2 Ekim 2026 Cuma

Şemsiye

 Vakit öğlene doğru ilerliyor. Dışarıda sağnak bir yağmur. Aynada bi haftalık sakallarımı görünce tıraş olmayı unuttuğumu hatırlıyorum. Artık sakallar beni rahatsız etmiyor hayatımdaki belirsizlikler de... Fermuarı bozuk kot pantolonumu giyiyorum. Bozuk olan şeyleri tamir ettirme gibi bir derdim hiç olmadı. Kendim hariç. Yıllar önce kendime bir yazılım yükletmiştim ve zıvanadan çıkmıştım. En son Bakırköy'de beynime format atmak zorunda kalmışlardı. Uzun süredir şemsiye kullanmıyorum. Bir dışarıya bir mutfaktaki sepette boynu bükük duran kara şemsiyeye bakıyorum. Empati kurup ona acıyorum. Şu hayattaki en acı şey bir köşede unutulmak. Şemsiyeyi kapıp çıkıyorum dışarı. Gri bir hava ve şakır şakır yağmur. Şemsiye elimde caddede yürüyorum. Daha beş dakika olmadan her yanım sırılsıklam oluyor. Gücenmesin diye şemsiyeye bir şey demiyorum. Daracık kaldırımda karşıdan gelen hanımefendiye yol vermek için kenarda duruyorum. O esnada geçen bir arabanın sıçrattığı su ayaklarımı ıslatıyor. Suratımda aptal bir tebessüm. Birinci caddeyi bitirip ikinci caddenin sonundaki tütüncüye gidiyorum. 2 karton zıkkım alıyorum, yalnız gecelerde içtiğim kahvenin yanında bol bol zıkkımlanmak için. Sonra bir lokantaya uğruyorum. İnsan hareketinin olduğu sokak tarafına oturmaya niyetleniyorum ama garson abla " Seni ya içeri yada yan tarafa alalım " diyor. Zaten insanlar beni hayatım boyunca bir yerden bir yere aldı. Başlarının üstüne alan da ayaklarının altına alan da oldu... Yemeğim geliyor. Islak sokakta tir tir titreyen küçük bir kedi. Ekmeğimin içinden bir sosis parçası koparıp gel pisi pisi diyorum. Biraz tereddütten sonra yanımda bitiyor. Yemeğimi yerken onu da besliyorum. Bir kedi kendisini bir kez de olsa besleyen bir yabancıya minnet duyar diye düşünüyorum. İnsan da öyle olmalı. Yağmur diniyor. Katladığım şemsiyemi elime alıp evin yolunu tutuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder