Yakup Kadri Karaosmanoğlu kurtuluş savaşı ve cumhuriyetin ilk dönemlerinde Atatürk'ün en yakınında bulunmuş, eserlerinde bu dönemlere ait gözlemlerini aktarmış, mebusluk ve diplomatlık da yapmış bir yazarımızdır. Geçen yaz okuduğum Yaban romanının devamı niteliğinde ki Ankara romanını okudum. Yaban'da kurtuluş mücadelesi esnasında tasvir ettiği bir köy üzerinden cumhuriyet öncesi devirde Anadolunun geri kalmışlığının ( sosyal ve yaşam standartları anlamında ) ve cahilliğini filtresiz bir anlatımla kitabında işliyordu. Ankara romanında ise baş karakter Selma hanım ve sırasıyla hayatına giren Nazif Bey, Bin başı Hakkı ve son olarak daimi mutluluğu yakaladığı Neşet Sabit adlı kocalarıyla yaşadığı gönlündeki inişli çıkışlı duyguları ve cumhuriyetin ilanı sonrası başkentin sosyetesine, varoşuna, halkına nüfuz eden inkilapların toplum tarafından doğru anlaşılması kaygısının ruhunda yarattığı heyecanlar aktarılıyor. Selma Hanım'ın cumhuriyete, inkilaplara, başkente, bireylere yüreğinin en derinlerinde sevgi duyması ve sahip çıkışını kitaptaki şu cümleler açıklıyor: " Selma Hanım, yalnızca çocukluğunu bildiği bu delikanlının yüzüne değil, hemen Ankara'nın herkesine ve herşeyine aynı şevkat ve dikkatle bakıyordu. Yol üstünde yükselen her yeni bina onun mülkü, her yeni dikilen ağaç onun bahçesinden alınmış bir fidan, her yeni yetişmiş genç onun mektebinden çıkmış bir vatan evladı idi. Her açılan caddenin her yapılan meydanın, her dikilen anıtın her kurulan müessesenin zevkini, gururunu, sanki bunların her biri kendi eseriymiş gibi yürekten duyuyordu " Yaban ve Ankara romanlarını okuduktan sonra anladım ki; Yakup Kadri olağan üstü bir devrin olağan üstü bir yazarıymış. Toprakları bölünüp paylaşılmış boynu bükük bir milletten, egemenliği milletten alan, sanayi, iktisat, tarım, kültür ve sosyal hayatta modern genç başı dik bir cumhuriyetin yaşandığı olağanüstü dönemden bahsediyorum. Atatürk ve silah arkadaşlarına minnetle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder