Çimenleri maviden, papatyaları kanatlı şairlerden bir çiçek tarlasına bakıyorum bu sabah Türk kahvemi içerken. Marmara'ya bakıyorum kedilerin haylazca oynadığı, ihtiyar köpeğin uyukladığı sahilden. Güneş açınca, maviliğin huzuru semada kasvetli griliği kovalayınca, bahar göz kırpmaya başlayınca hayat ne güzel... Derken sarışın bir kadın geçiyor sahilden. Yirmilerinde olgun, ellilerinde ise yaşlanmış ama hiç ihtiyar olmamış bir kadın. Acaba o mu? Dediğim esnada Müslüm babanın sesi çınlıyor pazar sabahının tenhalığını yaşayan arkamdaki sokakta. " Her şeyde sen varsın unutamadım " diyor. İyi ki aşk var diyorum kendi kendime. Leyla olmasa Mevla'yı bulabilir miydim? İnsan bir faniyi sevmeden bakiyi sevebilir mi? Seviyorum şaşırtıp oyun oynayanı, zamansız mektupları ve hayatımda ki üstatları...Seviyorum karanlığımı, yalnızlığımı. Biliyorum ki ben bir tohumum. Baki'ye olan aşkımın faniye olan aşkımdan filizleneceğini biliyorum. Rabbim'den herkese AŞK diliyorum. Çünkü:
Aşk din,
Mutluluk ibadet,
Sevgi ise Tanrı'dır...
Bu da gecikmeli 14 Şubat yazısı olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder