Gerçekten yaşıyor muyuz yoksa sadece alışkanlıkların içinde mi sürükleniyoruz? Yaşamak alışkanlık haline geldiği zaman canlılığını yitirmeye başlar. Hepimiz sentetik hayatların figüranı olmuşuz. Çalışıyoruz, sosyal medyada like layıp, like lanıyoruz, yiyiyoruz, içiyoruz, uyuyoruz sonra yine aynı şeyleri tekrarlıyoruz. Monoton ilişkiler dünyada ki en kutsal duygu olan AŞK'ı bile öldürebiliyor. Modern yaşam normları insanları " yaşayan ölülere " dönüştürdü. Hayat durarak yaşanacak bir şey değil. Atomlar, gezegenler ve yıldızlar bile sürekli yer değiştirirken insan da hareketli olmalı. Ama bize sürekli aynı şeyleri gösteren sahte bir hareketten bahsetmiyorum. Bize yeni bilgiler ve cevaplar sunacak doğru soruları sormaktan bahsediyorum. İnsan sormalı: Mutlu muyum, yürüdüğüm yol beni nereye götürecek, gerçekten yaşıyor muyum diye kendine sormalı. Arthur Shopenhauer " Arzunun doyumu can sıkıntısıdır, doymaması acıdır. İnsan bu sarkacın neresinde özgürdür?" diye sorar. Hayatın kendine has bir ahengi var. İnsan alışkanlıklarının içinde süreklenmekten kurtulup " gerçekten " yaşamaya başladığı gün bu ahengin farkına varıyor. Bu ahenk vasıtasıyla ( işaretlerle ) evren sizinle konuşmaya başlıyor. O zaman tüm hırslarınızdan, öfkenizden, korkularınızdan sıyrılıyorsunuz ve gerçekten oluyorsunuz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder