2 Haziran 2026 Salı

Okumak

 Eski kafalıyım ben. Web sayfasına giripde sepete bir kaç roman ekleyip sonra kredi kartıyla ödeme yapıp son aşamada kapımı çalan kargocudan kitapları teslim almak bana göre değil. Kitap dediğin kitapçıdan alınır tıpkı fırından sıcacık ramazan pidesi alır gibi. Koltuğunun altına kıstırıp eve yollanmalı. Hoşlandığım tek magazin türü edebiyat magazindir. Kim kiminle hangi gece kulübünün çıkışında yakalanmış, hangi şarkıcı güneyde sereserpe güneşlenmiş hiç umurumda bile olmaz. Ben edebiyat magazini severim. Muhsin Kızılkaya ve Gülenay Börekçi gibi edebiyat yazıları yazan muhteremlerin paylaşımlarını okur, bilgilenir ve kitap seçimlerimi yaparım. Ay başı geldi mi şehrimdeki kitapçıyı sanki Madrid'deki Prado müzesini ziyaret ediyormuş gibi ziyaret ederim. Kitaplara baktıkça " Acaba bir ömür " iyi yazarların iyi kitaplarını okumaya yeter mi?" diye kendime sorarım. Bu ay okuyacağım kitaplar 2023 Uluslararası Booker Ödüllü yazar Georgi Gospodinov'dan Bahçıvan ve Ölüm. Arka kapaktaki şu cümle beni çok sarstı: " Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi? " İkinci kitap Leyla Erbil'den Tuhaf bir Kadın. Kendisinin Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilen ilk kadın yazarımız olduğunu öğrendim. Üçüncü kitap Jack London'dan Martin Eden. Ve son olarak Yakup Kadri'den Ankara romanı. Geçen yaz kurtuluş savaşı dönemi Anadolu köylerinin vaziyetinin aktarıldığı Yaban'ı okumuştum, Ankara ise onun devamı. Eğer azıcık okumaya önem veren bir toplum olsaydık bugünün siyaseti ve siyası aktörleri bambaşka olurdu. Bambaşka bir ülke olurduk. Çünkü kurtluşumuza, genç cumhuriyete ve Atatürk ve arkadaşlarının Türkiye'de yarattığı mucizeleri Halide Edip'lerden, Yakup Kadriler'den okuyup layıkıyla anlar kadir kıymet değerini bilir ve bambaşka bir ülkede yaşardık. Maalesef cahil kesimin ve trol tayfasının medyada ve sanal alemde gürültü yapma gücü okuyan kesimden daha fazla. Ama umutsuz olmayacağız. Atamızın gençliğe hitabesinde dediği gibi: bugün gibi ahval ve şerayit içinde olabiliriz. Ama muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızda ki asil kanda mevcuttur. Onlarla aramızda ki en temel fark " cesaret " onlar çeyrek asırdır oturdukları koltukları kaybetmekten, çıkarlarını ve imtiyazlarını kaybetmekten ölesiye korkuyorlar. Biz ise korkmuyoruz sonunda dört duvar Silivri bile olsa...Sonuçta Allah'a bi can borcumuz var. Bizim tek korkumuz yarın ahirette şehit olarak, sakat kalarak bize bu vatanı armağan eden dedelerimizin " Türkiye'yi neden bunlara teslim ettiniz? Biz top mermisinden, süngüden, mermiden korkmadık da siz muhalif olursam 'işimiz yürümez' korkusuyla tek dişi kalmış canavardan mı korktunuz? " diye hesap sormasıdır sevgili okur. O yüzden sen de korkma sevgili okur. Çünkü istiklal marşımız bile KORKMA diye başlıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder