Pazartesi akşamı İstanbul'da yılın derbisi oynandı. Maçın skorundan, kimin iyi oynadığından yada gollerden bahsetmeyeceğim.Aslında bu maç çok büyük bir toplumsal arızamıza bir kez daha ayna tuttu.Galatasaray Fenerbahçe'ye karşı, cim bom fenere karşı, aslan kanaryaya karşı... Hayır aslında aynı bayrak, aynı dil, aynı vatan, aynı mavi gökyüzü altında yaşayan bir ülkenin evlatları ikiye bölünmüş birbirine karşıydı. Maçın bitiş düdüğüyle ortaya çıkan rezaletten yani iki takım oyuncularının birbirine tekme tokat girmesinden bahsediyorum. Bu sekans aslında toplum olarak kendimizle yıllardır hiç bitmeyen bir " kavganın " özeti gibiydi. Belki yüz yıl önce Atatürk önderliğinde kurtuluş savaşını kazanıp topraklarımızdan düşmanı kovduk ama yüz yıldır " birbirimize " olan düşmanlığa bir türlü son veremedik. Düşmanla olan savaşımız bitti ama toplum olarak kendimizle olan savaşımız bir türlü bitmedi. Önce solcu-sağcı olarak birbirimizle kavga ettirdiler bizi. Sonra başımıza terör örgütü peydahlayıp Türk-Kürt olarak kavga ettirmeye çalıştılar. Sonra laik-müslüman kavgasını ortaya attılar. Bu ülkenin insanının aklındaki zemin kaygan; o yüzden fikirlerimiz, evet farklı fikirlerimiz kolkola girip kardeşce yürümek yerine ayağı kayıp her seferinden yere kapaklanıyor. Bir spor müsabakası sonrasında bile taraftarlar küfür kıyamet, Atamızın dediği gibi " zeki, çevik ve ahlaklı olması " gereken sporcular birbirine giriyorsa; bu ülke her zaman toplumu kutuplaştıracak bir bahane üretiyorsa... Yahu kendimizle olan bu kavgamız ne zaman sona erecek? Aklımızda ne zaman güneş doğacak ve o ıslak, kaygan zemini ışınlarıyla kurutup farklılık içeren düşüncelerimiz kol kola girip hep özlemini duyduğumuz o " barış halayını " çekecek? Biraz Atatürk'e kulak versek bu iş hallolucak: Yurtta sulh, dünyada sulh. Yurtta sulh yani yurtta barış. Kendimizle barış. Önce kendimizle barış...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder