10 Nisan 2026 Cuma

Bir delilik hikayesi

 S.O.S. o sabah erken uyandı. Çünkü randevusu vardı. Ketılda su ısıtıp 3 ü 1 arada kahvesini yaptı ve telefonundan Symphonika on the Rock grubundan Final Countdown coverını açtı. Bi yudum kahve, bi sigara, müzik sonra bi yudum kahve daha ikinci sigara yine müzik, bi yudum kahve, sigara müzik. Bi yudum kahve daha bi sigara daha ve müzik... S.O.S. böylece final countdowm müziğini 3 kez arka arkaya dinlemiş bu esnada sütlü köpüklü neskafesini 4 sigara eşliğinde bitirmişti. Günlük kıyafetlerini giyip sokağa çıktı. Kurşuni gökyüzünden çiseleyen yağmur sokakları ıslatıyordu. Mavi montunun kapişonunu giydi ve evinden 500 metre uzaklıktaki heykele yürüdü. Bir kaç dakika durakta bekledikten sonra minibüs geldi. Oturmaya yer yoktu. Otamatik kapının demirine tutunup ayakta gitmeye başladı. Aklına minibüscüye bir kaç kilometre yolculuk için verdiği 40 lira ücret takıldı. Eskiden Yenikapı'dan gemiden inip Atatürk Havalimanına kendisini götüren taksi ücreti 40 lira tutar, bir 50 lik verir üstünü bahşiş olarak bırakırdı. Şimdi Yeni Hastaneye gidiyordu. Şimdi pek çok şey " yeniydi" Yeni hava limanı, yeni hastane, yeni Türkiye... S.O.S. bu yenilere alışamamıştı. Belki de yeniye biraz gıcıktı. Mesela elbiseleri eskiydi. +10 yıllık ayakkabılar, arkadaşının hediye ettiği ikinci el fermuarı sökük kot pantolon, +10 yıllık bir kazak ve başka bir arkadaşının doğum gününde aldığı hediye mont. Mesela Yeni Türkiye'ye hiç alışamamıştı. Halkın 2 farklı siyasi kampa bölündüğü, kadınına: sürtük, çürük, yarım diyen Atatürk'e ayyaş diyen muhteşem muhteremin buyrukları ve işinin yürümesi için ona kulluk eden yandaş kalemşörlerin, bürokratların, vatandaşın "orasına" koyan müteahhitlerin kuyrukluk ettiği, muhalif siyasetçi ve gazetecilerin yargı sopasıyla sindirildiği ve mapusane ile terbiye edildiği demokrasisi komada, hoşgörüsü mezarda kalmış bir Yeni Türkiye... S.O.S. işte bu yüzden yeniyi ve yeniliği bi türlü sevememişti. Giyiminin kuşamının eskiliği belki de bu " Yeni " ye olan kişisel bir protestoydu. Minibüs yolculuğu tam 13 dakika sürdü. Araçtan indi ve Yeni Hastaneye girdi. Psikiyatri polikliniğine yürüdü. Poliklinik ana baba günüydü. Görevliye adını söyledi. Görevli gayet kibar bir şekilde " Sıranız gelince size sesleneceğiz " dedi. S.O.S. randevusuna biraz erken gitmişti. 9 yıl önce 2 hafta misafiri olduğu Bakırköy'den beri ilk defa bu kadar çok " delinin " arasındaydı. Polisin biri koluna girdiği bir suçluyu psikolojik muayene için doktorun yanına götürüyordu. Rahatsız bir genç kız başını hafifçe duvara vururken gelmeyen sırası için mütemadiyen küfürler ediyor ona refakat eden annesi üzgün gözlerle kızını izliyordu. Psikiyatri polikliniğinin dolup taşmasına şaşırmamıştı S.O.S. Çünkü bu ülkede normal kalmak anormal bir durum olurdu. Kendisi de vakti zamanında o yüzden delirmemiş miydi? Çünkü 80 milyonluk bir açık hava tımarhanesinde yaşıyorduk. Ülkenin yarısı delirip, psikiyatri polikliniğinde kuyruklar oluşturuyor, yarısı ise çok iyi normal taklidi yapan anormallerden oluşuyordu. S.O.S. un adı okundu ve doktorun odasına girdi.

-Merhaba doktor hanım.

-Merhaba kapıyı kapatın lütfen.

-Ha tabii.

-Adınız neydi?

-Salih Onur Savaş

-Size hangi isminizle hitap edeyim?

-Onur.

-Onur bey size nasıl yardımcı olabilirim?

S.O.S. yani Onur bey anlatmaya başladı. 9 yıl önce şizofreni ve bipolar bozukluk tanısıyla 2 hafta Bakırköyde kaldığından, kendisinin 9 yıldır takibini yapan İstanbul'daki doktorunun sağlık sorunu nedeniyle bu sefer yardımcı olamadığı için buraya geldiğinden ve kullandığı psikotik ilaçlardan bahsetti. Çok genç ve kibar bir doktordu Sema Hanım. Onur'un iğnesini ve haplarını yazdı ve çıkarken:

- Onur bey 9 yıl önceki yatışınızdan sonra başka bir sefer Bakırköye yatışınız oldu mu? Diye sordu.

Onur,

- Hayır olmadı, dedi.

Genç doktor hanım:

-Sizi tebrik ediyorum ikinci kez yatmamış olmanız başarı, dedi. 

Onur tebessüm etti ve odadan çıktü. Hastanenin bahçesinde bir sigara yaktı ve " Başarı " dedi. Bu ülkede bir kez delirmek normal kabul ediliyor. Eğer iki kez veya üç kez delirmemişseniz bu başarı olarak kabul ediliyor, dedi. Eskiden dil, din, ırk ayrımı gözetmeden kendini Türk hisseden ve " Ne mutlu Türküm " diyen herkes Türk vatandaşı olurken, artık yeni Türkiye vatandaşı olmak için ön koşul " Ne mutlu deliyim diyene " demek olmuş.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder