Yaşayanlar ölülerin gözlerini kapar. Ölüler ise yaşayanların gözlerini açar, diyor Bulgar yazar Gospadinov. Kendimden biliyorum yakın insanların kaybedilmesi insanın hayatında bir değişim rüzgârı estiriyor. Akıllı insanlar esen bu değişim rüzgârının önüne değirmen kuruyor, akıllı olmayanlar ise duvar örmeye çalışıyor. Hayat hiç bitmeyen bir savaş. Herkesi yensek bu sefer kendimizle savaşmaya başlıyoruz. Kendimizi yenince bu sefer tekrar herkesle cenge tutuluyoruz. Aslında bu " Herkes " ruhumuzun kuytularında kalmış gölgelerimizin bir yansıması da olabilir. Bunu bir düşünmek lazım. Geçen akşam dinlediğim bir ayet bana şunu düşündürttü: Elinde ki tek ekmeğin yarısını paylaşan fakir bir adam mı daha iyidir yoksa 1000 tane altınının 25 tanesini paylaşan zengin bir adam mı daha iyidir? Akıl bir lanet mi dir yada insana Tanrıcılık oyunu oynatan bir tür şirk koşma ayini midir? Gençken " yarını " düşünmeden aptalca aşık olmak tecrübesiz insanı nasıl da mutlu ederdi. Ama bilginin lanetiyle kalbi prangalanmış olgun insan daha başlamadan aklında sivri sinek gibi vızıldayan " olasılık " ihtimalleriyle uğraşırken eskisi gibi bir türlü aşık olamaz. " Ya şöyle olursa, ya böyle olursa... " diye der, der, der ve koca bir umut ve mutluluk ormanını yok eder. Bilgi asla lanet değildir arkadaşım. Bilgi ateştir: Onunla karanlıkları aydınlatıp labirentten çıkış yolunu da bulabilirsin. Yada onunla içindekilerle birlikte koca bir ormanı da yakabilirsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder