İnsan kendisini bulduğunda çoktan köprüden önceki son çıkışı geçmiş yolu yarılamış oluyor. Bence hayatta ki en önemli şey ne iş yaptığımız. Öyle ki; ailemize ayıracağımız vakit, kaç çocuk sahibi olacağımız yada olacak mıyız, hayatımızın kalitesi, sosyal yaşamımız, sağlığımız, psikolojimiz, huzurumuz yaptığımız işin izin verdiği ölçüde iyi yada kötü oluyor. Hayat yaşamımızdaki en bilge öğretmen. Karşımıza çıkardığı insanlarla, yaşattığı olumlu-olumsuz olaylarla, bazen darlık bazen varlıkla sürekli bizi tartıyor. Bu sürekli yoklamaya çekilme hali boşuna değil. Karşı kefeye sorunlar problemler konuyor ve ait olduğumuz kantarın öbür kefesine bizden bir şeyler konmamız bekleniyor. Sabır, şükür, cömertlik, merhamet, cesaret, adalet gibi erdemleri özümüzden çıkartıp kefeye koyuyoruz ve hayatı dengeliyoruz. Erdem deyip geçmeyin. Erdemler gözle görülmez ama onların kendine has bir " ağırlığı " vardır. Terazinin karşı kefesine konmuş hayatın en ağır problemlerini bile tekrardan dengeye getirebilecek bir ağırlıktır bu... Ha denge demişken şunu da beliteyim. Hayat bazen de terazinin karşı kefesini hafifletir bu durumda da dengeyi bulmak için hayatınızdan bazı şeyleri " çıkarmanızı " ister. Mutluluk gerektiğinde özünden ortaya erdemler koyabilecek ve gerektiğinde hayatından bir şeyleri çıkartıp feda edebilecek cesarete sahip olmaktır. İnsan iki kere doğar. İlki anne karnından çıktığı gün, ikincisi kendini bildiği gün. Carl Jung'un sözüyle bağlıyorum: " Dünya size kim olduğunuzu soracak. Eğer bilmiyorsanız, dünya size söyleyecek "
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder