Durakta saatlerce otobüs bekleyen ve bu esnada yanındakilere hikayeler anlatan Forrest Gump gibi hayatım boyunca anlattıkça anlattım. Duraktaki kişiler değişti ama anlattıklarım değişmedi. Acaba o otobüs gelecek miydi? Bekledim bekledim... Derken biri akıl edip de nereye gitmek istediğimi sordu. Beni duyunca aradığım yerin durağın arka sokağında olduğunu söyledi. Dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu. İyi de neden bu kadar beklemem gerekti? Bazen varacağımız yeri gözümüzde çok büyütüyoruz. Belkide varacağımız yer çok uzaklarda çok çok uzaklarda yabancısı olacağımız karmaşık bir şehirde değil hemen arka sokağımızdadır. Geçmişin kederi, üzerimize üzerimize gelip bizi sıkıştaran hayatdan bazen kaçıp uzaklaşmak istiyoruz. Ancak nereye gidersek gidelim geldiğimiz yerin bulutlarını peşimizde sürüklediğimiz müddetçe o " güneşi " asla göremeyeceğimizin farkında değiliz. Aslında insan ancak bulunduğu yere kök saldığında çok uzaklara gitmiş olur. Yaş alınca bunu anladım. Her ne kadar ilk kadın başbakanımızın doksanlı yıllarda emriyle bir gecede il olsada halen " kasaba ruhu " taşıyan Atamızın kenti Yalova'da yaşamaktan mutluyum. Bende kasaba ruhlu bir insanım. Büyüklük, kalabalık, karmaşa beni her zaman ürkütmüştür. Ben hep sade oldum. Türk kahvemi sade içerim, yaz oldu mu dondurmayı sade yerim, sade giyinir, sade yaşarım. Kaostan kaçarım. Çünkü kaos Rus ruleti gibidir, kime patlayacağı belli olmaz. O yüzden dere kenarındaki evim, sabahları dostlarımla sohbet ettiğim sahildeki çay bahçesi, mavisine aşık olduğum hiç bıkmadan izlediğim deniz, okuduğum kitaplar ve yazdığım yazılar beni mutlu ediyor. Sadelik ne güzel şey ya..! Kaosu terk etmeli ve sade olmalı insan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder