Hakikati bulmak için kaç kıyamet yaşar insan? Belki de bulana kadar... O güne kadar doğru bildiklerinin yanlış çıkması mı sarsar insanı yoksa artık hiç bir " sırrının " kalmayışı mı? Mağaradan güneşe çıkmıştır artık. Hakikatin tek renkli gölgelerde değil, rengarenk bir hayatta olduğunu idrak etmiştir. Canı acımasına acır çünkü; yılların karanlığından sonra hakikatin ışığı gözlerini kamaştırıyordur. Mağaradaki uyuyanlara buranın dışında bir alem var demesi boşuna mıdır? Deli damgası yiyebilir. Dışlanabilir. Hakikati yitirmek daha önce başına işler açmasına rağmen O'nun için bile bile hakikatini yitirmeyi göze alır. Sonuçta bir kuşun hakikati yerler değil göklerdir. Bir yalanın içinde doğru gibi görünmektense, bir doğrunun içinde yalan derisinden tam olarak sıyrılamamış çaylak bir doğruluk olmayı yeğlerim. Hacca gitmek için yola koyulan o karınca gibi menzile hiç varamasa da en azından yola koyulmuş olmayı yeğlerim. Sonuçta niyete bakar Yaradan. Benim için bu kadar emek, bu kadar fedarkarlık niye? Belki de cevabın sadece "cömertlik" olduğunu anladığım gün kanatlanacağım ve sürüyle birlikte hicretimi yapacağım. Beden tüketir, ruh ise verir. Beden; yiyecek-içecek tüketir, insan tüketir, hayat tüketir... Ruh ise sever, sabreder, affeder, dua eder. Yıllar önce hüküm giydiği yalnızlığı kabullenmiş kör bir mahkumun elini tutup; güneşi, denizi, ağacı, ormanı, dağı, vadideki zambağı anlatan bir yüce gönüllünün, o tatlı sesiyle yaptığı tasvirlerden ötürü o mahkum görmeye başlamadı. O elini tuttuğun için hissetmeye başladı. Ey kör mahkum. Ey yüce gönüllü anlatıcı. Birbirinizin elini hiç bırakmayın...
Görsel: Sena Acar

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder