Dün arkadaşımla yürürken şehir merkezinde kurulan pazara denk geldik. O çocuklarına bir kaç parça seçerken tezgahtaki tişörtler benim de dikkati mi çekti. Tanesi 100 er liradan 2 tane tişört aldım. Kıyafetlere ve modaya olan ilgim " kıçımı örtsün yeter " seviyesinde. Olsun varsın millet beni beğenmesin ben kendimi beğeniyorum ya o bana yeter. Ayakkabı dahil çoğu kıyafetim aynı beden giyindiğimiz yakın bir arkadaşımın kullanılmış kıyafetlerinin bana hediyesidir. Marka'nın değeri yoktur insanın karakteri marka olmadıktan sonra. Giyimden kuşama, aksesuardan gidilen mekana insanlar görevleri sürüyü gütmek olan çobanların (pardon sosyal medya fenomenlerinin) kavalının peşine takılmış marka yaşadıklarını zannederek güdülüyorlar. Nişantaşındaki bir dost meclisinde çantasının çakma olduğunun anlaşılmasından ölesiye utanan bir matmazel hayatının " çakma " olmasından zerre sıkıntı duymuyor. Konuyu : " Ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insanlar yok " sözüyle özetleyebiliriz. Pahalı döpiyeslere verilen binlerce liraya acımıyan sürüdekiler söz konusu bir fakire üç-beş lira sadaka vermek olunca Marvel'in Fantastic 4 daki Susan Storm karakterinin görünmezlik gücünü kullanması gibi anında ortadan kayboluyorlar. İnsanı elit yapan giyimi, kuşamı, aksesuarı değildir. Bir insan; doğruluğuyla, adaletiyle, merhametiyle, empati yapmasıyla yani erdemli bir hayat sürerek marka olur. Ölüm hak... Yarın oraya gittiğimizde "sen Cakko mu giyiniyon, Cukko mu giyiniyon" diye sormayacaklar. " Nasıl bir insandın? " diye soracaklar. Koyun bol olduktan sonra ülkede çoban da eksik olmaz. Siz siz olun güdülmeye meraklı olmayın. İlla marka olmak istiyorsanız karakterinizle marka olun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder