Şafak söktü, kader yine bugün yaşanacakları önümüze döktü. Evden çıkarken kedim bana " Gelirken yaş mama getir " dercesine miyavladı. Gökyüzü, ıssız Yalova sokaklarından daha kalabalık bu vakitte. Yağmur bulutları ile grilenmiş. Yapraklar hışırdamasa rüzgârın sesini duyabilir miydim? Bana Işıl ışıl genç genç bakmasan kalbimin sesini duyabilir miydim? Bu sabah Türk kahvemin tadı buruk değil. Çünkü senin cümlelerinle tatlandı. Karşımda bir ak kavak ağacı. Acaba bu hikaye ak kavak ağacının ömrü gibi uzun olur mu? Artık fısıldamadığım kör karanlıklar suskunluğuma bozulur mu? Kayalar yanyana durmuş, aşıklar el ele üzerinde yürüye durmuş. Kayalara bakıyorum: Acaba denizin hırçın dalgalarıyla ıslanmak mı güzeldir yoksa yaz yağmuruyla mı ıslanmak? Yeter ki göz yaşıyla ıslanmayalım da... Kaç duygumun kurbanından sonra üçüncü gün yağan yağmur gibi kırık dökük hisleri temizledi göz yaşlarım... Yalnızlığımı avuttu ömürlük arkadaşlarım. Günaydın esen rüzgâra. Günaydın arkadaşlara. Günaydın sana.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder