3 Kasım 2026 Salı

Yargılama

 İmam-ı Azam'ın babası bir gün dere kenarında yürürken suda sürüklenen bir elma görmüş. Çok açmış. Dereye uzanmış ve elmayı almış. Bir ısırık aldıktan sonra " Bu helalinden bir rızık değildi, başkasına ait bir elmaydı. Ben ne yaptım? " diye pişman olmuş. Elmanın sahibini bulmak için dereyi takip etmiş ve bir elma bahçesine varmış. Bahçenin sahibini bulmuş ve ondan helallik istemiş. Bahçenin sahibi: " Helallik veririm ama iki şartım var. İlk olarak yedi yıl hizmetimde çalışacaksın. Ondan sonra da benim; kör, sağır, eli tutmayan bir kızım var. Onunla evleneceksin" demiş. Genç haramdan korkan o kadar dürüst bir insanmış ki şartları kabul etmiş. Yedi yıl bahçe sahibinin emrinde çalışmış. Sıra düğüne gelmiş. Düğün günü gelinin odasına çıktığında; hiç de babasının anlattığı gibi gözleri görmeyen, işitmeyen, eli tutmayan kötürüm bir kız değil aksine sapasağlam, sağlıklı, melekler kadar güzel alımlı bir kızla karşılaşmış. Babasına neden kızın hakkında kör, sağır, eli tutmaz dedin diye sormuş. Kızın babası: " Benim kızım kördür harama asla bakmaz. Benim kızım sağırdır gıybeti dedikoduyu asla işitmez. Benim kızımın eli tutmaz çünkü asla harama el uzatmaz " demiş. İşte o izdivaçdan İmam-ı Azam hazretleri dünyaya gelmiş. Üzerine düşünülmesi gereken bir hikaye... Buradan yargılama konusuna gelmek istiyorum. İnsanları ne kadar kolay yargılıyoruz değil mi? Ben de bu hataya düşüyorum bazen. Hatta geçen gün günlüğüme: " insanları yargılama. Yargı Tanrı'nın işi... Yargılayacaksan kendini yargıla." diye yazdım. Yargıyı besleyen( tetikleyen ) şeylerden biri gıybet ve dedikodudur. Kalbimizi temiz tutmak zorundayız. Gıybet ve dedikodu şeytanın beslendiği pisliklerdir. Şeytanı beslersek sonra şeytana uyar " yargı " dağıtmaya başlarız. E hani şirkten, Allah'a ortak koşmaktan uzak duruyorduk? Biz başkalarını yargılayınca, Tanrıcılık oynamış olmuyor muyuz? Aman diyeyim. Tekrar ederek bitireyim: Yargı Tanrı'nın işi... İlla yargılayacaksak kendimizi yargılayalım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder