La Vita Bella yani Hayat Güzeldir adlı filmi çok severim. İçinde aşk, sevgi, espri, dram barındıran bir İtalyan filmidir. Filmde ikinci dünya savaşı sırasında bir baba 5 yaşındaki oğluyla beraber Nazilerin toplama kampına düşüyor. Baba çocuğunun olumsuz şartlardan soyutlamak için ona etraflarında tüm olup bitenlerin bir oyun olduğunu ve oyunu kazanırlarsa doğum gününde hep istediği tankı hediye olarak alacağını söyler. Toplama kampında mahkumlar hep feci şeyler ve işkenceler yaşarken çocuk babasının kendisine çizdiği pembe tabloyla tüm olup biteni sonunda hayalindeki tankı kazanacağı bir oyun olarak görmektedir ve tüm o dramın içinde eğlenmektedir. Bu grizgahı: Mutluluk bulunacak bir şey değil, yaratılacak bir şeydir, cümlesinin altını doldurmak için yaptım. Ne kadar doğru bir söz değil mi? Modern insanlar mutluluğa aranıp bulunacak bir hazine gözüyle bakıyorlar. İnsanların sürekli arayışta olması onun ulaşılamayacak bir hedef olması. Ömürlerini harcayıp o hedefe vardıklarında o hazinene kendilerine mutluluk getirmediklerini idrak ediyorlar. Paulo Coelho'nun Simyacı romanında Endülüslü çoban Santiago'nun hazineyi bulmak için evinden çok uzaklara Mısır piramitlerine gitmesi yaşadığı onca maceradan sonra hazinen aslında kendi evinin arka bahçesinde bulması anlatılır. Yani mutluluk çok uzaklarda değil, kendi içimizdedir mesajı veriliyor. Bir aynanın karşısında yüzümüzdeki boyayı görürüz. Aynadaki yansımamızın yüzünü ne kadar ovarsak ovalım o boya yüzümüzden çıkmaz. Ancak elimizle kendi yüzümüzü silersek o boya yüzümüzden çıkar. Çünkü kendimiz haricindeki dış dünya bir yansımadır. Dış dünyayı değiştirmeye uğraşmak yerine kendimizin farkına varıp kendimizi değiştirince hayatta fark yaratırız. Yani kendi mutluluğumuzu yaratırız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder