsak olmadan gönül kararı yaşamalı insan. Gönül kararı çalışmalı, gönül kararı konuşmalı, gönül kararı yürümeli, " gönül kararı sevmeli " insan. İşte o zaman yaşadığımız hayat sahici ve lezzetli olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder