25 Haziran 2026 Perşembe

Duran Adam

 Bir kafenin dere kenarına koyduğu masalardan birinde saatler ikindiden akşama doğru koşarken oturmayı seviyorum. Gücünü yitirmeye başlamış güneş daha bilge parıldıyor. Yakmıyor, terletmiyor, asabiyetten uzak daha olgun... Tıpkı gençliğini geride bırakmış, ortayaşlardan ihtiyarlığa yürüyen bir insan gibi. Kavuşmaları seviyorum. Belki de ondan her ikindi Yalova deresinin Marmaraya ( denizine ) kavuştuğu noktada Türk kahvemi yudumlayıp bu anı kutluyorum. Kahvenin ağzıma bıraktığı buruk tatla kavuşamadığım aşkların, hayallerin acısını çıkarıyorum. O acılarla yorgun ruhumu yamıyorum beni bilinmeze sürükleyen zamanın şarıl şarıl akan nehrinde su alıp da batmamak için...Şairin dediği gibi: "En yorulmuş nehir bile dinlenmez, denize ulaşmadan salimen." Ağaçlarda ki serçeler ne güzel ötüyor. Belki de dua ediyorlar. Bugün de bi lokma ekmek buldukları için. Özgürce bir ağaçtan diğerine uçabildikleri için. Saatime bakıyorum akşam olmuş. Tam üç saat; dere kenarında durmuşum kahve, su, telefonda çalan şarkılar eşliğinde. Ben hayatta galiba en çok durmayı sevmişim. En ümitsiz anda yüreğimin içinden gelen direniş ezgilerinin içinde durmayı. Ülkeyi haksızlık ve adaletsizlikle yöneten muhteşem muhteremlere karşı durmayı. Kibirden, egodan uzak durmayı. Beni seven bir kadının kalbinin içinde durmayı... En çok da kıbleye karşı dönüp Yaradanın huzurunda durmayı. Ben duran adam. Durmak diyip geçmeyin. Eğer insanlar " nerede duracağını " bilse vaad edilen cenneti ahirette aramamıza gerek kalmazdı. Yaşadığımız dünya cennet olurdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder