Ruhumda geçmişte yaşanmış bir savaş. Tüm şehrin bana düşman olduğu yıllar. Ne kadar zavallıymışım: sen kendine düşman olunca, herkesin sana düşman olduğunu sanırmışın. İçine düştüğün dipsiz kuyuda yapacağın tek şey karanlıkla kavga etmekmiş. İki büklüm zar zor sığdığın kuyunun duvarlarına ellerin parçalanıncaya dek yumruk atarmışın. Kızgınlığım hapis olduğum kuyuya değil, aslında beni bu karanlığa düşüren günahkar ellerimi kanatıp, paralayıp cezalandırmak istermişim. Kendimi affedince bu karanlıktan çıktım. Artık her günüm bayram. Her sabah mavi gövdeli dalgalarını sahile vuran denizle konuşuyorum. Meltemlerin zarif esintisiyle yaprakları hışırdayan asırlık çınarları dinliyorum. Karınlarını doyuran güvercinleri izliyorum. Denizler özgür. Ağaçlar özgür. Güvercinler özgür. BEN özgür. Herkesin herşeyin hür olmasını istiyorum. Buna kafamın içindeki fikirlerim de dahil. Türk kahvemi yudumlarken fikirlerime kafiye, anlam giydirip onları kafamdan hayatın içine uğurluyorum. Benden fırtına bekleyenler sukutu hayale uğrayacak. Çünkü benden alabilecekleri tek şey bir gökkuşağı olacak. Gökkuşağının renkleri gibi tebessüm edeceğim. Beni gülümsememden tanıyacaksınız. Onur şimdi mavi mavi gülüyor, Onur şimdi yeşil yeşil tebessüm ediyor, Onur şimdi kırmızı kırmızı kahkaha atıyor, diyeceksiniz. Hiç ağlamayacak mıyım? Dedim ya herkesin ve her şeyin hür olmasından yanayım.Buna gözyaşlarım da dahil... O yüzden gün gelecek göz yaşlarımda yanaklarımda özgürce koşacak. Ama bu daha çok sevinçten olacak. Sevmekten vazgeçmeyeceğim. Kendimi, hayatı belki bir kadını... Ama en çok Yaradanı. Hoş geldin Nisan, hoş geldin bahar, hoş geldin hayat. Yaşasın yaşamak!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder