24 Ağustos 2026 Pazartesi

Sofra

 Gençken hayalleri gerçekleşmiş birinin toyluğunun ona verdiği iyi niyetin ve saflığın zamanın acımasızlığı karşısında yavaş yavaş paslanması ve gelecekte birgün kendi kendine: " Bu yolun başında ki mutluluğun nerede şimdi? " demesi mi daha acıdır yoksa gençken hayal kırıklığına uğramış, kalbi kırılmış ve artık kırılacak kalbi kalmadığı için artık acı çekmeyen lakin bu hünerin getirdiği lanetle hayallerin saf mutluluğunu kalbinde yaşayamayan bir kişinin durumu mu daha acıdır? Birincisi hayal kırıklığını yıllar sonra yaşar ve geçmişteki hatıraların güzel hatrına yolu yürümeye devam eder. İkincisi ise ölümsüzlüğünün bedelini hayattan tat alamamakla öder. Bu tıpkı sarayda kralın sofrasında ağırlanıp her şeyden yiyip hiç bir şeyden tat alamamak gibi bir şeydir. Geçen gün yıllardır görüştüğüm tabiri caizse " benim ciğerimi " bilen bir arkadaşımla dertleşiyorduk. O kendisini yukarıda bahsettiğim ikinci grup insana dahil ediyor. Görmüş, geçirmiş orta yaşlarda biri. Bana aniden " Ben aşık oldum " dedi. Sevdiği kadından bahsederken gözleri parlıyor, gözlerinin kenarındaki ve alnındaki çizgiler dile geliyor ve sanki " ben mutluyum " diyordu. Bana " Bir filmi kaç kez seyretmiş olursak olalım, her izlediğimiz sefer; 20 yaşımızda farklı, 30 yaşımızda farklı, 40 yaşımızda ise daha farklı bir anlam çıkarıyoruz " dedi. Yani, yaşanan hayatlar aynı lakin yaşadığımız yaşdaki duygularımız daha farklı. O yüzden hayattan tat almaya bakalım sevgili okur. Hayat bir an: Ya kölesi oluruz yada efendisi. Bitmeyecek gece, dinmeyecek fırtına yoktur. Bugün seni üzen şeyin on yıl sonra dudağının kenarında hafif bir tebessüme dönüşeceğini unutma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder